İran ve uluslararası konvansiyonlar – 3
Terör sınır tanımayan suçlardan biridir ve etkileri ve doğurduğu sonuçlar bir tek ülkenin coğrafi sınırlarıyla kısıtlı kalmaz. Bu yüzden terörle mücadelede uluslararası düzeyde işbirliği yapmak büyük önem arz etmektedir.
Bugün uluslararası camia, terörün mali kaynakları yok edilmediği müddetçe bu örgütlerin türlü kılıklarda faaliyetlerini sürdüreceği sonucuna varmıştır. Uluslararası camiaya göre mali kaynakların temin edilmesi, terörün ana damarına kan ulaştırma anlamına geldiğine inanıyor ve bunun önüne geçildiği takdirde teröre ölümcül darbe indirilmiş olacağını savunuyor.
Bu yüzden bu doğrultuda bir konvansiyon hazırlanması gündeme geldi ve 190 ülke tarafından da onaylandı. Fakat hala ortada duran soru şu ki neden bu konvansiyona karşın terör dünyayı tehdit etmeye devam ediyor?
Gerçekte terörle mücadele için hazırlanan konvansiyonlarda dikkat çeken bir konu, terörden geniş kapsamlı ve seçmece olmayan bir tanım sunulmamış olmasıdır. Kuşkusuz bu tür konvansiyonları onaylayan veya imzalayan ülkelerin arasında hepsinin üzerinde mutabık olduğu terörle ilgili ortak bir tanım yoktur.
Terörün mali kaynaklarının temin edilmesi ile mücadele konvansiyonu uluslararası terörün çeşitli şekilleri ve mısdakları ile mücadele etmek ve bu afeti, terör örgütlerinin mali kaynaklarını ve desteklerini kesmekle engellemek için BM genel kurulunda oy birliği ile onaylandı.
İran İslam Cumhuriyeti terörle mücadele konusunda kendine özgü ilkeleri olup bu yolda her zaman öncü olan bir ülkedir. İran milleti İslam inkılabı zafere kavuştuğu günden itibaren çeşitli terör örgütleri ve inkılap karşıtlarının terör saldırılarına maruz kaldı ve bu açıdan terörün en büyük kurbanlarından biri sayılır. Bu yüzden İran İslam Cumhuriyeti nizamı İslam’ın yüce tealiminden ilham almak ve uluslararası tüm muteber konvansiyonlara bağlı kalmakla birlikte terörün her türlü şeklini kınamış ve bu şom afetle mücadele için tüm çabalarını sarf etmiştir. İran terörle mücadele için tüm devletlerin yakın ve samimi ve her türlü terör ayrımı yapmaktan uzak bir şekilde işbirliği yapmasına inanmaktadır.
Ancak bu süreçte önemli olan nokta, biraz önce de belirtildiği üzere, terörden doğru ve geniş kapsamlı bir tanım sunmaktır. Son yıllarda terörle mücadele doğrultusundaki deneyimler BM ve özellikle güvenlik konseyinin çifte standart tutuma dayalı olan uygulamalarını bir kenara bırakmaları ve şeffaf bir politika izlemeleri gerektiğini ortaya koyuyor. Bu kurumların izleyeceği şeffaf politika uluslararası güvenliğe kavuşmanın ve terörle mücadelede ortak iradenin sergilenmesinin en güvenli yoludur. Bir başka ifade ile terörle mücadele gerçek manada yürütülmeli ve tüm boyutlarını kapsamalı ve tüm üye ülkelerin de birlikte ortak bir hedefe doğru ilerlemelidir.
Ama maalesef günümüzde dünyanın çeşitli bölgelerinde terörle mücadele bahanesi ile oldukça haksız olaylar yaşanıyor, ki bu da aslında BM’nin pasifliği ve çifte standart tutum sergilemesi ve terörle mücadelenin maskesi altında siyasi hedefleri saklamasıdır.
