Türkiye'den köşe yazarları
Evrensel: 3. Havalimanında Cumhurbaşkanının doğum gününe özel açılış!
Cumhuriyet:
AKP ve MHP’den, ‘seçimde hile’ tartışmalarını artıracak yeni hamleler
Aydınlık:
ABD silahlarına Suriye el koydu
Yurt:
Akşener'den büyük koalisyon!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Çiğdem Toker, 20 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “3. havalimanı ve ‘başkanlık’”başlıklı yazısını okuıyucularla paylaşıyor.
“Malum, Cumhurbaşkanlığı seçimi, şaibeli 16 Nisan referandumunun sonucu dolayısıyla bir başkanlık oylaması niteliğinde geçecek. Bu seçimde, hayat memat meselesi olan yüzde 50’nin aşılması için, iktidar ve iktidar güçlerinin bilinen/bilinmeyen her yol ve yöntemi deneyeceğini görmek için bu ülkenin okuryazar vatandaşı olmak yeterli. Keza üç yıl önce, 7 Haziran seçim sonuçlarının ardından 1 Kasım seçimlerine kadar yaşananları, hemen ardından da dokunulmazlıkların kaldırılmasının anlamını kavrayabilmek için de analist filan olmak gerekmiyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu yakın tarih bilgisinin üzerine, bir başka yakın tarih bilgisi olan 16 Nisan referandumunda oy verme işlemi sürerken YSK’nin hepimizle alay edercesine yaptığı mühürsüz zarf duyurusunu koyun. Sonra gelin bugüne, Afrin harekâtının AKP oylarına yansımasını ölçen araştırmalara ve bunların insanın kalbini ağrıtan açıklanma biçimlerine bakın.
Velhasıl, 2019’a koşar adımlarla gittiğimiz şu konjonktürde finansal büyüklüğü, yolcu kapasitesi ve bölgesel konumu başta olmak üzere her türlü parametre açısından “büyüklüğü” öne çıkarılan 3. havalimanı, bu özelliğiyle seçmen konsolidasyonunda kritik rol oynayacaktır.
3. havalimanı inşaatına yönelik eleştirel her haberin güç sahipleri nezdinde uçsuz bucaksız bir kayıtsızlık duvarına toslaması, iktidar yanında hizalananlarca da vatana ihanet gibi algılanışı, bu yüzdendir.
Geçen hafta Cumhuriyet’in inşaat alanında yaşamını yitiren işçilerle ilgili haberciliğinin, sorumluluk duygusunu yansıtan bir açıklama yerine, karşı propagandayla karşılaşması da öyle.
Bu öyle acayip bir atmosfer ki, bir gazeteci “Orada insanlar ölüyor, işçiler güç koşullarda çalışıyor” derken, devletin ajansı, beş müteahhidin yaptığı 3. havalimanı’ndaki işçilerin, “ev konforunda” çalıştığına, 35 bin personele fitness merkezinden bilardo ve langırt atölyesine, halı sahaya dek her tür sosyal olanağın sağlandığına dair videolu haber geçiyor.
En hazini de AA muhabirine açıklama yapan işçinin, sanki normal olan tersiymiş gibi yemeklerde her şeyin en tazesinin kullanıldığını söylemesi. Sonra ertesi gün bu alanın en üst düzey bürokratı konumundaki kamu görevlisi, bütün hazırlıkların 26 Şubat (Erdoğan’ın doğum günü) tarihine göre ayarlandığını, pistin hazır hale getirildiğini söylüyor. Bu havadislerin ihtişamı altında, ölen işçileri ne sual ne de dert eden çıkıyor.
2019’a koşar adım giderken, sayısı düşük, nüfuz ve finansal büyüklüğü yüksek olan bir grup müteahhit, bu kez “başkanlık” yolundaki konsolidasyon sürecinde yoğun faaliyet gösteriyor. Şüphesiz bu faaliyet karşılıksız kalmıyor.
…***
Sabri Durmaz, 20 Şubat tarihli Evrensel gazetesinde, “İşçiler neden intihar ediyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İşçilerin aldığı ücretle geçinememe, ağır çalışma koşulları ya da uzun süre işsiz kalması, borç batağına sürüklenmesi... sonucu düştükleri sefaletin onları canlarına kıymaya kadar götürdüğü haberleri daha sık duyulmaya başlandı. Ki, bu yılın başında, geçirdiği iş kazası sonucu 5 yıldır işsiz olan ve geçim sıkıntısı nedeniyle ruhsal bunalıma girdiği belirtilen inşaat işçisi Sıtkı Aydın’ın Meclis önünde kendisini yakmaya kalkmasıyla, işçi intiharları kamuoyu gündemine de geldi.İşçilerin yaşma ve çalışma koşulları, bu vesileyle Mecliste de gündeme geldi. Ama bu soruların giderilmesi için gerekli yasal düzenlemeler için değil, ana muhalefetle iktidar arasında süren laf düellosunun malzemesi olarak!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Son yıllarda işçi intiharlarının hızla arttığı da bir gerçek!
Yani kapitalist çalışma koşulları; işçilerin hayatına kastetmede, “iş cinayetleri”ne bir de işçinin intiharını da eklemiştir.
