2017 yılında İran’ın bölgesel ve küresel gelişmelerde aktif katılımı
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i96025-2017_yılında_İran’ın_bölgesel_ve_küresel_gelişmelerde_aktif_katılımı
2017 yılını İran İslam Cumhuriyeti nizamının bölgesel ve küresel politikaları alanında başarılı bir yıl nitelemek mümkün. Gerçi Amerika İran’da İslam inkılabı zafere kavuştuğu günden bu yana İran’a karşı husumetini bir an bile durdurmadı, fakat 2017 yılında Donald Trump’ın Amerika’da beyaz saraya girmesinden sonra bu husumet yeni boyutlar kazandı.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Ocak 16, 2018 09:03 Europe/Istanbul

2017 yılını İran İslam Cumhuriyeti nizamının bölgesel ve küresel politikaları alanında başarılı bir yıl nitelemek mümkün. Gerçi Amerika İran’da İslam inkılabı zafere kavuştuğu günden bu yana İran’a karşı husumetini bir an bile durdurmadı, fakat 2017 yılında Donald Trump’ın Amerika’da beyaz saraya girmesinden sonra bu husumet yeni boyutlar kazandı.

Amerika’nın yeni yönetimi İran’ı bölgesel ve küresel arenalarda yeni sorunlarla karşı karşıya getirmeye çalıştı. ABD Başkanı Donald Trump ilk yurtdışı ziyaretini Arabistan’a gerçekleştirmek ve bölgede huzur ve istikrarı bozan menfur rejimlerin liderleri ile eşgüdümlü hareket etmek ve Riyad’da Suud prensleri ile kılıç dansı yapmakla İran İslam Cumhuriyeti nizamına karşı durmaya başladı. Bu alandaki politikalar ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un bölge ziyaretleri ile daha da koyulaşmaya başladı.

Amerika’nın İran düşmanlığı özellikle Arabistan’ın bölgeye dayattığı vekalet savaşlarından daha da belirgin hale geldi. Gerçi bu işin ön hazırlıkları daha önceden başlamıştı.

Batılıların Arap baharı nitelediği bölgede İslamî uyanış süreci ve halk ayaklanmaları başladıktan sonra Amerikalı yetkililer bu itirazların silahlı isyana dönüşmesi için düğmeye bastı. Bu şom plan çerçevesinde Amerika 5 Şubat 2012 tarihinde Suriye’de muhalif güçleri silahlandırma sürecini başlattı. Böylece IŞİD, Ahrarul Şam, El Nusra cephesi ve hatta sözde özgür Suriye ordusu adlı terör örgütleri Kisinger’in 2012 yılında yaptığı konuşmanın hemen ardından türemeye başladı ve sonuçta Suriye’de savaş daha da alevlendi.

Gerçekte Ortadoğu bölgesinde yaşanan son gelişmelere bakıldığında Suriye’nin Batı için önemi daha da arttığı anlaşılıyor. Suriye bir bakıma bölgenin en kritik jeopolitik dörtyolu üzerinde yer alıyor ve Ürdün, İşgalci İsrail, Lübnan, Türkiye ve Irak’la komşu olması itibarı ile bölgenin enerji boru hatları ve su kaynakları bakımından anahtar önem arz ediyor.

Öte yandan Suriye’nin sahip olduğu konumun önemini ikiye katlayan konu, İran İslam Cumhuriyeti’nin Suriye ve Rusya ile birlikte tekfirci IŞİD terör örgütü ile mücadele yönünde kalıcı bir anlaşmaya varmasıydı. İran Irak’ta askeri müsteşar düzeyinde varlığı ve Suriye’de de tekfirci IŞİD terör örgütü ile savaş meydanında yer alması ile birlikte bu iki ülkede tekfirci terör örgütlerine hem siyasi ve hem askeri açılardan ağır darbeler indirmeyi ve Amerika ve korsan İsrail’in bölge ülkelerini parçalama planını suya düşürmeyi başardı.

Bu bağlamda ve Suriye’de iç kriz başladıktan sonra İran İslam Cumhuriyeti ortaya çıkan tehditlerle mücadele için Beşar Esad yönetimine çok yönlü destek politikasını uygulamaya başladı ve dış politikasını da bu doğrultuda düzenledi.

