Mart 05, 2018 10:48 Europe/Istanbul

Birgün: Feyzioğlu'ndan, cumhurbaşkanlığı için yeşil ışık

Yurt:

CHP'den Cumhur ittifakı açıklaması: Kimler kimlerle beraber

Cumhuriyet:

Stratejik plan tırpanlandı: Gelecek 5 yıl ‘çözüm’ yok!

Milli gazete:

Karamollaoğlu’ndan ‘hazır ol’ çağrısı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı 4 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Seçim yasası ve bir derin kuşku”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İktidarın başkanlık seçimlerini garantilemek için tamamen kendine yonttuğu bir seçim yasa tasarısı Meclis’te “şeklen” görüşülüyor. Bugüne kadar olduğu gibi, muhalefetle asla uzlaşma aranmıyor. AKP ve MHP’nin “Başkan” olmak ve Meclis’e milletvekili sokabilmek amacıyla yaptıkları bir “varoluş” ittifakı... Tek başına, birinin başkanlığı alması, diğerinin de Meclis’e girmesi olanaksız... Tüm partileri ilgilendiren temel bir yasadan bahsediyoruz! Demokrasinin, anayasal tüm sistemin bazen tam bazen yarım ortadan kalktığı ve tamamen “sandığa” indirgendiği bir ülkede daha ne olsun, diyeceksiniz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Tasarıda çok önemli gördüğüm bir “değişikliğe” değineceğim. Emine Kaplan’ın geçen günkü haberinde vardı, Meclis komisyonundaki görüşmelerde CHP’li üyeler sordu, ama asla tatmin edici bir yanıt alınamadı:

Bugüne kadarki seçim kütüklerinde, bir apartmanda kimlerin seçmen olarak kayıtlı olduğu biliniyordu. Şimdi bunu değiştiriyorlar, apartmanda oturanlar farklı sandıklara dağıtılıyor, seçim listesine bakanlar sadece kendi “hane halkı”nı görecek. Apartmanda başka kimlerin kayıtlı olduğunu bilemeyecek.

Bugüne kadarki seçimlerde “seçmen güvenliği”, “gerçek seçmen varlığı” açısından önemli bir “kontrol” karinesi ortadan kaldırılıyor. Adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre oluşturulan seçmen kütüklerinin tamamen şaibeli hale geleceği yeni bir durum söz konusu. Bu sistem şüphesiz tamamen devletin kontrolü altında. Nüfus müdürlüklerinden TÜİK’e kadar uzanan ve oradan Yüksek Seçim Kurulu adındaki son seçimlere şaibesi damga vurmuş bir zincir.

Bir ‘el’ kütüklere karışırsa?  Şimdi bir “el”, hangi aşamada bilemem, YSK’ye gönderilecek “seçmen” kayıtlarını istediği gibi biçimlendirebilir. YSK bunu yapmak zorunda değil, o elindeki listeleri yayımlayacaktır.

Şimdi, bir “el” mesela 2 - 5 milyonluk bir hayali nüfusu seçmen diye kütüklere kaydettirebilir. Bunu bizim bilmemiz olanaksızdır. Bizim apartmanda tüm kayıtlı olanları göremediğimiz sürece, bizim apartmanda seçmen olarak kayıtlandırılmış, orada oturmayan “hayali” isimler sandıklarda oy kullanabilir. Bunu da bilemeyiz.

Bunu saptamanın tek yolu, bir delinin çıkıp kendi apartmanına kaç seçmenin kayıtlı olduğunu kendi seçmen bölgesindeki tüm sandık listelerinde arayıp bulmasıdır. Yüz binlerce isim ve binlerce listeden bahsediyoruz!

Eğer CHP’liler taslaktaki bu maddeyi engelleyemezlerse, hileye açık bir yapı oluşturuluyor. Ve bu kötümser kestirim gerçekleşirse, seçime katılım oranında çok yüksek bir orana ulaşılır! Bilenler bilgi aktarsın, fikir söylesin! Seçmen nüfus sayısı mı bunu engeller?

