Mart 03, 2018 11:01 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Saadet Partisi Gül'den vazgeçemedi... Nabzı yoklanacak

Evrensel:

OHAL Komisyonu başvuru sonuçları açıklandı

Aydınlık:

28 Şubat davasında başbakana tepki

Yeniçağ:

Türkiye sınırına geçen 2 Yunan askeri tutuklandı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Cevher İlhan 2 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, “Demokrasi işbirliği”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““Seçim ittifakı” paravanında, 16 Nisan 2017 “anayasa değişikliği” referandumuyla denge ve denetim mekanizmalarını yok eden “cumhurbaşkanlığı hükûmet sistemi”yle Meclis’in yetkilerinin gasbedildiği, kuvvetler ayrılığını yerle bir eden, “tek şahıs egemenliği”yle otoriterliğe dönüşen süreçte, demokrasinin tahribi daha da derinleştiriliyor.12 Eylül’den kalan ve hiçbir demokratik ülkede olmayan “demokrasi ayıbı” yüzde 10 seçim barajı, valilerin tâlimatıyla sandıkların taşınması, seçim çevresi ve sandıkların birleştirilmesi ve karıştırılması karmaşasıyla, sistem sahteciliğe teşne hale getiriliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Ayrıca muhataralı “artık oylar”la peşinen şâibeli hale getirilen “seçim ittifakı”yla seçim ve sandık güvenliği tümüyle ortadan kaldırılıyor. 

Kamuoyunda tartışılmadan, hukukçuların, üniversitelerin, sivil toplumun görüşü alınmadan, hatta parti genel başkanları tarafından görevlendirilen birkaç kişinin dışında çoğu milletvekillerinin haberi olmadan, kapalı kapılar arkasında kotarılıp karambola getirilen ve apar topar komisyonlarda ve Meclis’te müzâkere edilmeden “saray koalisyonu”nun “teklif”iyle, zaten can çekişen demokrasinin canına okunuyor.

Anketlere göre 7 Haziran seçimlerinde olduğu gibi yüzde 38 - 43 aralığında kalan AKP’nin cumhurbaşkanlığı seçiminde yüzde 50+1’i bulmak, yüzde 3’lere inen MHP’ye barajı aştırmak gibi siyasi rant hesaplarıyla kotarılan “saray ittifakı” oyununun dışında kalanların “gayr-ı millîlik”le ve hatta “hâinlik”le suçlanmasıyla toplumu kamplaştırıp kutuplaştırarak ötekileştiren vartaya düşülüyor.  

Oysa Türkiye’ye kaybettiren, demokrasiyi ıskartaya çıkartan, hukuku ve adaleti tasfiyeyle haksızlık ve hukuksuzlukları dayatan ve ülkenin üzerine kâbus gibi çöken, içte ve dışta krizlere, felâketlere sürükleyen anafordan artık çıkılması gerekiyor. 

Bu gerekle evvela, Türkiye’nin bağımsız ve tarafsız yargıyı ortadan kaldırarak hukuku ve adâleti yok eden, iktidarın bir türlü kaldırmaya yanaşmadığı OHAL’ın bir an evvel sona erdirilmesi…

Hukukta hiçbir değeri olmayan “gizli MİT raporlarına dayalı KHK’larla yüz binlerce kamu görevlisinin yargısız - sorgusuz işlerinden atılması ve 50 bin vatandaşın haksız ve iddianâmesiz gözaltına alınıp tutuklanması, onbinlerce şirketin/işyerinin kapatılması, özel eğitim kurumlarının, vakıf hastanelerinin, üniversitelerin kapısına kilit vurulması hukuksuzluğuna son verilmesi…

Keza iktidarın on beş yıldır vaad ettiği halde çıkarmadığı ve en son “uyum yasaları”nda söz verilen yüzde 10 seçim barajının kaldırılması; hâkim nezâretinde kayıtlı seçmenle önseçim ve tercih sistemiyle siyaseti demokratikleştirecek değişikliklerin yapılması.

Bütün yetkilerin “tek adamda toplandığı garabetli “ucûbe sistem”in tasfiye edilip, noksanlıkları giderilmiş, güçlü parlamenter demokratik sistemin yeniden inşa ve ikamesi…

Ve başta demokrasinin sacayağı yürütme, yasama ve yargı arasında mutlak kuvvetler ayrılığını getiren, temel hak ve hürriyetleri teminat altına alan, toplumsal barışı sağlayan demokratik anayasanın hazırlanıp kamuoyuna deklare edilmesi…

Bu noktada devlet imkânlarının ve kanallarının tümüyle “iktidar cephesi” propagandasında fütursuzca kullanılmasına rağmen yüzde 50’yi bulan muhalefet partilerinin, demokrasi ve hukukun üstünlüğü ekseninde “demokratik plâtform” oluşturmaları büyük önem taşıyor.

Bu açıdan, “ittifak” paravanında yanıltma ve çarpıtmalarla millet irâdesinin manipüle edilmesine ve “tek şahıs otoriterliği” üzerine bina edilen antidemokratik dayatmalara karşı Meclis içi ve dışı muhalefetin “müsbet demokrasi hareketi” olarak demokrasiyi, hukuku, adâleti esas alan “demokratik ilkeler üzerinden ittifakı” fevkalâde ehemmiyetli. 

