Mart 07, 2018 11:15 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Erdoğan'ın itirafına Cemil Çiçek'ten yanıt: Kim yaptı, Amerika mı?

Evrensel:

Kadın emekçilerin durumu: İşsizlik, şiddet ve güvencesizlik

Yeniçağ:

Saadet partisi ittifaka teslim olmadı

Yeniasya:

Toplumun temeli çatırdıyor

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Çiğdem Toker, 7 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Yargılanan gazetecilik olamaz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Değil bir gün, neden bir saat dahi hapiste tutulmamaları gerektiği; haklarında hazırlanan iddianamede tam 11 aydır ortada olduğu halde, yaklaşık 500 gündür “içerideler”.Beş yüz gün. Ve evet, yazarken kaç noktayı yan yana koyarsak koyalım, cezaevinde beş yüz günün sonuçlarının kıyısından geçemeyiz. Cumhuriyet gazetesi davasının altıncı duruşması görülecek. Bu tarih, 25 Aralık 2017’de görülen ve pek kısa süren beşinci duruşmanın yetmiş dört gün sonrası demek.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bir başka anlatımla, davanın iki duruşması arasında geçen süre, tam iki buçuk ay. Bir önceki beşinci duruşmanın, kendisinden önceki dördüncü duruşmadan 55 gün sonra yapıldığını dikkate alırsak, birbirini izleyen iki duruşma arasındaki süre iki hafta daha uzamış durumda.

Dahası, duruşmaya arkadaşlarımızın yeni yıla evlerinde girecekleri umuduyla gitmişken oldu bu gelişme.

Ahmet Şık’ın savunma hakkının, “siyasi” olduğu gerekçesiyle kısıtlanması, hemen ardından mahkeme salonunun dışına çıkarılması üzerine, -haftalarca, mahkeme önüne çıkarılacakları anı bekleyip uzun bir hazırlık yapmış olmalarına karşın, bu beklenmedik gelişme üzerine kendilerinden beklenen dayanışmayı sergileyen-Akın Atalay ve Murat Sabuncu’nun da savunmadan feragat etmesiyle, mahkemenin daha önce yargılama için ayırmış olduğu iki günün, bir günü dahi tamamlanamadı.

Akın Atalay ve Murat Sabuncu 493, Ahmet Şık ise 432 gündür, haksız ve hukuksuz biçimde cezaevinde tutuluyorlar. Taleplerinin merhamet ve iyilikseverlik filan değil, en asgarisinden hukuk olduğunu bir daha not düşelim.

“Haksız ve hukuksuz” ifadelerinin boşuna olmadığını ne kadar tekrarlasak az. “FETÖ/PDY ve PKK/KCK örgütlerine üye olmamakla birlikte, örgüt adına suç işlemek” ile yargılanan Cumhuriyet çalışanları için hazırlanmış 275 sayfalık iddianamede en sık tekrarlanan kelime “haber”: 667 kez. Cumhuriyet soruşturmasını başlatan ve arkadaşlarımızı gözaltına aldıran savcı Murat İnam, FETÖ üyeliği dahil pek çok suçlamanın yer aldığı davada yargılanıyor. Bundan tam yedi yıl önce, iktidar ile “Cemaat” bir arada iyiyken, FETÖ kumpasıyla bir yıl hapis yatan Ahmet Şık’a yeniden FETÖ suçlaması bile yapılmaya kalkıldı.

Cumhuriyet davasında yargılanan gazeteciliktir. Halkın haber alma hakkıdır. Hukuk devletlerinde hiç kimse yargılamadan muaf değildir. Ama hiçbir meslek yargılama konusu olamaz. Hukuk devletlerinde kimsenin suç işleme özgürlüğü yoktur. Ama -sadece arkadaşlarımızı ve onlar bizim arkadaşlarımız olduğu için değil-yaşamları boyunca şiddetle işi olmamış, delil karartma, kaçma şüphesi bulunmayan, ömürleri boyunca yalnızca yazı yazmış her kim cezaevinde tutuluyorsa, yapılan hukuksuzluktur.Çok uzayan, uzadıkça derinleşen bu hukuksuzluğun bir an önce sona erdirilmesi gerekmektedir. Gazetecilik yargılanamaz.

…***

İhsan Çaralan, 7 Mart tarihli Evrensel gazetesinde, “‘Yargı bağımsızlığı’nı asıl kim tehdit ediyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Yargı bağımsızlığı tartışmasının son yılların en önemli tartışması olduğu, kimsenin inkar edemeyeceği bir gerçek. Çünkü AKP iktidarı, “güçler ayrılığı”ndan 16 yıllık iktidarı boyunca rahatsız olduğunu hep söylemiştir. Nitekim son yıllarda “FETÖ ile mücadele” bahane edilerek yargıyı yürütmeye bağlayacak yasal düzenlemeler yapıldı. Dahası fiilen bu düzenlemeleri de aşan girişimler yapıldı; yargının partizanlaştırılmasında çok ciddi adımlar atıldı! Bin hakim ve savcının atanma töreninin iptal edilmesi ve Yargıtayın kuruluşunu 150. yılı vesilesiyle Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit’in sözleri, yargı bağımsızlığında gelinen yeri göstermesi bakımından önemliydi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

5 Mart’ta yapılacağı söylenen, bin hakim ve savcının atanmasının yapılacağı törenin iptali için resmi bir gerekçe öne sürülmedi. Ancak, atanacak bin kişiden 173’ünün FETÖ ile bağlantılı olduğu bilgisi gündeme düştü. MİT ve polis istihbaratının yaptığı soruşturmada böyle bir olgu ortaya çıkmış ve bu nedenle atama töreni iptal edilmiş!