Ve hilenin çok sonra veya belki de artık hiç fark edilemeyeceği bir seçim sonucunda “Atı alan Üsküdarı” geçer! ODTÜ İktisat Bölümü Emekli Öğretim Üyesi Dr. Oktar Türel’in bir açıklamasına yer veriyorum: “

‘Ürettiğiniz Borç İçinde Batma Olasılığımız Ne?’ ” başlıklı yazınızda Türkiye’nin dış borç yükü değerleri 2002’de yüzde 54.8, 2017’de yüzde 52.0 olarak veriliyor. Cari fiyatlarla hesaplanmış bu büyüklükler, okurunuzda dış borç yükümüzün fazla değişmediği, hatta azaldığı izlenimini uyandırabilir. Reel dış borcun reel ulusal gelirden daha hızlı artması nedeniyle, kesin sayılabilecek verilerin bulunduğu 2016 yılında dış borç yükü, 2002 sabit fiyatlarıyla yüzde 64.8’dir.Eğer TÜİK, 2016’da yaptığı revizyonlar sonrasında 2016 yılı hasılasını kabaca yüzde 15 artırmamış olsaydı, dış borç yükü yüzde 75 dolaylarında hesaplanacaktı.

…***

İhsan Çaralan, 4 Mart tarihli Evrensel gazetesinde, “'Seçim güvenliği' ve 'gökkuşağı ittifakı' sorunu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP-MHP’nin, eğer zamanında olacaksa, 2019’un kasımında yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimi için şimdiden ittifaka girmesi, ittifak tartışmasını şimdiden siyasetin baş gündemi haline getirdi. Çünkü; Erdoğan-Bahçeli koalisyonu, 2019’da yapılacak seçimi varlık-yokluk sorunu olarak görüyor.

“Uyum yasaları”nın Meclise getirilmesiyle görüldü ki, Bahçeli-Erdoğan ittifakı, yasal mı ahlaki mi hiçbir değeri umursamadan seçimi kazanmak için her yola başvuracağını da gösteriyor. Nitekim referandumda YSK kullanılarak referandum sonuçlarının değiştirilmiş olması, Erdoğan-Bahçeli ittifakının kazanmak için her yola başvuracağını gösterdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Böylece ittifak tartışmalarının yanında, “seçim güvenliği tartışması” da siyasi gündemin ön sıralarına taşındı. Nitekim önceki CHP ile İyi Parti arasındaki seçime yönelik ilk doğrudan görüşmenin konusu da “seçim güvenliği” oldu.

Daha önce 7 Haziran seçim sonuçlarını tanımayarak 1 Kasım’da yeniden seçim yapılmasının dayatılması ve referandumun sonuçlarına YSK üstünden yapılan müdahale, iki önemli şeyi gösterdi:

AKP-MHP ittifakının, seçim sonuçlarını kendi lehlerine çevirmek için yasa, hak-hukuk, siyasi ahlak dahil hiç bir değeri umursamayan bir çizgiye geldiğini.

Sandıklara müdahalenin önlenmesi için gerekli teknik önlemlerin alınması için yapılacak örgütlenmenin önemini; başka bir ifadeyle iktidarın sandık sonuçlarıyla oynamaya kalkmasının kendisine ne kadar pahalıya mal olacağını hissettiren bir kamuoyu oluşturulmasının önemli olduğunu!

İktidar elbette bir yandan “Seçim güvenliği sorunu olmadığını”, ve yeni düzenlemelerin seçim güvenliğini artırmak için yapıldığını propaganda edecektir. Ama öte yandan Erdoğan-Bahçeli ittifakının “kahve propagandacıları”, her yolla seçimin kazanılacağını, bunun için yasal ve yasal olmayan her yolu deneyeceğini yayacaktır. Çünkü böylece halk güçleri içinde AKP’nin seçimle alt edilemeyeceği fikrini yayarak moral bakımdan bir yıkıntı yaratılmak istenecektir.

