Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: İçişleri bakanlığından istifa sinyali
Cumhuriyet:
Tutuklu avukatlara keyfi eziyet: Eşleriye görüşmeleri de yasak
Yeniçağ:
Bozdağ: "BMGK kararının harekatı etkilemesi söz konusu değil"
Yeniasya:
Yerli otomobilin ilk örneği 2019'da
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Orhan Bursalı, 26 Şubat tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Ürettiğiniz borç içinde batma olasılığımız ne?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
““Dikili ağacınız yok, ülkeye neyi inşa ettiniz, diktiniz” söylemini ikide bir gündeme getiren ve CHP’yi yerden yere vuran Cumhurbaşkanı ve diğer iktidar liderleri karşısında CHP’lilerin doğru dürüst savunma yapabildiklerini görebiliyor muyuz? Savunma, bu Cumhuriyet sizden önce “şunları dikti, üretti, yaptı..” biçiminde büyük bir halkı aydınlatma kampanyası olarak yürütülmediği sürece, bu millet, gece gündüz televizyonların 30 kanalında birden ve aynı zamanda yayımlanan iktidar konuşmalarını dinleye dinleye, yahu gerçekten de her şey bunların zamanında yapıldı diyecek...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Zaten kendilerinin de “çalıyor ama çalışıyor” söylemi, ülke çapında kabul görmedi mi?.. CHP bunu başaramıyor. Biraz haksızlık yapmış olsam da: Günlük sade suya tirit polemiklerle hayatını geçiriyor. 60 milyar doları aşkın, kendilerinden önceki Cumhuriyet hükümetlerinin ürettikleri değeri satarak iktidarlarına katık yapan bir iktidar var karşılarında.. Ama bu gerçeği günler sürecek bir kampanya ile halka açıklayacaklarına, bir sıradan haber veya parti sözcülerinden birinin demeci ile geçiştiriliyor.
Türkiye’nin borç yükü de aynı öyle, bir parti yetkilisinin uzun demeci olarak okuyoruz gazetelerde.
Mahfi Eğilmez’in yazısından bakıyorum şimdi:
Türkiye’nin toplam brüt dış borcu 438 milyar dolar. Bunun Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’daki payı yüzde 52. Yani toplam hizmet ve mal üretiminin yarısından fazlası dış borç. Kırılgan 5’li diye dünyanın andığı ülkeler arasında en yüksek oran bizimki. Mesela Brezilya’nın bizden fazla borcu var: 556 milyar dolar. Fakat bu borcun GSYH’deki payı küçük; yüzde 30.
Yani, Brezilya ekonomisinin bu borcu ödeme kapasitesi bize göre çok yüksek, kırılgan olmasına rağmen üretiyor. Bizim ekonomi ise neredeyse tamamen borçla dönen bir yapıya sahip. Özellikle 2016’dan sonra dış borçta füze gibi artış var. 2002-2015 arası 3.5 kat artış...Türkiye’nin 2002’de toplam brüt dış borcu azdı, 130 milyar dolara yakın, fakat GSYH içindeki payı da çok yüksekti: Yüzde 54.8. Ekonomist diliyle konuşamayız, bütün bu borç yükü şunu anlatıyor: Asla makul bir borç değil. Sermaye ihtiyacında tamamen, vay faiz lobisi diye saldırdığınız Batı’ya muhtaçsınız...
Afedersiniz yerli ve milli iddiasındaki iktidara yakıştıramıyorum bunu! Ne rezalet! Damarlarında yabancı kanı akıyor!
Yüksek borç tutarınız aynı zamanda şunu söylüyor: Aldığınız borca daha yüksek faiz ödüyorsunuz. Kırılganlık, üretemezlik, yüksek (teknolojik) katma değerli bir ekonomi yaratamayan düşük ve orta teknolojik bir ekonomiye saplanıp kalmanız, yüksek borca bağımlılığınız gereği olarak faiziniz de yüksek. Ne kadar, 150 milyar dolar toplam faiz mi ödediniz? Tamam, tüm ülkelerin borcu var. Ama yüksek teknolojik mal ve hizmetler üretme kapasiteleri yüksek ve bir sorun yaşamıyorlar. İleri teknoloji ihracatı, toplam ihracat içindeki yapı yüzde 4’ün altında!
Bu şu demek: ihracatın yüzde 94’ü emek yoğun, düşük ve orta teknoloji üretimine dayanıyor. Yani, ihracatın getirdiği kazanç az. Yaygın yeterince sermaye üretimine katkısı zayıf. Dolayısıyla sermaye açığını da ancak borca yüklenerek kapatabiliyorsunuz.
Sermaye üretemeyen yapı Köprüler, otoyollar, tüneller ve havaalanları.. hepsinin kaynaklarını araştırın, dış borçla döndüğünü göreceksiniz. Üstelik bunların hepsine iyi faizler ödüyoruz! Fakat bunlar ekonomiye yüksek katma değer, dolar getirmedikleri, “sermaye üretmedikleri” için, üretken ekonomiye katkıları minimal düzeyde. Mesela tünel, köprü, otoyol geçişlerini “dışarıya ihraç” edip dolar kazanamıyorsunuz! İhracat her şey değil tabii... Bu ülke insanı için de önemli hizmetler gerek. Ama yüz milyarlarca dolar borca girerek yatırım yapıyorsanız, bunun ekonomiye çok önemli ve katma değeri yüksek geri dönüşleri olması gerekir.
