Amerika’nın İran’a dayattığı yaptırımların dosyası - 6
Geçen bölümlerde belirtildiği üzere, Amerika İran’da 1979 yılında İslam inkılabı zafere kavuştuktan hemen sonra türlü bahaneleri ileri sürerek İran’a yaptırım uygulamaya başladı.
Bu yaptırımlar son kırk yılda Amerika’da ister demokratlar iktidarın başında olsun ister cumhuriyetçiler, teröre destek veya insan hakları ihlalleri gibi bahanelerle uygulandı ve bu çerçevede Amerikalı firmalar ve vatandaşlar İranlı taraflarla ticaret yapmaktan men edildi.
Öte yandan İran ve 5+1 grubu arasında gerçekleşen nükleer müzakerelerin sonunda iki taraf arasında ortak eylem planını içeren ve İran’da Bercam adı ile anılan nükleer anlaşma imzalandı. Bu anlaşma Amerika ve Batı’nın dayattığı yaptırımların sadece nükleer faaliyetlerle ilgili olan kısmının kaldırılmasını öngörüyordu. Ancak buna karşın Amerika’da yönetimin el değiştirmesi ve cumhuriyetçilerin adayı Donald Trump Başkan seçilmesinin ardından Washington yönetimi hatta bu sözünü bile tutmamak için bir dizi girişimlerde bulunmaya başladı.
Amerika’nın yeni Başkanı Donald Trump 2016 yılında seçim kampanyaları sırasında Bercam nükleer anlaşmasını Amerikan tarihinin en berbat anlaşması ilan etti. Trump İran ve 5+1 grubu arasında yürütülen müzakerelerde İran yönetimi büyük imtiyazlar elde ettiğini ve Amerika ve Batı zararlı çıktığını iddia ediyordu. Bu yüzden Trump başkanlık seçimlerini kazandığı takdirde Amerika’yı bu anlaşmadan çekme sözü verdi. Bu tutum Amerikalı cumhuriyetçilerin yanı sıra İran ile nükleer anlaşmanın bozulması için sabırsızlanan siyonist rejim ve Suud hanedanı tarafından da destek görüyordu. Nitekim aynı zümre Donald Trump 2016 başkanlık seçimlerini kazandığı günü, Bercam nükleer anlaşmasının ölüm günü ilan etti.
Ancak Amerika Başkanı Trump ve danışmanlarının düşündüğünün aksine yedi ülke arasında iki yıl süren ve Avrupa Birliği Dış Politika Sorumlusunun başkanlık ettiği sıkı müzakerelerin ardından varılan ve BM güvenlik konseyinin yeni kararnamesi ile uygulanması zorunlu hale gelen anlaşmayı yok etmek pek de kolay değildi. Nitekim bir çok siyaset ve güvenlik meseleleri uzmanları ve hatta cumhuriyetçi parti içinden bazı şahsiyetler Trump’ı Bercam nükleer anlaşmasından tek yanlı çekilmenin Amerika’yı dünyada siyasi inzivaya iteceği ve İran İslam Cumhuriyeti nizamına da nükleer faaliyetlerine anlaşmadan önceki dönemin seviyesine geri gelmesine izin vereceği yönünde uyarmaya başladı.
Bu arada nükleer anlaşmanın diğer tarafları olan AB troykası, Rusya ve Çin de şiddetle Bercam nükleer anlaşmasının bozulmasına karşı çıkmaya başladı. Buna rağmen İran İslam Cumhuriyeti nizamının Amerika Bercam nükleer anlaşmasını yırtarsa, İran bu anlaşmayı yakacağı yönündeki kesin tavrı Amerika’nın yeni Başkanı Donald Trump’ı anlaşmayı yok etme yönündeki tehditlerinden geri adım atmaya zorladı. Bu yüzden ve kongrenin İran’a dayattığı nükleer yaptırımları askıya alma süresinin uzatılması ve ayrıca ABD başkanının İran’ın bu anlaşmaya bağlı kalıp kalmadığını onaylama zamanı gelince, Donald Trump Amerika’nın üstlendiği yükümlülükleri çerçevesinde anlaşmayı onaylamak zorunda kaldı.
Bundan önce Amerika’nın bir önceki Başkanı Barack Obama Amerika başkanına tanınan yasal yetkilerini kullanarak kongrenin İran’a dayattığı yaptırımları askıya alıyordu ve sebebini de yazılı bir raporla Amerika’nın yasama kurumuna gönderiyordu.
Öte yandan Amerika Başkanı kongrenin 2015 yılında çıkardığı nükleer anlaşmayı gözden geçirme kanunu çerçevesinde her 90 günde bir, İran’ın Bercam nükleer anlaşmasına bağlı kalıp kalmadığını onaylaması gerekiyordu. Amerika’nın önceki yönetimi son günlerine kadar bu yükümlülüğünü doğru biçimde yerine getirdi ve bu yükümlülük iktidarın Obama ile Trump arasında el değiştirmesi ile birlikte yeni yönetimine devredildi.
