Mart 05, 2018 10:45 Europe/Istanbul

Aydınlık: CHP’den seçim barajı açıkalamsı

Cumhuriyet:

CHP'li Öztrak: TÜİK, 'Yaşam Memnuniyeti' araştırmasına karartma uyguladı

Milli gazete:

Karamollaoğlu: En sıkıntılı dönemleri yaşıyoruz

Evrensel:

Akşener: CHP ile ittifak yok

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Özgür Mumcu, 3 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Eriyen ittifak”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Siyasette ittifaklardan bahsedildiğinde,“efendim siyasette iki artı iki dört etmez” denmeden cümleye başlanmaz. Hakikaten de doğruluk payı vardır. Bazı ittifaklar, müttefiklerin oylarının toplamından daha fazlasını bulabilir. Kimilerindeyse “kimya tutmaz” ittifak oya mal olabilir. Buna rağmen, ittifakı oluşturanların ayrı ayrı oylarının toplamı önemli bir göstergedir. AKP’nin aslında iktidardan düştüğü 7 Haziran seçimlerinde AKP ve MHP’nin toplam oyu yüzde 57 civarında. Hemen ardından yapılan 1 Kasım seçimlerindeyse iki parti 61.5’i yakalamış. Milliyetçi söylemin yükseldiği, güvenlik politikalarının ön plana çıktığı bu dönem, MHP’yi biraz zayıflatsa da iki partinin toplamını önemli ölçüde arttırmış.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Kurulan “cumhur ittifakı” teorik olarak yüzde 60’larda seyreden bir oy potansiyeline sahip. Hem cumhurbaşkanını ilk turda seçmeye yetecek hem de Meclis’te çoğunluğu rahatlıkla sağlayacak bir potansiyel. Hele buna OHAL koşullarını, giderek yoğunlaşan milliyetçi hamasi atmosferi ve AKP ile MHP’ye özel dikim seçim kurallarını eklersek, bu İslam-Türk sentezi yenilmez bir armada niteliğinde diyebiliriz.

Gelgelelim, MHP, haziran seçiminde AKP ve Sayın Erdoğan’a karşı müthiş sert bir söylem tutturmuştu. İş, Sayın Erdoğan’ı vatan hainliğiyle yargılama vaadine kadar gitmişti. MHP’nin, kasımda da aynı dozda olmasa bile muhalif bir tutumu vardı.

İki partinin ittifaka en çok yaklaşan işbirliği, başkanlık rejimi için beraber hareket etmeleriydi. Referandumda başını AKP ve MHP’nin çektiği birlikteliğin o da ancak şaibelerin gölgesinde yüzde 51’i bulabildiğini gördük. Hakikaten de siyasette iki artı iki dört etmiyormuş anladık.

Demek ki sistem değişikliğine, başkanlık rejiminin kurulmasına yönelik bir ittifak AKP ve MHP’ye yaklaşık yüzde 10’luk bir kayba mal olmuş. Kasım seçimlerine giden dönemdeki milliyetçi dalga ise iki partinin toplam oylarını artırmış.

Önümüzdeki seçimlerde iki partinin toplam oyunu düşüren başkanlık projesi ile iki partinin toplam oyunu artıran milliyetçilik ve Kürt meselesinde güvenlikçi politikaların harmanlanması söz konusu.

Demek ki 2019’a kadar ikilinin oyunu artıran unsur daha da çok kullanılacak. İkilinin oyunu azaltan unsur olan başkanlığı tartışmaya açabilecek yorumcular, akademisyenler, gazeteciler, sivil toplum örgütleriyse ağır baskı altında tutulmaya devam edecek. Ortalığı bulandırmak amacıyla da bol bol yaşam tarzı tartışması ile muhalif kesim oyalanacak. Netice itibarıyla oyları düşen, erimekte olan bir ittifak bu. Tek çaresi de seçim güvenliğini ortadan kaldıran düzenlemelere ve OHAL’in baskıcı siyasi ortamının sağladığı haksız rekabete dayanmak. Eriyen ittifakın neyi, neden yapacağı gayet açık. Muhalefetin neyi, neden yapacağını da görebilsek keşke.

…***

Arslan Bulut, 3 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Oyları çalma yasasına karşı ne yapılabilir?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP ile MHP'nin ortaklaşa sunduğu, "Cumhur ittifakı" adlı yasa teklifi, TBMM Anayasa Alt Komisyonu'nda 5 saatlik görüşmenin ardından AKP ve MHP'li milletvekillerinin oylarıyla "noktasına-virgülüne dokunulmadan" kabul edildi.Alt Komisyon'da CHP'yi temsil eden Ankara Milletvekili Dr. Murat Emir ile Kocaeli Milletvekili Fatma Kaplan Hürriyet, teklife muhalefet şerhi koydu.Tabii bu durumda da "Atı alan Üsküdar'ı geçti" denilebilir!Bu söz, "atı çalan, karşıya geçtikten sonra ne yapabilirsin?" anlamına gelir.Burada da benzer bir durum var. Muhalefet şerhi, hazırlanan teklifin hukuken gayrimeşru olduğunu ortaya koyuyor ama teklifin gayrimeşruluğunu tescil etme yetkisi olan Anayasa Mahkemesi'ni de dinleyen yok, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bu işlere karışmıyor. O halde ne yapmak gerekir?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:   

