İran ve uluslararası konvansiyonlar – 2
https://parstoday.ir/tr/radio/iran-i98365-İran_ve_uluslararası_konvansiyonlar_2
Amerika yönetiminin 11 Eylül 2001 olaylarından sonra terörle mücadele bahanesi ile uyguladığı tedbirler pratikte uluslararası hukuku ciddi derecede ihlal etti.
(last modified 2023-09-08T03:21:29+00:00 )
Şubat 04, 2018 16:34 Europe/Istanbul

Amerika yönetiminin 11 Eylül 2001 olaylarından sonra terörle mücadele bahanesi ile uyguladığı tedbirler pratikte uluslararası hukuku ciddi derecede ihlal etti.

Amerika devleti terörle mücadele yerine pratikte terör örgütlerine destek vermeye başladı ve bu örgütleri şom hedeflerine ulaşmak için birer malzeme gibi kullandı. Oysa terörle mücadelede terörü iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayırmak, terörle gerçek mücadele manasına aykırıdır.

Batı dünyasının terörle mücadele alanında icraatında ciddi çelişkiler göze çarpıyor ki bu da bir nevi ikilemi yansıtarak Batı’nın terörle mücadelesinde ciddi soru işaretlerine neden oluyor. Nitekim 1990’lı yılların başından itibaren BM güvenlik konseyi ve uluslararası camianın tutumunda açıkça çark etme durumu göze çarpıyor. Bu iki kurum teröre mali destek veren kaynaklar yok edilmediği sürece terör örgütleri farklı kalıplarda faaliyetini sürdüreceği sonucuna vardıkları anlaşılıyor.

Stanford üniversitesi siyasal bilimler hocası prof. Graham 1991 yılında yayımladığı kitabında şöyle yazdı:

ABD ve müttefikleri dünya genelinde terörün baş hamileridir. ABD latin Amerika, Irak ve Suriye’de ölüm mangalarını kurmuştur. Bugün teröre karşı savaş sloganı sadece ABD’nin dünyanın geriye kalan kısmına sahtekarca bakışını yansıtmaktadır.

Uluslararası düzenin yapısında sadece bireyler değil, aynı zamanda tüzel kişiler ve devletler de terör fiilini işleyebilir. Bunun en somut mısdakı, terör örgütlerine verilen mali destektir. Uluslararası konvansiyonlar ise devletleri tüzel kişilerin bu yöndeki amellerini de suç saymakla yükümlü hale gelmiştir.

2000 yılından itibaren bu madde uluslararası konvansiyonlara eklendi, ki bunu ileriye dönük atılan yeni bir adım nitelemek mümkün. Bu doğrultuda 2000 yılında terörün mali kaynaklarını yok etme konvansiyonu onaylandı.

Ancak 11 Eylül 2001 olaylarından sonra ve uluslararası arenalarda bu yönde sergilenen tutum, bazı yeni konuları beraberinde getirdi. BM güvenlik konseyi 11 Eylül 2001 olaylarından sonra 28 Eylül 2001 tarihinde 1373 sayılı kararnameyi onayladı. Güvenlik konseyi bu kararname ile birlikte uluslararası yasaların çıkarılmasına zemin hazırladı.

BM güvenlik konseyi ilk adımda 2178 sayılı kararname çerçevesinde devletlerden tekfirci IŞİD terör örgütüne katılmak isteyenlerin üye ülkeler giriş çıkışlarını denetlemelerini ve bu yönde bazı tedbirleri uygulamalarını istedi. Bu bağlamda terör örgütlerinin yer değiştirme meselesi ile mücadele, uluslararası hukukta gündeme gelen konulardan biridir.

Gerçekte Suud rejiminin dünya genelinde selefi ve Vahabi ideolojinin propagandasını yapma çabaları, uluslararası camiayı tekfirci terör örgütlerine katılmak üzere yer değiştirmeyi suç kapsamına almaya yöneltti.

Böylece 11 Eylül 2001 olaylarından sonra uluslararası konvansiyonlarda yeni suç başlıkları gündeme geldi. Bu tür başlıklar en çok Avrupa’da çıkarılan konvansiyonlarda göz önünde bulunduruldu. Bu konuya Avrupa’nın 15 Mayıs 2003’de onayladığı terörle mücadele konvansiyonunu örnek vermek mümkün.