Amerika’nın yeni Başkanı Donald Trump bu ülkenin Başkanı seçildiği ilk günlerde İran’a dayatılan ve nükleer anlaşma çerçevesinde askıya alınan yaptırımları askıya alma süresini uzatmak ve İran’ın Bercam nükleer anlaşmasına bağlı kaldığını onaylamaktan kaçınmak istiyordu. Ancak Başkan Trump’ın dış politika ve milli güvenlik alanlarında baş danışmanları olan Dışişleri Bakanı Rex Tillerson, savunma Bakanı James Matis ve milli güvenlik danışmanı Herbert Mc Mister, iki kez 90 günlük sürelerin sonunda Trump’ı Bercam nükleer anlaşmasına uymaya zorladı. Trump’ın bu danışmanları, Amerika’nın Bercam nükleer anlaşmasından çekilmesi bu ülkenin milli güvenliğini ve ayrıca uluslararası benzer anlaşmaları hem de nükleer açıdan içinde bulundukları hassas dönemde tehlikeye atacağı yönünde ciddi uyarılarda bulunmuştu. Zira özellikle UAEK da İran’ın nükleer faaliyetleri ve Bercam nükleer anlaşmasındaki yükümlülüklerine bağlı kalıp kalmadığını onayladığı raporlarında sürekli İran yönetiminin anlaşmadaki tüm yükümlülüklerine uyduğunu onaylıyordu.
Gerçekte UAEK’nun raporları ve Washington yönetiminin üst düzey yetkilileri ve Amerika’nın müttefiklerini sürekli uyarıları Trump’ı geçen Temmuz ayında da bir kez daha İran’ın Bercam nükleer anlaşmasındaki yükümlülüklerine bağlı kaldığını onaylamak zorunda bıraktı. Ancak buna karşın Trump’ın bir sonraki 90 günlük dönemin sonunda bunu yapmayacağı belliydi.
Amerika Başkanı Donald Trump’a göre Bercam nükleer anlaşması Barack Obama yönetiminin kazanımıydı ve ucuz sağlık sigortası, Amerika’ya göçü kolaylaştıran yasalar, Küba ile barış ve Paris iklim anlaşması gibi Obama’nın diğer kazanımları gibi bir kenara bırakılması gerekiyordu. Üstelik Trump için Amerikan tarihinin en berbat anlaşması nitelediği bir anlaşmayı her 90 günde bir onaylamak da imkansız hale gelmişti.
Bu arada siyonistlerin propagandaları ve Suud hanedanının petrol dolarları da Trump’ın yardımına geldi. Trump, uluslararası camianın Bercam nükleer anlaşmasının korunmasına vurgu yaptığı halde geçen Ekim ayında sansasyonel ve baştan başa hakaret ve mesnetsiz suçlamaları içeren konuşmasında artık İran’ın Bercam nükleer anlaşmasına bağlı kaldığını onaylayamayacağını ilan etti.
Amerika Başkanı Trump’un zaten beklenen bu tutumunun ardından askıya alınan nükleer yaptırımların kaderi bir kez daha kongrenin eline düştü. Her iki senato ve temsilciler meclislerinde azınlık konumunda bulunan demokratların hemen hemen tümü Bercam nükleer anlaşmasının yok olması ile sonuçlanacağı kesin olan nükleer yaptırımların geri gelmesine karşı çıkıyor. Bu yüzden kongrede İran aleyhinde her türlü yeni yaptırım yasası oylamaya sunulduğu takdirde demokratların Bercam’ın yok olmasına yol açacak her türlü çabaya karşı çıkacakları anlaşılıyor.
Öte yandan cumhuriyetçilerin arasında da çatlaklar göze çarpıyor. Bob Korker ve Tom Katen gibi radikal senatörlerin başını çektiği bir grup İran’ın füze programı ve bölgedeki faaliyetleri gibi nükleer olmayan konuları Bercam nükleer anlaşmasına iliştirerek askıya alınan yaptırımların otomatik olarak geri dönmesini sağlayan bir mekanizma tasarlamaya çalışıyor. Bu tutum beyaz saray tarafından da destekleniyor.
Buna karşın kongredeki cumhuriyetçilerin çoğunluğu Bercam nükleer anlaşmasının yok edilmesi ve bu durumdan doğacak risklerin sorumluluğunu üstlenmek istemediği anlaşılıyor. Bu yüzden cumhuriyetçilerin bu kesimi nükleer olmayan konuların Bercam nükleer anlaşmasından bağımsız olarak ele alınmasını ve ayrı yasalar çıkararak İran’a füze programı veya teröre destek iddiası doğrultusunda yaptırım uygulanmasını istiyor.