Bu yüzden de kamuoyunda; “Ne yaparsak yapalım bunlara seçimi kendi lehlerine çevirir” düşüncesine karşı mücadele, önemli olacaktır. Tersine, “Evet, bunlar seçimin sonuçlarını değiştirmek için her yola başvurabilirler. Ama doğru mücadele eder ve yeterince örgütlenirsek bunların sonuçları değiştirmesine izin vermeyebiliriz” düşüncesini yaymak önemli olacaktır. Bu yüzden de önümüzdeki seçimlerde “seçim güvenliği”nin hem teknik hem de siyasi bakımdan güvenceye alacak bir çalışma, oy kullanmak kadar önem kazanmıştır.

…***

Fatma Çelik, 4 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Hani yargı bağımsızdı!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bu hafta içi CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Hâkimler Savcılar Kurulu (HSK) ile ilişkili bir kitapçığı ortaya çıkararak bir açıklama yaptı. Açıklama şöyle, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü tarafından bastırılan 'Ceza İşleri Genel Müdürlüğü Terör Soruşturmaları Bilgi Kitapçığı' olarak adlandırılan ve belli talimatlar içeren bir kitapçık, 6 Nisan 2017'de terör suçlarına bakan hâkimler ve savcılara gönderilmiş.Peki, bu kitapçığın içerdiği talimatlar neler?Kitapçıkta yer alan ve yargı bağımsızlığını tehdit eden pek çok talimat arasından en çok dikkat çekeni şu şekilde: "Tahliye konusunda, Hâkimler Savcılar Kurulu'yla mutlaka istişarede bulunduktan sonra irade oluşturulacaktır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

"Talimat gayet açık! Tahliye kararı verecek bir mahkeme, bu kararı vermeden önce HSK' nın onayını alacak!Yani, sanığın savunması alınacak, deliller incelenecek, tanıklar dinlenecek ve tüm bunlar sonucu yasalar, sanığın tutuksuz yargılanmasına işaret edecek; ancak, hâkimler bu işarete riayet etmeyip, HSK' nın işaretini bekleyecek! bizim hâkimlere dağıtılan kitapçık, "Bir yargıç, HSK'nın sözünü dinleyerek karar vermelidir" diyor. Anayasanın 9'uncu maddesi söyle der: "Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır."O halde, HSK, mahkemenin kararına müdahale edebilir mi? Eğer edebiliyorsa…Nerede kaldı 'yargı bağımsızlığı'?Yargı bağımsızlığı, bu ülkede uzun yıllar hasıraltında kaldı; yetmedi, 2017 yılında yapılan anayasa değişikliği ile açıkça ortadan kaldırıldı.Hatırlayalım…HSK başkanı kim? Adalet Bakanı.Hatta Adalet Bakanı ile Adalet Bakanlığı Müsteşarı kurulun daimi üyesi.Peki, kurulun geri kalanı kimlerden oluşuyor?2017'de yapılan anayasa değişikliği ile toplamda 13 üyeden oluşan HSK' nın 4 üyesi Cumhurbaşkanı tarafından doğrudan atanıyor, Kurulun daimi üyesi olan Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarı'nın da Cumhurbaşkanı tarafından belirlendiği düşünüldüğünde, Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen HSK üye sayısı 6'ya çıkıyor.Üstelik burada unutulmaması gereken en önemli şey, HSK üyelerinin yarısının atamasını yapan 'Cumhurbaşkanı' sıfatı taşıyan kişinin, aynı zamanda iktidar partisinin genel başkanı olduğu.Geri kalan üyeler ise, çoğunluğunu iktidar partisinin oluşturduğu Türkiye Büyük Millet Meclisince atanıyor.Yani, bu yeni sistemde HSK' nın her bir üyesi, iktidar gücünü kullanan siyasi bir otorite tarafından belirleniyor.