Şimdi bu mülahazaları da gözeterek İran İslam Cumhuriyeti nizamının dış politika stratejisinin en önemli boyutlarını iki ilkede özetlemek mümkün. Bu ilkelerden biri, Batı’nın bölgede direniş cephesini zayıflatma planını boşa çıkarmak ve diğeri de siyonist rejimin bölgeyi parçalamak gibi şom planını engellemektir.

Öte yandan Amerika’nın bölgede Arabistan’ın işbirliği ve korsan İsrail ile eşgüdümlü politikaları üç hedefin üzerinde odaklandı. İlk hedef bölgeyi güvensizliğe sürüklemek ve İran İslam Cumhuriyeti nizamını bölgeyi güvensiz hale getirmekle suçlamaktı. Bu hedef halen de izleniyor.

Amerika’nın ikinci hedefi Arabistan üzerinden bölgede tekfirci akımları yaygınlaştırmak ve ardından İran’ı bölgede dini nüfuz çabaları ile suçlamaktı.

Ancak Amerika’nın üçüncü hedefi bölgede vekalet savaşlarını sürdürmek amacıyla bölge ülkelerine silah satışını arttırmak ve bu ülkeleri ecnebi güçleri bölgede askeri varlığını arttırmaya davet etmeye teşvik etmekti ki bu son hedef, Amerika’nın uzun vadeli stratejik hedefi sayılır.

Amerika’nın bu hedeflerine hizmet etmek isteyen Arabistan ise Amerika’ya geleneksel yöntemlerle haraç ödemek ve Trump’ı süt veren inekler tabir ettiği Suud prensleri ile eşgüdümlü hareket ettirmekle bölgede İran İslam Cumhuriyeti nizamını münzevi etme stratejisini uygulamaya çalıştı. Ancak bu politikalar daha başlamadan yenilgiye mahkumdu, zira Amerika İran’a karşı tüm kapasitelerini seferber etmesine karşın ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunuyor ve hatta daimi müttefiklerinin yardımlarına rağmen İran’a karşı eski konumunu yeniden elde edemiyor. Dışişleri Bakanı Muhammed Cevad Zarif’in tabiri ile Arabistan hatta Amerika’ya milyarlarca dolar rüşvet verse bile istediği sonuca ulaşamayacağı kesindir.

2017 yılında Tahran, Moskova ve Şam bölgede Amerika ve korsan İsrail patentli planlara karşı direniş eksenini korumak için büyük çaba harcadı ve bir çok bedel ödedi. Bu çabaların sonucunda bu ittifakı kırmak ve İran ile müttefiklerinin arasını açmak ve ayrıca Lübnan ve Filistin’de direnişe darbe vurmak ve Filistin davasını unutturmak için Amerika ve siyonistlerin planları bozguna uğratıldı.

Aslında bir çok uzman ve gözlemci Suriye’de krizin derinleşmesi ve Amerika’nın artan baskıları ve IŞİD’in bölgede iyice yayılması gibi durumları gözeterek İran’ın bölgede rolü renksizleşeceğini belirtiyordu, ancak böyle olmadı ve İran bölgede teröre karşı güçlü duruşu ile herkesi şaşırttı.

2017’nin Haziran ayında Tahran’da düzenlenen terör saldırıları ve İran’ın bu saldırıları Suriye topraklarının derinliklerinde IŞİD mevzilerini İran topraklarından fırlatılan balistik füzelerle yerle bir etmesi, İran sınırlarının dışında ve özellikle Irak ve Suriye’de terör örgütlerine karşı yürütülen savaşın bu canilerin bölgede yok edilmelerine ve toplu güvenliğin sağlanmasına hizmet edeceğini ortaya koydu.

Fransa’nın uluslararası ilişkiler kurumu uzmanı Lorans Nardo, bir TV kanalına yaptığı açıklamada, dünyanın karşı karşıya bulunduğu terör afeti İran tarafından desteklenmediğini, bu terör Fars körfezi kıyılarında yer alan Arap emirliklerince desteklendiğini belirterek, Amerika yönetimi diktatörleri ve izledikleri yöntemleri destekleyerek izlediği müddetçe dünyada kimse Amerika’nın sözünü umursamayacağını vurguladı.