Amerikan kongresi bu yaklaşımın çerçevesinde geçen Temmuz ayında Katsa adı ile anılan yaptırımlarla ABD düşmanları ile mücadele kanununu onayladı. Bu kanun ilkin senatoda İran’ın istikrarsızlaştırıcı uygulamaları ile mücadele kanunu adı altında onaylandı ancak temsilciler meclisinde temsilcilerin tarafından şekil bakımından itirazına maruz kaldı ve Rusya ve Kuzey Kore de yasaya eklenerek yaptırımlarla ABD düşmanları ile mücadele kanunu adı altında kongrenin nihai onayını aldı ve 2 Ağustos 2017 tarihinde de Donald Trump tarafından imzalanarak yasalaştı.
Bu kanuna istinaden İran, Rusya ve Kuzey Kore ülkelerine daha ağır yaptırımlar uygulandı. İran’a dayatılan yaptırımların bahanesi teröre ve milis güçlere destek, insan hakları ihlalleri ve balistik füze programını geliştirmek şeklinde açıklandı. Rusya konusunda Moskova’nin Amerika’da 2016 başkanlık seçimlerine müdahale, balistik füze denemeleri ve Kuzey Kore konusunda da Piyong Yang yönetiminin BM kararnamelerine uymamak gibi bahaneler ileri sürüldü.
Katsa adı ile anılan bu kanun yürürlüğe girdikten sonra Amerika Başkanı Donald Trump İran İslam Cumhuriyeti Bercam nükleer anlaşmasına uyduğunu onaylamaktan kaçındığı günde Amerika hazine bakanlığına İran’ın füze programında faaliyet yürüten kişilere ve firmalara ve ayrıca İslam inkılabı muhafızlar ordusuna yeni yaptırımlar uygulaması yönünde talimat vereceğini açıkladı.
Bu yaptırımların uygulanması ile beraber tarihte ilk kez bir ülkenin askeri kurumu, Amerika devleti tarafından yaptırıma maruz kalıyordu. Buna karşın İran’ın üst düzey siyasi ve askeri yetkililerinin sert uyarılarının ardından Amerika Başkanı Trump İslam inkılabı muhafızlar ordusunun adını Dışişleri Bakanlığının yaptırım listesine almaktan kaçındı. Gerçekte eğer İslam inkılabı muhafızlar ordusunun adı böyle bir listeye alınsaydı, İran ve Amerika arasında askeri yüzleşmenin zemini oluşacaktı, oysa bu durum son kırk yılda Amerikalı yetkililerin tüm sözlü saldırılarına rağmen sürekli kaçındığı bir durumdur.
Sonunda büyük bir propaganda ve gürültü ile kongrede İslam inkılabı muhafızlar ordusu aleyhinde onaylanan ve Trump’ın talimatı ile hayata geçirilen yaptırımların mahiyet itibarı ile Amerika’nın İran’a ve İslam inkılabı muhafızlar ordusuna bundan önce dayattığı yaptırımlardan pek farklı olmadığı ve daha çok ABD yönetimi ve kongrenin Bercam nükleer anlaşmasını yok etmekte aciz olduklarını örtbas etmeyi amaçladığı anlaşıldı.
Şimdi İran’a dayatılan nükleer yaptırımların askıya alınmasının devam etmesi veya yeniden uygulanmasına karar verme süresinin sonuna yaklaşıldığı bir sırada tüm gözler ABD kongresine çevrilmiş bulunuyor. Bu arada tüm işaretler, İran İslam Cumhuriyeti’nin nükleer müzakerelerin yeniden düzenlenmesi veya Bercam anlaşmasına yeni maddelerin eklenmesine kesin karşı çıkması ve başta AB olmak üzere uluslararası camianın da bu anlaşmaya tam destek vermesinin ardından ABD kongresi de eski tutumundan geri adım atmaya hazırlandığı gözleniyor.
Ancak ABD kongresinin bu yenilgisi, füze programı veya İran’ın Batı Asya bölgesinde nüfuzu gibi bahanelerle nükleer olmayan yaptırımların ağırlaştırılması ile telafi edilmeye çalışılması, beklenen bir durumdur. Bu yüzden Amerika’nın İran milletine 40 yıldır dayattığı yaptırım hikayesi daha uzun yıllar devam edeceği ve Amerikalı devlet adamları hatta üstlendikleri yükümlülüklere rağmen İran milletine baskı uygulamaktan el çekmeyecekleri söylenebilir. Ancak İran milleti de bu yıllarda Amerikalıların türlü yaptırımları altında yaşamaya alışan ve hiç bir sıkıntı çekmedikleri gibi barışçıl nükleer enerji gibi bilimsel ve teknolojik alanlarda ve özellikle askeri ve savunma alanlarında büyük ilerlemelere imza atan bir millettir.