Son bir kaç yılda tekfirci IŞİD terör örgütünün Irak ve Suriye’de türemesi ve hatta ondan önce El-kaide terör örgütü senaryosunda teröristlerin dışarıda eğitim aldıkları, oralardan komuta edildikleri ve yine oralardan silah aldıkları ve terör eylemleri yaptıktan sonra da oralara sığındıklarıyla ilgili bazı belgeler ifşa edildi.
Bu konuda iki temel soru akla geliyor. İlk soru şu ki acaba terörle mücadelenin esas sorunu, terörün dünyaya yayılmasına yol açan uluslararası yükümlülük ve elzemlerin yokluğu mudur? Yoksa bu alanda terörle mücadele yönünde uluslararası konvansiyonların uygulanmasına mani olan başka sorunlar mı var?
Bu sorunların cevabında, bu yöndeki en önemli sorunlarden biri uluslararası düzeyde sergilenen davranışlar olduğu ve terör ve şiddetle ciddi anlamda mücadele etmeyi engellediği belirtilmelidir.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei bundan yaklaşık yedi yıl önce Tahran’da düzenlenen uluslararası terörle mücadele konferansına gönderdiği mesajda sultacı güçlerin terör eylemlerini ve özellikle siyonist rejimin terör uygulamalarını destekleme mazisi ve yine kendi elleriyle kurdukları ve besledikleri terör örgütlerine mali, askeri ve propaganda desteklerini içeren uzun bir listeye işaret ederek bu zümrenin bir de utanmadan terörle mücadele iddiasında bulunduklarını belirtti.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei terörle mücadele için en temel konulardan biri terörü açık ve net bir şekilde tanımlamaktan ibaret olduğunu, İran İslam Cumhuriyeti bu şeytani afetle mücadeleyi kendisi için sarsılmaz bir yükümlülük ve görev bildiğini ve bu büyük mücadelede tüm gücüyle yoluna devam ettiğini belirtti.
Terörün yeni bir konu ve son dönemin ürünü olmadığını belirten İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei, ancak son dönemde esas konu, şeytani güçlerin terörü gayri meşru çıkarları doğrultusunda kullanan ve siyasetlerine ve programlarına dahil eden sultacı güçlerin hesapları olduğunu vurguladı.
İslam İnkılabı Lideri Ayetullah Hamanei mesajında, İran İslam Cumhuriyeti nizamı insani keramete büyük önem veren İslam tealimine dayandığını, İslam dini masum bir insanı katletmeyi tüm insanları katletme şeklinde yorumladığını ve son otuz küsur yılda terörden ağır hasar gören bir millet olarak bu şeytani afetle mücadeleyi büyük bir sorumluluk bildiklerini ve mücadeleye devam edeceklerini kaydetti.
Sulta düzeninin elebaşılarına göre onların gayri meşru çıkarlarını tehdit eden her şey terördür. Bu yüzden maalesef çağımızda ve küreselleşmeden dem vurulan bir dönemde dünya, beşeriyeti tehdit eden terör uygulamalarının eseri olmuş ve devletlerin arasındaki dostane ilişkiler de tehlikeye girmiştir. Bu süreçte devletlerin milli güvenliği, milli egemenliği ve toprak bütünlüğü de tehdit altındadır.
Gerçekte Amerika devletinin 11 Eylül 2001 terör saldırılarından sonra izlemeye başladığı ve radikal düşüncelerin ürünü olan stratejisi tamamen agresif davranışlara, savaş çığırtkanlığı ve sultacılığa dayalıdır ve akılcılıktan uzaklaşmıştır. Bu anlayışın ilk izleri oğul Bush iktidarı döneminde görülmeye başladı ve şimdi de popülist Donald Trump tarafından tekrarlanmaktadır. Amerika terörle gerçek mücadele yerine bölgede teröristlere destek veren malum rejimlerle yıkıcı ittifaklar kurarak bölgede ve dünyada terörün yayılmasına zemin oluşturmuştur.