...***
İhsan Çaralan, 26 Şubat tarihli Evrensel gazetesinde, “Asıl olan ‘tek adam rejimi’ne karşı olan güçleri harekete geçirmektir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan ve onun söylediklerini tekrarlamayı başlıca görev edinmiş AKP sözcüleri, AKP-MHP ittifakının yaptıkları ve yapmak istediklerine yönelik eleştirileri “AKP ile MHP niye ittifak yapıyor” deniyormuşa çevirerek, ittifak yapmanın meşru olduğu üstünden yanıtlayarak, asıl eleştirilerin üstünü örtüyorlar.Oysa kimse, “AKP ile MHP niye ittifak yapıyor” demiyor. İster aralarında ittifak yaparlar, ister birisi partiyi kapatır ötekine iltihak eder. Bu kimseyi ilgilendirmez. Hatta siyaseti izleyenler; “Tencere yuvarlandı kapağını buldu”, “Maşallah çok da yakıştılar. Nazar değmesin!..” yorumları yapabilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Burada itiraz edilen ya da eleştirilen; bu iki partinin seçim ya da başka konularda ittifak yapması değil, onların elbirliği ile ülkeyi “tek parti tek adam rejimi”ne sürüklemek için girdikleri yoldur. Ve onların Türkiye’nin halklarının aleyhine en gerici güçleri bir araya getirmek için ittifak yapmaları eleştirilmektedir. Son günlerde; seçim ve siyasi partiler yasalarının “uyum yasaları” adı altında yapmak istedikleri düzenlemeler nedeniyle de ittifak eleştirilmektedir.Bu düzenlemelerin ne olduğu ve ittifakın bundaki amacı, günlerdir gazetemizde gündeme getiriliyor ama burada bir kez daha özetleyelim. Erdoğan ve Bahçeli’nin sonunda adı “Cumhur İttifakı“ olmasında anlaştıkları ittifak;
Barajın yüzde 10 kalmasında ısrar edilmesi,
İttifakın oylarının ittifaka katılan tüm partilerin barajı geçmiş sayması; örneğin ittifak içinde yer alan ama kendi oyu yüzde 0.01 olan bir partinin de barajı aşmış sayılması,
Sandıkların yer değiştirmesi, sandık bölgelerinin yeniden yeniden düzenlenmesi, arkası mühürsüz oyların da geçerli sayılması, güvenlik güçlerinin sandık başlarına gelerek müdahale etmesine imkan sağlanması, sandık başkanlarının mülkü amirler tarafından tayin edilmesi,
Muhalif partilerin seçim faaliyetlerindeki propagandalarının “partinin tüzüğü ya da programında yok” denilerek yasaklanması gibi seçim güvenliğini ortadan kaldıran, partilerin bağımsız seçime girmesini zorlaştıran ve muhalif partilerinin çalışmasını engelleyecek düzenlemeler eleştirilmektedir. İttifak da bu, özgürlükleri sınırlayan girişimlerin merkezi olduğu için eleştirilerin hedefindedir. Elbette bu eleştirilerle, AKP-MHP sözcüleri ve yöneticilerini ikna ederek, yasaklayıcı ve seçim güvenliğini her tür ihlale açık hale getiren girişimlerden vazgeçirilmesi beklenmiyor.
…***
Remzi Ödemir, 26 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Devletin malı deniz mi?”başlıklı yazısını okuyuucularla paylaşıyor.
“KGF yani Kredi Garanti Fonu.Daha da açılımı; bankalar, esnaf ve işletmelere kredi veriyor, bunun kefili ise devlet oluyor.Devlet derken tüyü bitmemiş yetimin hakkı.Hükümet buna kefaleti verirken ülkenin içindeki bulunduğu sıkıntının aşılmasını hedefledi. Daha fazla istihdam yaratılması için çaba sarf etti. Devlet milyarlarca liralık borcun altına imza attı. İlk etap KGF geçen yıl verildi. Bu kredilerin geri dönüşü Mart ve Nisan gibi başlayacak. Yani sonuçları bu aydan sonra görülecek.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
KGF kredilerinin zordaki işletmeleri ne kadar rahatlattığı şu an için bilinmiyor. Önümüzdeki ay gelecek olan veriler bunu ortaya koyacak. Ancak bu krediler bankaların kârlılığının adeta zirve yapmasına neden oldu.Nitekim 2016 yılında bankaların toplam kârı 36.2 milyar lira iken, 2017 yılı sonunda yani KGF'li bilançolarla bu rakam 49.1 milyar liraya yükseldi. Bu süre içerisinde binlerce şirket battı, çok sayıda insan işsiz kaldı. Ama bankalar tarihinin en iyi kârını elde etti.KGF sırasında bankalara yönelik çeşitli iddialar ortaya atıldı.Batık kredilerin KGF'ya atıldığı yani batığın devlete yıkıldığı, işletmelere verilecek paraların bankalar tarafından vadesizde bloke edildiği ve dahası kredi almaya gelen sıkışmış kişilerden 20-30 bin liralık masraflar aldığı yolunda.KGF bu iddialara hep sessiz kaldı. Özellikle masraf konusunda hiç ama hiç sesini çıkartmadı. KGF Genel Müdürü İsmet Gergerli hep sessiz kaldı. Hele Körfez sermayeli bir bankanın yaptığı haksızlıkları belgelememe rağmen görmezlikten geldi.Avrupa sermayeli bankanın aldığı acımasız masrafları ne gördü ne de duydu. Defalarca belge yayınladım Avrupa sermayeli bankanın Boğaziçi Bölge Müdürlüğü'ne bağlı şubelerde mutlaka inceleme yapılması gerektiğini yazdım.