Yelda töreni, yaşam ve aydınlığı takdir gecesi
Yelda gecesi, hoş geldin demek gecesidir, karşılama gecesidir. Yelda gecesi, aydınlığı ve güneşi karşılama gecesidir.
Yelda gecesi, aşk yolunda kaybolanların gecesidir, aydın bir gökyüzünde parlak bir güneşin doğuş umuduyla. Yelda gecesi, İranlıların kutlama ve mutluluk geceleridir; İran'ın engin tarihi kültürü törenlerinden biri olan Yelda gecesi, kutlu olsun.
Tüm İranlılar ve İran kültürel coğrafyasında yaşayanların tümü, asırlardan beri, yılın en uzun gecesi ve kışın başlangıcı olan geceyi çeşitli törenler ve ayinlerle kutluyorlar. Yelda gecesi İran kültürünün doğa olaylarına olan bakışı ve Nevruz'dan sonra en önemli ve coşkulu kutlamalarıdır.
Kış kutlamasının tarihi, çok eski yıllara ve uzun maziye dayanır; bu kutlamayı, kış mevsiminin ilk gününde güneşin doğması olan "Hürrem Ruz"u kutlama töreni ile aynı geçmişe sahip olduğu söylenebilir. Kış kutlama töreni, çiftçi ve besicilerin yaşamında büyük önem taşıyor; nitekim köy ve kasabalarda yaşayan İranlılar arasında en yaygın olan kutlama törenlerinden biridir.
Fakat Yelda töreni ve kutlamaların günümüze kadar ulaşarak hala devam etmesinin sırrı ise, bir çok sebebe dayanıyor ki, Yelda'nın bir nevi doğa ve her yıl ebedi bir düzenle tekrarlanan mevsim değişikliğine bağlı olması, İranlı çiftçi ve besicinin çalışması ve geçimini sağlaması ile iç içe olması ve de bu törenin İran'ın tarihi kültürel kimliğinin bir yansıması olması ise bu sebeplerin başında geliyor.
kelime itibarı ile Süryani bir kelime olan "Yelda" milad ve doğmak anlamındadır. Eski İranlıların inancına göre güneş son baharın son günü yani Azer ayının son gününde doğuyor. Miladi 10 ve 11. Asırların ünlü İranlı müneccim ve bilim adamı Ebu Reyhan Biruni, güneşin doğmasını hedef alarak bu törenden " Milad-ı Ekber" şeklinde söz ediyor. Biruni'nin belirttiği Milad-ı Ekber'in dakik zamanını ise Mesudi'nin kaleme aldığı el-Tenbih ve el-İşraf adlı kitabında bulabiliriz. Miladi 10. Asırda yaşayan Müslüman bilim adamı ve tarihçi Mesudi, bu kitapta yılın dört mevsime ayrılma konusuna değinerek, 3. Mevsim olan son bahardan söz ediyor ve son baharın son gecesi ve kış mevsiminden önceki gece ya da Süryani takviminde "Birinci Kanun" ayın 22. Günü (miladi takvime göre 22 Aralık ve hicri şemsi takvime göre 1 Dey) olduğunu belirtiyor. Biruni hicri şemsi 1 Dey gününden, "Hor" adı ile söz ediyor, bu gün bazı kaynaklarda ise "Hürrem Ruz" olarak geçiyor. İran'ın ünlü şairi Firdevsi de kendi kaynaklarına dayanarak, Yelda kutlamaları ve "Hürrem Ruz"u, Pişdâdîler padişahlarından Huşeng'e atfediyor.
Yelda gecesi kutlamaları, "Çille" adı ile de bilinir, zira kış mevsiminin ilk ayı Dey'in ilk gününden ikinci ayı Behmen'in 10.g ününe kadar 40 günlük süre " Büyük Çille"dir ve bu 40 günde soğukların dorukta olduğu bilinir. Çille gecesinde tüm insanlar güneşin doğmasını beklerken, gece boyunca büyüklerin evlerinde toplanır, çeşitli kuru yemişler, meyveler ve özellikle nar yerken, Şehname ve Hafız'ın şiirlerini okur, hafız divanından fal açıp, birbirine bilmeceler sorar ve eğlenir. İran mitolojisine göre güneş doğarken karanlık canavarın belini kırar ve kendi ışınları ile inasnların hayatındaki uğursuzlukları, şanssızlıkları ve lanetleri yok eder.
Her yeni yıl ve mevsimin başında geleceği tahmin etmek ve fal açmak, İran halkının eski geleneklerindendir. İranlı araştırmacı ve yazar Ali Blokbaşı şöyle yazıyor: Sumer ve Babil medeniyetlerinde yeni yıl kutlamaları olan Akitu veya Zakmug törenlerinde olduğu gibi dünyanın en eski uygarlıkları arasında, bu tören, kaderi önceden öğrenmek için gerçekleşirdi.
Yelda gecesinde Hafız-ı Şirazi divanını açarak, gelecek ile ilgili bazı ipuçları bulmak, İranlılar arasında yaygındır. Buna ilaveten Firdevsi'nin Şehnamesinden hamasi şiirler okuyarak mitolojik hikayeler anlatmak ise yılın en uzun gecesi Yelda'nın diğer geleneklerindendir. Tabi ki bu özel gece ile ilgili her yörenin kendine has kutlama biçimleri ve inanışları vardır, bu da bu gecenin çeşitli bölgelerde daha renkli ve farklı olmasına sebep oluyor.
