İran ve uluslararası konvansiyonlar – 1
Son yıllarda terör meselesi, uluslararası bir soruna dönüşmüş bulunuyor.
Ancak bir çok uzmana göre terörle mücadeleyi bazı hedeflere ulaşmak için bir malzeme gibi kullanmak terörün kendisinden daha ciddi bir sorundur, zira terörün aksine, mahiyeti gizlidir. Sizler için hazırladığımız üç bölümlük sohbetimizde bu konuyu aydınlatmaya çalışmak istiyoruz.
Günümüzde küreselleşme olarak adlandırılan dönemde dünya beşeri camiayı ciddi bir şekilde tehdit eden terör adında büyük bir sorunla karşı karşıya bulunuyor. Bugün terör küresel bir soruna dönüşmüştür ve milletlerin arasındaki dostane ilişkileri tehlikeye attığı gibi bazı ülkelerin toprak bütünlüğünü ve güvenliğini de tehdit etmektedir.
Ancak ne var ki bu sorunun tüm ciddiyetine rağmen şimdiye kadar dünya genelinde terörden ortak bir tanım da sunulmadığı gözleniyor. Bir çok uzman dünyada terörle mücadele için çok sayıda uluslararası konvansiyon tedvin edilmiş olmasına karşın bu alanda hala ülkelerin aynı şekilde davranmadıklarını ve belki de bu durum ve ikilemin terör ve şiddetle ciddi bir şekilde mücadele edilmesini engellediğini belirtiyor.
Şehit Beheşti üniversitesi öğretim üyesi Muhsin Abdullahi şöyle diyor:
Terör fenomeni insan hakları ve bu hakların arasında yer alan hayat hakkı, özgürlük hakkı ve insani keramet gibi haklara yönelik ciddi bir tehdit telakki ediliyor.
Maalesef günümüzde dünyanın bir çok bölgesinde her gün terörle mücadele bahanesi ile üzücü olaylar yaşanıyor, ki bu da terörle mücadelede sergilenen ikilemin ve terörle mücadele maskesi altında siyasi hedeflerin peşinden gidilmesinin sonucudur.
Terör afeti ve bu afetle mücadele konusunda iki temel soru söz konusudur. İlk soru şöyle: Acaba terörle mücadelenin esas sorunu, dünyada terörün yaygınlaşmasına sebebiyet veren uluslararası konvansiyonların ve yükümlülüklerin yetersizliği veya eksikliği, midir? Yoksa bu alanda terörle mücadelede uluslararası konvansiyonların uygulanmasına mani olan başka sorunlar mı söz konusudur?
Gerçekte dünyada terörle mücadelenin küreselleşme süreçlerine bakıldığında terör meselesi 20. Yüzyılda BM tarihinde Kuzey ve Güney ülkeleri arasında ciddi anlaşmazlık konusu olduğu anlaşılır.
BM düzeninde ırkçılık karşıtı, sömürü karşıtı ve ecnebi sultası karşıtı hareketleri tanındı ve hatta BM genel kurulu 24 Ekim 1970 tarihinde bir kararnameyi onaylayarak, sömürüden kurtulmak isteyen kurtuluşçu hareketlere devletlerin askeri yardımı men edilmedi. Buna karşın Güney ülkeleri özgürlükçü hareketlerden tanımlardan, milletlerin kendi kaderini belirleme hakkından ve iç silahlı çatışmalara hakim olan hukuktan duydukları kaygılardan ötürü Kuzey ülkeleri ile terör kavramının tanımında bir türlü uzlaşmaya varamadı. Bu konu sürekli siyasi mülahazaların bulaştığı hukuki çerçevelerde tartışıldı.
21. yüzyıldan önce terör eylemleri, belli özellikleri taşıyan eylemlere verilen addı. Bu özellikler ise üç zeminde tanımlanmıştı. Bunlar:
1. ölüme veya ağır fiziksel yaralanmalara yol açan şiddet içerikli amellerin işlenmesi,
2. halk arasında panik ve dehşet yaratmak,
3. bir ülkenin siyasetlerini etkilemek üzere söz konusu fiilleri bireysel veya grup halinde koordineli bir şekilde ve belli bir amaca ulaşmak üzere yerine getirmekten ibaretti.
Buna göre Cenevre’nin dörtlü konvansiyonlarının protokolünün 51. Maddesi açık bir şekilde amacı sivillerin arasında panik ve dehşet yaratmak olan her türlü şiddet uygulamasını yasaklıyor.
Ancak uluslararası camianın 20. Yüzyılda terör konusuna yönelik nisbi duyarsızlığı, bu alanda genel eğilimi daha geniş kapsamlı belgelerin tedvin edilmesine yöneltti ve bazı ülkeler zamanla ve teşvik edilerek ve tavsiye üzerine bu belgelere ve anlaşmalara katılmaya başladı.