Bu gelişmeleri yakından izleyen CHP İstanbul Milletvekili Barış Yarkadaş, “HSK’de bazı üyeler, ‘Partizan hakim olmaz, bu kişiler bir partiyle özdeşleşmiştir’ deyince tartışma çıkmış. Atamalar da bu yüzden iptal edilmiş” şeklinde bir bilgi paylaştı. Daha önce yapılan hakim ve savcı atamalarında en büyük yoğunluğun AKP ve MHP’nin il ve ilçe yöneticilerindeki avukatlar olduğu dikkate alındığında, Barış Yarkadaş’ın iddiasının inandırıcı olduğu görülüyor.

Çünkü, yargıda yürütmenin müdahalesi;

Mahkemelerin tahliye kararlarını iptal ederek, tahliye edilenlerin başka bahanelerle tutuklanması,

Anayasa Mahkemesinin kararlarının yerel mahkemeler tarafından yürütmenin isteği gözetilerek tanınmaması,

* AKP’li olmayan avukatların hakim ve savcı olarak atanmadığına dair şikayetlerin artması,

* Cumhuriyet gazetesi davası, gazeteci tutuklamaları, HDP’li vekillerin dokunulmazlığının kaldırılması ve HDP’ye yönelik siyasi operasyonda yargının açıkça rol alması,

* Die Welt Muhabiri Deniz Yücel’in tutuklanması gibi tahliyesinin de tamamen siyaseten ve bir “yargı skandalı” olarak gerçekleşmesi, yargıdaki kadrolaşmanın nerelere geldiğini göstermektedir.

Bu yüzden de 5 Mart’ta yapılacağı ilan edilen “Hakim ve savcı atama töreninin” iptali, HSK’de bir tartışmaya yol açtığı için ertelenmiş olduğu iddiasını güçlendirmektedir.

…***

Esfender Korkmaz, 7 Mart tarihli Yeniçağ gaetesinde, “Enflasyonu görmezden gelmek”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ekonomide her olayı algı yaratarak çözmeye çalışan siyasi iktidar,  enflasyonda algı yaratmanın bir yolunu bulamadı. Söz gelimi enflasyon var, çünkü halkın alım gücü yüksek, halk tüketiyor, talep artışı var, ne güzel! diyebilirdi. Ancak mızrak çuvala sığmıyor, çünkü halkın yüzde 90'ı enflasyondan dolayı geçim sıkıntısı çekiyor.Bu nedenle bazen beklentileri yönlendirmek için enflasyon tek rakama düşecek diyorlar, ancak arkasından faiz baskısı yapıyorlar. Yine istikrar  ortamı için gerekli olan, insan hakları ve demokratik özgürlükler, mülkiyet hakkı, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığında sert düşüşler yaşıyoruz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

ABD, kendi cari açığı için endişe duyuyor, biz cari açığı halının altına süpürüyoruz. Dünyanın en kırılgan ülkesi olmanın bir önemi yokmuş gibi hiçbir önlem almıyoruz. Bu şartlarda siyasi iktidar istese de enflasyonu çözemeyeceğini biliyor. Hatta çözmek için kemer sıkmak gerekiyor. Hükümetin seçim ortamında böyle bir karar alması beklenemez.Şubat ayında, TÜFE yüzde 0.73 oldu. Son on beş yıla bakarsak, Şubat aylarında TÜFE oranı, yalnızca geçen sene yüzde 0.81 olmuş, diğer yıllar bazen eksi bazen de bu Şubat'tan çok düşük kalmış.Aylık ÜFE'ye bakarsak, son on beş yılda, en yüksek olduğu Şubat ayı 2011 yılında yüzde 1.72 olmuş. Bu Şubat'ta ise 2.68 oldu. Yani Şubat'ta son on beş yılın açık ara en yüksek ÜFE oranını yaşamışız.

Enflasyonda zorunlu olan bazı sorular var? Son üç aydır Merkez Bankası ÜFE bazlı reel kur endeksi yükseldi. Aralık 2017' de 83.33 iken, Ocak 2018'de 84.92 ve Şubat 2018'de de 84.83 oldu. Yani döviz kuru sepeti  Aralık 2017'de TL karşısında yüzde 16.66 daha değerliydi, şimdi Şubat ayında yüzde 15.17 daha değerlidir. Bu demektir ki ithalat malı fiyatları son üç ayda geriledi. Para ve faiz politikası yanında yapısal sorunları da çözmek gerekir. Ne var ki bugünkü emir-komuta sistemi içinde, güç gösterisi ile bu işin çözülmesi mümkün değil. Anlaşılan güç zehirlenmesi Merkez Bankası Başkanı'na da sirayet etti. Çünkü MB web sitesini açıyorsunuz, Başkan bütün haşmetiyle sayfayı kapatmış!Çekirdek enflasyon geçen sene Şubat ayında yüzde 8.56 idi. Bu sene 11.94 oldu.Çekirdek enflasyon, Fiyatlarda ortaya çıkan geçici etkiler çıkarıldıktan sonra kalan enflasyondur. Söz gelimi vergi yükü yüksek olan tütün ve alkollü içecekler, fiyatı dışarıda belirlenen enerji fiyatları, mevsimsel etki altında kalan işlenmemiş gıda fiyatları çıkarılınca, geride TÜFE olarak çekirdek enflasyon kalıyor ve enflasyon eğilimini daha net gösteriyor. 12 aylık ortalamalara göre TÜFE oranı da bu şubatta geçen seneye göre yüksek çıktı. Yani enflasyon trendi artış yönündedir.