Nitekim, “iş cinayetleri”nde dünyada ilk sıralarda yer alan Türkiye’de, “işçi intiharları” da olağanüstü boyutlara ulaşmıştır. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, raporuna göre 2013 yılında en az 15 işçi, 2014 yılında en az 25 işçi, 2015 yılında en az 59 işçi, 2016 yılında en az 90 işçi, 2017 yılında ise en az 89 işçi intihar ederek yaşamını yitirmiştir.
Kuşkusuz ki; işçilerin şikayetleri gayet haklı. İşçilerin intihara sürüklenmesiyle, onlar reva görülen çalışma ve yaşama koşullarında dayanılmaz düzeye gelmesi, içinde bulundukları koşullarda sorunlarını çözmek için bir çıkış yolu bulamamalarının sonucu olduğu arasında kurdukları bağ da yanlış değil. Ama sorunun sadece bir boyutuna dikkat çekildiği için de en azından eksik!
Çünkü örgütsüz işçi, kapitalistler karşısında çaresizdir ve kapitalist hangi koşulları dayatırsa örgütsüz işçi ona boyun eğer. Dolayısıyla da geçinemeyince geçinmek için daha çok çalışma, kredi kartına yüklenme, patron ve adamlarına yaranmak için kırk takla atma... gibi çözüm olmayan yollara ve yöntemlere başvurur.
Öte yanda dünya ve ülkemiz işçi sınıfının mücadele tarihi açıkça gösterir ki, işçiler örgütlendiğinde, sorunlarını kişisel olmaktan çıkarıp sınıfsal olarak ele aldıklarında, çalışma ve yaşama koşullarıyla ilgili taleplerini çözüm için adımlar atabilecek gücü de bir araya getirmiş olur. Dahası işçiler, asıl sorunlarının patronlara, kapitalist sömürü koşullarına karşı ortak mücadele edememekten geldiğini fark ederek, aralarındaki dayanışma ve sınıf birliği duygusu tarafından sarılıp sarmalanır, sorularını kişisel bunalımlarının içine çekilme yerine mücadelenin bir parçası olarak sorunlarını aşmanın yoluna girerler.
…***
Batuhan Çolak, 20 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Akşener, AKP'den ne kadar oy alacağını açıkladı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Yaşadığı sürecin bireysel anlamdaki zorluklarını ayrıntılarıyla anlatan Akşener "Bana gelen soruların başında 'korkmuyor musun' sorusu geliyor. İşte bu soru Türkiye'nin geldiği durumu özetliyor. Merak edenler için tekrardan ifade etmem gerekirse çıktığım yoldan hiçbir şekilde dönmeyeceğim" ifadelerini kullandı.Akşener "Hangi partilerden daha çok yöneliş var ve şu anda partinizi hangi aralıkta görüyorsunuz?" sorusunu, AKP içinden verdiği örneklerle açıkladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Akşener'in değerlendirmelerinden öne çıkanlar özetle şu şekildeydi:"AKP'nin son aldığı oyu yüzde 47 olarak düşünürsek, 15 puanı askı konumunda. Bu askıdaki kitlenin temel özelliği orta sınıfa mensup olmaları... Her ne kadar 'orta sınıf' kalmasa da temsil ettikleri bir seçmen kitlesi var. Bu kitlenin önceliği istikrardır. İşte bu kitleden şu anda bizim tarafımıza en az 10 puan gelmiş durumda.
AKP'nin içindeki bir diğer grubu da 'Türkiye bir ev, Tayyip Bey de bizim babamız' diyenler oluşturuyor. Bunları AKP'nin tabanı ve oy kanaatleri değişmeyecek kitle olarak tanımlayabiliriz.Bir de 7 Haziran seçimlerinde 'artık yeter' diyerek AKP'den ayrılan oylar var... Ama baktı ki iş yok, 1 Kasım'da tekrar AKP'ye geri döndü. Şimdi bunlar tamamen açıkta. Bizim birinci önceliğimiz bu 15 puanın alabildiğimiz kadarını almak. Burada da mesafe kaydediyoruz.
Bunun adına siyasi literatürde 'çerçeveleme' deniyor. Buradaki 65'lik sağ seçmeni konsolide etmeye çalışıyor. Şimdi en büyük zaafı da şu, çerçeveleme sisteminin içinde tek alanla dövüşmeyi seviyor.Yani bir grubu karşısına alıyor, vuruyor vuruyor vuruyor. Herkes de bundan çok etkilendiği için, bu sefer o çerçevelenmiş yapı kendini savunmaktan telef oluyor. Referandumda bir şey oldu. Tayyip Bey'in bu şekilde çerçeveletip hain dediği hiçbir şeyin tutmamasının sebebi şu oldu: Biz bir büyük grup olarak o dönemin adıyla 'MHP yönetimi muhalifleri' ayrı çalıştık. İkincisi, CHP çalıştı."
Akşener parti içine de önemli mesajlar verdi. Enaniyetin ve kişisel tartışmaların bir kenara bırakılmasını isteyen Akşener, olası dargınlıkların, isteklerin ve taleplerin "yıkıcı" değil "yapıcı" olarak ifade edilmesini istiyor. Başarısız olunması durumunda kişisel arzu ve ihtirasların hiçbir öneminin kalmayacağına dikkat çeken Akşener, "Bize katılacak arkadaşlar bu bilinçte olmalı" mesajını verdi.