Buna göre 1963 yılından bu yana ve 40 yıldan daha kısa bir süre içinde terör karşıtı 12’li konvansiyon tedvin edildi. Bu konvansiyonlardan bazıları ise şöyle: sivil havacılığın güvenliğine karşı her türlü illegal uygulamayı önleme konvansiyonu, rehine alınmasını yasaklayan uluslararası konvansiyon, nükleer maddelere fiziki destek konvansiyonu ve bombalı terör eylemlerini önleyen uluslararası konvansiyon.
Yine teröre mali desteklerin önlenmesini öngören uluslararası konvansiyon da bu konvansiyonlardan biridir.
BM güvenlik konseyinde de ilk kez 1992 yılında Lakerbi olayında çıkarılan 748 sayılı kararnamede terör eylemleri uluslararası barış ve güvenliğe yönelik tehdit telakki edildi. Daha sonraları benzer kararnamelerin çıkarılmasından sonra şimdi günümüzde ve uluslararası düzeyde terör, uluslararası barış ve güvenliğe yönelik tehdit telakki edildiği söylenebilir.
1998 yılında Roma’da uluslararası ceza mahkemesinin tüzüğü tedvin edildiği sıralarda da gerçi bazı ülkeler terör suçunun da bu mahkemenin yetki alanına dahil edilmesini istemelerine rağmen Amerika ve Arap rejimler terörden geniş kapsamlı bir tanımın yokluğu yüzünden bunu kabul etmedi. Gerçi Amerika başka gerekçeleri de ileri sürdü. Ancak kesin olan şu ki Amerika zaten uluslararası ceza mahkemesine katılmak istemiyordu ve bu yüzden terör suçları ile mücadele alanında kendi elini açık tutmak istiyordu.
Buna göre de 2001 yılında BM güvenlik konseyinde 1368 sayılı kararname çıkarıldı. Bu kararnamede bireysel veya toplumsal meşru müdafaa hakkı tanınmasının yanında BM bildirgesi çerçevesinde uluslararası camiaya terör eylemlerini önlemek ve engellemek için çifte çaba harcama çağrısı yapıldı. Aslında bu konuyu bir ölçüde Amerika’nın tek yanlı uygulamaları ve BM güvenlik konseyinin BM bildirgesinin 7. Maddesinin çerçevesinde tek yanlı hareket etmesinin temeli nitelemek mümkün.
BM güvenlik konseyi 2001 yılında ve 1373 sayılı kararnamede uluslararası yasama kurumu kılığında ortaya çıktı ve terörden herhangi bir tanım sunmadan ve ülkelerin uluslararası hukuk çerçevesinde uluslararası yükümlülüklerini benimsemekte hür iradeleri ilkesini gözetmeksizin üye ülkelere asla örf ve adetlere uygun olmayan önemli yükümlülükleri dayattı.
Son onyıllarda Amerika’nın karnesi bir dizi terör uygulamaları ve yine bölge ülkelerinde örgütlediği terör örgütlerine mali ve silah destek verdiğini ortaya koyan inkar edilemez belgeler yer almaktadır. İran’da münafıklar terör örgütü ve diğer terör örgütlerini kullanarak 17 bin vatandaşı katletmek, korsan İsrail casusluk örgütü Mossad ile işbirliği yaparak İranlı nükleer bilimcilere suikast düzenlemek, Fars körfezi semalarında İran yolcu uçağını düşürmek ve aralarında kadınların ve çocukların da bulunduğu üç yüze yakın yolcuyu katletmek, Amerika’nın kara karnesinde kayda geçen ve asla unutulmayan terör örnekleridir.
Amerikalı ünlü düşünür ve filozof ve Washington yönetiminin politikalarını eleştiren bilgin Noam Chamsky insansız hava araçları İHA’larla sivilleri ve kadınları ve çocukları hedef almanın uluslararası konvansiyonların en bariz ihlal örneklerinden biri olduğunu, fakat Amerikan tarihin terörle mücadele bahanesiyle en büyük terör eylemine dönüştüğünü belirtiyor. Chamsky ayrıca Amerika’nın nüfuzu altında bulunan üçüncü dünya ülkelerinde düzenlenen suikastlere işaret ederek dünyada devlet terörünün yaygınlaşması, Amerika’nın dış politikasının ürünü olduğunu vurguluyor.
Burada akla gelen soru şu ki, kuruluşu üzerinden sadece 239 yıl geçen ve ömrünün neredeyse %93 kadarını, yani 222 yılını savaş ve dünya genelinde bir çok ülkeye tecavüz ederek geçiren Amerika gibi bir ülke için terörle mücadele iddiası ne denli gerçekçi olabilir?