Fakat Yelda gecesinde tüm İranlılar, aile büyüklerinin evinde toplanarak sonbaharın son gecesini sevdikleri ile beraber geçirmeye çalışırlar. Kendi ataları gibi bu gecede bir araya gelen İranlılar, çeşitli kuru yemişler, meyveler ve tatlılardan oluşan bir sofra çevresinde toplanıyorlar. Bazı bölgelerde bu sofraya "Çirre gecesi Sofrası" deniliyor; tabi ki bu sofra da İran'ın çeşitli bölgelerinde, iklim, sosyal ve kültürel şartlarına göre, değişiklik arzeder. Fakat genel olarak son bahar yemişleri özellikle de meyvelerden elma, nar ve bir yaz meyvesi olan karpuz ve kuruyemişler yenilirken aile eğlencelerinin vazgeçilmezi çekirdek de çitlenir.
Bu gecede nar ve karpuz yemenin özel anlamı var zira her ikisi yuvarlak ve kırmızı olduğundan kışın soğuk günlerinde güneşi simgelerken, önümüzdeki soğuk kış günlerinde insanın sağlığına ve bağışıklık sistemine yardımcı olur.
Daha önce de belirttiğimiz gibi aile eğlencelerinin vazgeçilmezlerinden çekirdek, yılın en uzun gecesinde kurulan sofrada yerini alır. İran'da Aftabgerdan adı ile bilinen ay çiçeği güneşe benzediği için uğurlu sayılır ve bu yüzden özellikle bu gecede bolca ay çiçeği çekirdeği tüketilir. Ay çiçeği sürekli güneşe baktığı için İran'da, güneşe dönen anlamında olan Aftabgerdan adı ile bilinir.
Yelda gecesi İran'ın zengin ve eski edebiyatında geniş bir yer kaplıyor, öyle ki sanatçılar çeşitli sebepler nedeni ile bu İran geleneğine işaret ediyorlar. Örneğin "Yelda" kelimesi, Fars dili ve edebiyatının tanınmış şair ve yazarlarından Onsori, Mevlana, Hafız-ı Şirazi, Saadi Şirazi, Attar Nişaburi, Nasır Hüsrev Gobadiani, Saib-i Tebrizi ve Mesud Saad Salman tarafından en güzel sözler ve ifadelerle birlikte kullanılmıştır. Söz konusu şairler ve yazarlar "Yelda" kelimesini, daha çok mecaz anlamda "uzun ve siyah" anlamında kullanmışlardır. Kelimeleri adeta ilmek gibi işleyen zevkli şairler, güzel kadınların uzun ve siyah saçlarını Yelda'ya benzetiyorlar. İran'ın dünyaca tanınmış şairi, Sadi Şirazi, şiirlerinin birinde şairlerin bu geleneğine dikkat ederek yazdığı bir şiirde İran'ın eski iki gelenek ve kutlamalarına da işaret ediyor ve mealen şöyle yazıyor:
Yüzünü gördüğüm her sabah, Nevruz'dur
Uzak kaldığım her gece, Yelda'dır
Şimdi Yelda ile ilgili tüm anlatılanların ardından, yaşadığımız 21.yüzyılda Nevruz veya Yelda gibi kutlamaların günümüz insanına nasıl bir mesajı, rolü veya sosyal işlevi olabileceği ve insanların yaşamını nasıl etkileyebileceğidir.
Aslında yaşadığımız dünya ve içinde bulunduğumuz çağ, bizleri bir takım uğraşlar ve çalışmaların bağları ile adeta sıkı sıkı bağlamış, bizlerin etrafımıza sıkı bir koza örerek adeta kurtulmamızı imkansız hale getirmiştir. Arada bir dünyanın akılcılığı ve bilgeliği yolunda adımlar atılsa da insanlar ne yazık ki modern hayatın tutsağı olmuş ve kurtulması da neredeyse imkansız görünüyor. Bu arada sosyal medya alanlarının insanları bir birine daha yakınlaştırdığı iddiaları da giderek silikleşiyor, üstelik söz konusu alanların insanları daha da yalnızlığa ittiği de ispatlanmıştır. Yapılan son araştırmalara göre insanlar söz konusu sayfalarda iyi olduklarını sadece iddia ediyorlar fakat yapılan araştırmalar bunun tersini gösteriyor. Yapılan incelemeler, haftada 58 kezden fazla sosyal sitelerini kontrol edenler, haftada 9 defadan daha az sosyal siteleri inceleyenlerden daha fazla yalnızlık hissettiklerini gösteriyor.
Bu şartlarda bir insan sahip olduğu tüm akılcılığı ile huzurlu ve sağlıklı bir yaşam sürdürmek istiyorsa, dünkü geleneksel ve günümüz modern insanı yetiştiren tarihi kültürünü bilmesi gerekir. Yelda gecesi törenleri ve İran'ın tarihi kültüründen kaynaklanan diğer kutlamaların her biri, sahip oldukları özel törenleri ile hayatın zaman ve mekandaki akışkanlığına anlam ve itibar kazandırıyorlar. Söz konusu kutlamaların en küçük rolleri ve etkinlikleri belki de aile fertlerini bir araya toplayarak, aralarındaki bağları ve duyguları güçlendirmesi, onların yalnız kalmadıklarını göstermesidir.
Fakat bu kutlamaların belki de en önemli ve köklü etkinliği ise İran halkının din, dil, ırk ayırımı yapmadan çeşitli kesimleri arasında kültürel vahdet oluşturması ve aynı zamanda tüm İran kültür alanında İranlıların millli kimliğini güçlü ve dik tutmasıdır. Bu bakış açısı ile, Yelda gecesinin günümüz insan hayatında kutlanması aslında bir zaruret olarak görülüyor.