2017 yılında ayrıca İran’ın Astana süreci çerçevesinde ve Suriye krizinin çözümü doğrultusunda Rusya ve Türkiye ile işbirliği daha da belirgin hale geldi. Kuşkusuz tüm bu gelişmeler İran’ın bölgesel ve küresel alanlarda başarıları yönünde açık, net ve gözardı edilemeyecek mesajlar içermektedir. Bu konu, Amerika’nın hiç bir engelle karşılaşmaksızın bölgede cirit attığı dönemin sona ermesi bakımından önem arzetmektedir.

Öte yandan İran’ın çevresindeki ülkelerde güvenlik tesirlerine gelince, Irak ve Suriye İran için stratejik ve jeo politik bakımlardan büyük önem arz ettiği ve bu iki ülkenin tekfirci teröristlerin ve Arap ve Batılı hamilerinin eline geçmesi İran ve bölge için telafisi mümkün olmayan zararlara yol açacağı belirtilmelidir.

Bağımsız devletler topluluğu etüt merkezinin Şanghay işbirliği kurumu ve Avrasya ile ilişkileri ve dayanışmayı geliştirme bölümü Başkanı ve yine Rusya sosyal ve siyasi etüt merkezi Başkanı Vladimir Yusiyev bu konuda şöyle diyor: Rusya Suriye alanında İran’ı başka hiç bir ülke ile değişmek istemiyor.

Gerçekte İran ve Rusya şimdi bölgede güvenlik politikasından ortak bir tanım sunuyor. Bu yüzden korsan İsrail bu alanda inisiyatifi ele geçirebilecek veya İran’ın Suriye’da rol ifa etmesini veya varlığını engelleyebilecek konumda olmadığı açıkça ortadadır.

Ray El Yom gazetesi bir raporunda korsan rejim İsrail’in Suriye ve Lübnan gelişmelerine karşı tutumu ve buralarda çıkardığı gerginlikleri Amerika yönetiminin İran’a yönelik sansasyonel stratejilerinden ayrı tutulamayacağını yazdı. Gazete şöyle devam etti: Netanyahu Suriye, Lübnan ve Irak’ta elde edilen zaferlerden derin kaygı duyuyor, zira bölge dengeleri değişmek üzeredir. Amerika ve siyonist rejim ise bu konunun bilincindedir. Ama Amerikalı yetkililer yılların ardından hala yanlış bakışlarını düzeltmek ve bölgede huzur ve istikrarı sağlayan ve terörle gerçekten mücadele eden tarafın İran olduğunu kabel etmek istemiyor. Eğer İran İslam Cumhuriyeti ve özellikle kutsal mekanları savunan yiğitlerin fedakarlıkları olmasıyda şimdi Şam, Bağdat ve Erbil’de IŞİD devleti çöreklenmişti.

Amerika dış ilişkiler konseyi düşünce merkezi bir raporunda yeni miladi yılda takip edilmesi gereken yedi önemli uluslararası gelişmeden söz etti. Amerikalı düşünce merkezi İran’ın bölgede nüfuzundan bu yedi olaydan biri şeklinde söz ederek şöyle yazdı: İran’da yetkililer 2017 yılında yaşanan gelişmelerden mutlu olmalıdır. Görünen o ki şimdi Suriye  Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ın iktidarın başında kalması güvence altına alınmıştır. Yine Lübnan’da Hizbullah’ın konumu pekişti. IŞİD ise işgal ettiği birçok toprağı kaybetti. Irak yönetimi petrol zengini Kerkük kentini geri aldı. Yemen’de Husiler Suud rejimini Yemen bataklığına sürükledi.

Amerikalı düşünce merkezi şöyle devam etti: İran İslam Cumhuriyeti tüm bu gelişmelerde seçkin rol ifa etti ve bu da bölge genelinde nüfuzunun artmasına sebebiyet verdi.

Amerika dış ilişkiler konseyi raporunu şöyle noktaladı: bu süreçte Arabistan’ın yanlış adımları da bu duruma yardımcı oldu. Riyad Yemen’de ölçüsüz maceracılığından başka İran’la yakınlaşma ve teröre destek suçlaması ile Katar’a yaptırımlara önderlik etmeye kalkıştı. Bu hareket Katar’ı İran’a daha da yakınlaştırdı ve Amerika için yeni bir diplomatik sorun yarattı.