Öte yandan Avrupa konseyinin 2005 yılında terör saldırılarını önlemek amacıyla onayladığı konvansiyonda üç yeni suç başlığını gündeme getirdi. Bu başlıklar, halkı terör suç işlemeye tahrik etmek, terör eylemleri yapmak üzere insan gücü istihdam etmek ve terör eğitimi vermekti.

Daha sonraları uluslararası bombalı eylemin yasaklanması ve teröristlere mali desteğin yasaklanması konvansiyonu, 2010 Pekin konvansiyonu ve nükleer terör eylemlerinin engellenmesi konvansiyonu da bu konvansiyonlara eklenerek bu fiiller de terör suç kapsamına alındı.

2015 yılında da bu konvansiyonda yapılan düzenleme ile beş yeni suç başlığı eklendi. Bu başlıklar terör amaçlı kurulan örgütlere katılmak, terör amaçlı yurt dışına seyahat düzenlemek gibi başlıklardan oluşuyordu.

Bu şartlarda terör suçu kapsamına yenileri eklendi ve terör eylemlerine imkan sunmak gibi durumlar da terör suçu kapsamına girdi. Yine her ülkeden bir başka ülkeye karşı terör eylemi düzenlemek ve bunun için plan yapmak da terör suçu olarak onaylandı.

Ancak BM güvenlik konseyinin çıkardığı kararnamelere ve yine bu teşkilatın terörle mücadele doğrultusunda tüm uluslararası strateji belgelerine karşın dünyada yürütülen terörle mücadele mekanizmaları genellikle tek yanlı ve en çok bölgesel mahiyeti olan mekanizmalar düzeyinde kaldı ve neredeyse hiç biri uluslararası mahiyet kazanamadı.

Gerçekte dünyada terörle mücadele ettiklerini iddia edenler gerçek yüzlerini maskelemek ve başkalarını teröre destek vermekle suçlamak sureti ile kendilerini terörle mücadele bayraktarı göstermeye çalışıyor. Oysa bu zümrenin uygulamaları uluslararası camianın beklentilerinin tersi yönünde olduğu gibi uluslararası terörle mücadele konvansiyonlarına ve bu yöndeki gerçek taleplere de aykırıdır.

Günümüzde bölge milletlerinin tarihi hafızaları geçmişte yaşadıkları terörle ilgili acı olayları asla unutmayacağı kesindir. Başta mazlum Filistin milleti olmak üzere bölge milletleri siyonist rejim İsrail’in nasıl kurulduğu şom günden bu yana terör eylemlerini sürdürdüğünü ve bu cani rejimin elebaşıları açıkça terör mazilerini itiraf ettiklerini ve hatta resmen düzenledikleri terör eylemleriyle onur duyduklarını ve bir de utanmadan mazlum Filistin ve Lübnan milletinin işgalcilere karşı direnişini terör mısdakı ilan ettiklerini unutmayacaktır. Nitekim Amerika ve korsan İsrail rejimi terör ve işgalcilikle mücadelenin en ön saflarında çarpışan Filistin direniş gruplarını ve Lübnan Hizbullah hareketini terör örgütü ilan ediyor.

Ancak gerçek şu ki terörün kesinlikle bir din, bir millet, bir medeniyet veya bir etnik grubun adına mal edilemeyeceği açıkça ortadadır. Bundan başka, bir milletin sömürücüler ve ecnebi işgalcilerle özgürlük uğruna meşru mücadelelerini terörle bir tutmamak gerekir, zira bu durumda işgalciler ve sömürücüler masum insanlara yönelik cinayetlerinde daha da küstahlaşır.

Aslında bu çelişkilerin örnekleri dünyanın çeşitli bölgelerinde göze çarpmaktadır. Örneğin son yıllarda Amerika ve AB mahkemelerinde ve diğer bazı ülkelerde terör dosyalarının sözde özel davacılarının lehine verilen kararlar, terörün nasıl sui istifade edildiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu süreçler uluslararası terörle mücadele konvansiyonlarını etkisiz hale getirdiği gibi başta BM güvenlik konseyi olmak üzere uluslararası kurum ve kuruluşların itibarını da gölgelemiştir.