...***

Orhan Uğuroğlu, 2 Şubat tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İşte ilkeler işte ittifak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““Önce şöyle başlayayım, "İlkeler İttifakı için ortak Cumhurbaşkanı adayı şart."Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde temsil edilmemesine rağmen günümüzün siyasette çözüm üreterek yükselen yıldızı olan Saadet Partisi'nin Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, 'Cumhur İttifakı'na karşı "İlkeler İttifakı" önererek çok önemli bir adım attı.Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da "İlkeler İttifakı" konusuna olumlu baktığını vurgulayarak Parlamento muhabirlerine, "İlkeler belirlenir, o ilkeler doğrultusunda bir birliktelik sağlanacaksa, o ilkelerden yola çıkılarak yapılır'' dedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Saadet ve CHP'den sonra gözler Türk siyasetinin tek kadın liderinin İYİ Parti'sine çevrildi. Türkiye'yi adım adım gezerek ilçe ve il teşkilatlarının kuruluşlarında bulunan Meral Akşener cumhurbaşkanlığı adaylığını açıklayan ilk siyasetçi oldu."Cumhurbaşkanı adayı olacak, Erdoğan'ı yeneceğim" şeklindeki iddiasını geçtiğimiz günlerde yazdığım Akşener de İlkeler İttifakı konusunda, "Demokrasinin tam ve kâmil uygulanabilmesi için gereken kurallar, ilkeler. Bunların üzerinde uzlaşılabilir mi diye bir çalışma bu. Dolayısıyla buna elbette hayır deme imkânımız yok. Tabii ki evet" diye konuştu. SP Partisi lideri Temel Karamollaoğlu, "Cumhur İttifakı hangi temeller üzerinde belli değil. Tek amaç seçim kazanmak" diye kurulması hedeflenen AKP, MHP ve BBP ittifakını eleştirdi. CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi ittifak yaparsa şunlar olur:AKP, MHP ve BBP'nin oy pusulasında elde edeceği avantajların tümünü elde ederler.Üç partilik ittifak daha önce de yazdığım gibi %10 barajının altında kalarak Meclis'te temsil imkanı bulamayan Demokrat Parti, Vatan Partisi gibi birçok partiyi de ilkeler ittifakına katarak demokrasilerin olmazsa olmazı temsilde adaleti sağlayacak önemli bir güç haline gelirler.Ve bence eğer başarabilir ve ortak bir Cumhurbaşkanı adayı çıkarırlarsa 'Cumhur İttifakı'na 2019'da 3 seçimde de darbe indirecek kararlılığı göstermiş olurlar.Bakalım yapabilecekler mi?İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ilkeler ittifakı için şunları söyledi; "Sayın Temel Karamollaoğlu şöyle bir öneride bulundu: 'Madem parlamenter sisteme geçileceğini ilan ettik, bunun ilkelerini, hukuki ilkelerini, yani bir anayasa taslağını vatandaşın karşısına getirmemiz lazım'.

Eğer Cumhur İttifakı gibi İlkeler İttifakı da tek aday üzerinde anlaşma sağlarsa Türkiye, Cumhurbaşkanlığı seçimine 2 önemli aday ile gidebilir ki benim Kılıçdaroğlu, Akşener ve Karamollaoğlu'na önerim tek aday üzerinde anlaşma sağlamalarıdır.

...***

Çiğdem Toker, 2 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Çok önemli bir ‘sehven’”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“16 Nisan 2016 referandumunu şaibeli kılan tek konu, mühürsüz oy pusulalarının geçerli sayılması değildi. Halkoylamasının niteliği gereği, TERCİH mührü kullanılması gerekirken, bazı sandıklarda kullanıldığı ortaya çıkan EVET mühürlü pusulaların geçerli sayılması da sorunluydu. Bu sorunu, Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanı Sadi Güven’in, değerli hocamız Prof. Dr. Emre Kongar’a gönderdiği yazılı açıklama dolayısıyla yeniden hatırladık. İsabet oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Kongar’ın “yorumlarım ve sorularım yarına” notuyla köşesine aktardığı açıklama, YSK’nin anayasal nitelikli kurumsal kimliği dolayısıyla, bu ülkenin bütün yurttaşlarını ilgilendiriyor.

Daha önce sordum, yanıtsız kaldı. Yukarıdaki açıklama vesilesiyle bir daha yazıp soruyorum:

-2016 yılının Mayıs ayında, Devlet Malzeme Ofisi, YSK için 450 bin adet mühür alımı ihalesi açtı. İhale resmen duyuruldu. Mühürlerin TERCİH yazılı olarak üretilmesi istendi.

-İhale şartnamesinde üretilecek TERCİH mühürlerinin 10’ar binlik paketler halinde 81 ilin hangi ilçesine ve toplamda kaçar adet teslim edileceği, tek tek ve ayrıntılı bir listeyle belirlenmişti. Dahası toplam TERCİH mühür sayısı 432 bin 640 adet olacaktı. Şartnamede, artan kaşelerin YSK’nin göstereceği yere teslim edileceği dahi belirtiliyordu.

Referandum mührü üzerinde yazılacak TERCİH kelimesi niye önemliydi? Anayasa referandumu, EVET ve HAYIR olmak üzere iki seçenekli olduğu için. Farklı anlam ve işlev üstlenmiş İKİ EVET karışmasın diye. Yani halkoylamasının ruhuna uygun olan mühür; genel ve yerel seçimlerde kullanılan EVET mührü değil, üzerinde TERCİH yazılı olanlardı. Dolayısıyla, yukarıda hatırlattığımız bu kadar ayrıntılı bir şartnameyle hazırlanmış ve sonuçlanmış bir TERCİH mührü alımı varken, genel ve yerel seçimlerdeki EVET yazılı mühürlerin dağıtımı, basit bir SEHVEN ile geçiştirilemeyecek kadar önemliydi. EVET oyunun yüzde 51.41 gibi, kıl payı çıktığı bir sonuçta çok daha sonuca etki edecek önemde üstelik.