...***

Mühürsüz oyları meşru saymak, sandıkları taşımak, seçmenleri dağıtmak gibi yöntemlerle oyların çalınmasını kolaylaştırmak için yasa hazırlanıyor ama iç hukuk ve uluslararası hukuk kurumları buna seyirci kalıyor.Bu köşeye sığmayacak şerh yazısında "Teklif yasalaşırsa, yüz bin oy alan bir parti 'ittifak' yaptığı durumda Meclis'te temsil elde edilebilecek, ama beş milyon oy alan bir parti Meclis dışında kalabilecektir. Bu durum eşitlik ve temsilde adalet ilkesine açıkça aykırıdır." deniliyor.Bir başka cümle şöyle:"Sandıkların birleştirilerek taşınması, mühürsüz zarfların geçerli sayılması, sandıklara güvenlik güçlerinin müdahalesi ve seyyar sandığın yasal düzenlemeye bağlanması Türkiye'de yeni bir sopalı seçimin önünü açacak düzenlemelerdir." Bir kişiyi başkan seçtirmek için hukuka aykırı yasa çıkarmak iki yolla aşılabilir. Birincisi, halkın Anayasa'dan kaynaklanan direnme hakkını kullanmasını sağlamaktır. Bu hakkın kullanılabilmesi, Ana Muhalefet Partisinin öncülük etmesine bağlıdır. CHP, bu yola girmeyeceğini, Cumhurbaşkanlığı sistemiyle ilgili referandumdaki mühürsüz oy skandalına karşı sokağa çıkmamak suretiyle göstermiştir. Haklı gerekçeleri de vardı tabii. Kemal Kılıçdaroğlu, silâhlı grupların müdahalesi sonucu iç çatışma çıkabileceğini, kan dökülmesinden endişe ettiği için bu yola başvurmadığını söyledi. İkinci yol ise siyasi kumar oynayan iktidarın blöfünü görerek, aynı yöntemle yani ittifakla cevap vermektir. İktidar tarafı, uzun süreden beri CHP ve İYİ Parti'yi HDP ile ittifak yapacakmış gibi göstererek kendilerinin millî, muhalefetin gayrimillî olduğunu iddia ediyor. CHP ile İYİ Parti ve İYİ Parti ile Saadet Partisi arasındaki görüşmeler, Türkiye'nin kaderini belirleyecektir.

...***

Kazım Güleçyüz, 3 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, “Ayrıştırıcı “ittifak””başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“16 Nisan referandumunda çok az bir farkla kabul edildiği açıklanan, ama tartışması hâlâ bitmeyen “başkanlık” paketinin seçim barajını yüzde 50’nin üzerine çıkarması, “Reis”in o çok övünülen “popülarite”sinin de tek başına bu oranı yakalamasına yetmeyeceğini gören iktidar partisini ittifak arayışına yöneltti ve son dönemde zaten buna dümen kıran MHP ile kader birliğine götürdü.Artık yerinde yeller esen “çözüm süreci”nde HDP ile o dönemde kurduğu yakınlığı dışlama ve tasfiyeye çevirip, onun yerine MHP’yi ikame eden AKP, devlet ve statüko ile iyice bütünleşirken aynı zamanda MHP’leşti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Sıkı ve hararetli OHAL savunuculuğu, terörle mücadelede başarının “etkisiz hale getirilen terörist sayısı”yla ölçülmesi, “yerlilik ve millîlik” muhabbetleri, Kızılelma söylemleri, iktidar medyasındaki “Başbuğ Erdoğan” nitelemeleri, bu yakınlaşma ve benzeşmenin tezahürlerinden yalnızca birkaçı.

Ancak görünen o ki, bu da yetmiyor, onun için üçüncü bir parti olarak BBP’nin de ortaklığa dahil edilmesi öngörülüyor.

Dahası, bunun da kâfi gelmemesi ihtimali için de SP alternatifi üzerinde çalışılıyor. Ve belki daha gün yüzüne çıkmamış başka hazırlık ve temaslar yürütülüyor. Ve çetin pazarlıklar daha da kızışacağa benziyor.

16 Nisan’da, uzun yıllar sonra İstanbul ve Ankara’da inişe geçmiş olmanın tedirginliğini yaşayan ve kendi içindeki tasfiye ve çekişmelerin körüklediği derin ayrışmalarla hayli güç kaybeden AKP de, Akşener hareketiyle içi boşalan MHP de çok endişeli.

Ve medyaya yansıyan anket sonuçları, iki partinin toplamının da yüzde 50’nin altında kaldığı bir tabloyu gösteriyor. Bu  yüzden, işi garantiye alabilmek için 3., hattâ 4., olursa 5. ortak arayışına girmiş durumdalar.Bu ittifakı da son yıllardaki bütün seçimlerde ortaya koydukları dışlayıcı, ötekileştirici ve kutuplaştırıcı yaklaşıma bina ediyor; kendilerini “en hakikî vatansever” ilan ederken, karşılarındakileri yine “terör destekçiliği ve hainlik”le suçlamaya hazırlanıyorlar.Buna karşı hukuk, adalet, demokrasi ve özgürlükler ekseninde samimî, yapıcı, toparlayıcı, bütünleştirici, güven verici bir ittifak ve dayanışmaya ihtiyaç var. Böyle bir alternatif arayan toplum, bunu gördüğü an oraya yönelir.