Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: Saadet lideri Karamollaoğlu: İttifakı bırakın milletin derdine bakın
Yeniçağ:
İYİ Partili Koray Aydın: AKP yüzde 50 alamıyor
Cumhuriyet:
Cumhuriyet davası dış basında: Gecikmiş bir karar
Yeniasya:
Acilen harekete geçme çağrısı: Gazze, İsrail ablukası nedeniyle çöküyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Vedat İlbeyoğlu, 11 Mart tarihli Evrensel gazetesinde, “OHAL’de seçim güvenliği mümkün mü?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Döne döne altını çizmekte yarar var: ‘Olağan’ muhalefet profiliyle olağanüstü süreçlerin altından kalkılması mümkün değildir. Bugünkü siyaset tablosundan yansıyan ve gidişattan memnun olmayan tüm kesimler için çıkarılabilecek en çarpıcı sonuç budur herhalde. Parlamenter rejimin ‘olağan’ işleyişini alt üst ederek ‘kadük’ kılmış bir iktidarın olağanüstüleşmiş yönetim biçimi ile ‘olağan’ işleyişin öngördüğü araç ve yöntemlerle iktidarla başedebileceğini zanneden ‘muhalefet’ profili...Bugün yapılabileceklerden imtina edip çözümü 2019 seçimlerine öteleyen bir yaklaşımın, o ‘final’in güvenliğini sorun yapmasında anlaşılmayacak bir durum yok elbette.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
CHP’li yetkililer, seçim güvenliği için bir komisyon oluşturduklarını, diğer partilerle de görüşüp şaibeye asla izin vermeyeceklerini açıklıyorlar. Kelimesi kelimesine, “Türkiyenin her sandığında görevlimiz olacak, vatandaş emin olsun, biz varız” diyorlar!
Olağan koşullarda olsak, “daha ne olsun, bunlar yeterlidir” denilebilir belki, ama malum, burası OHAL’li Türkiye!
Bu bakımdan, bir ‘nihayi kopuş’ ya da ‘final’ diye önümüze konulan ‘2019 hedefi’nin bugün yaşamakta olduğumuz bir çok şeyi ötelemeyi, sindir(t)meyi de içerdiğini anlatmaya çalışmıştık son yazımızda. Ki ‘olağan’ koşullarında bile ‘seçim güvenliği’ tartışması hep ola geldi ama bugün “kedilerin trafolarda cirit attığı” günler bile mumla aranacak bir ‘güvensizlik’ kuşatmasındadır.
Herşeyiyle ‘olağanüstü’ yönetilen bir sistemin seçimlerinin ‘olağan’ olacağını kim söyleyebilir ki? Dolayısıyla, ‘olağan’ olmayacak seçimlerin güvenliğinin de ‘olağan’ yol ve yöntemlerle sağlanamayacağı açıktır.
Peki CHP’nin önerdiği ‘güvenlik’ önlemleri? Dedikleri gibi, gerçekten de “CHP var, emin olalım” mı? “Hafıza i beşer nisyan ile maluldür” diye, her şeyi de unutmak zorunda değiliz herhalde. Bazı şeyler unutulmadığı gibi, bazı sözler de unutulmuyor. Alın işte, 2016’daki referandumdan bir gün önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sözleri... Cumhuriyet’e verdiği mülakatta şunları söylemişti:
“Hiçbir vatandaş ‘sandığa gidersem oyumu çalarlar’ endişesine kapılmasın. Sandıkların güvenliğinden CHP olarak biz sorumluyuz ve güvenliği de sağlayacağız.” O dönem de seçim güvenliği konuşuluyordu ve kaygılar dile getiriliyordu. Sağolsun CHP lideri, ‘endişelenmeyin’ diyerek epeyce rahatlatmıştı bizi.
Sonuç biliniyor; ‘mühürsüz oy’ vak’ası! Neymiş demek ki? Öyle “biz varız”, “sandıklarda görevlimiz olacak” vb. olağan tedbirlerle seçim güvenliği sağlanamıyormuş! Ez cümle; “madem seçime gireceğiz güvenliğini sağlayalım” diyenlere söylenecek ilk söz, bütün hak ve özgürlükler gibi, seçim güvenliğinin de OHAL’de mümkün olamayacağıdır. Asıl mesele, seçim güvenliği için bugünden komisyonlar kurup ziyaretlerle o bilindik “istikşafi” mesailer yapmak değil, her gün budanmakta olan hak ve özgürlükleri dert edinmektir. Bugünden ‘seçim güvenliği’ diye bir kaygısı olanların önce OHAL’i kafaya takmaları gerekmez mi? En kilit seçim güvenliği sorunu, OHAL değil midir? Seçim güvenliği için bir araya gelmek önemli. Ama bir araya gelenlerin hareket noktası “OHAL’siz seçim” değilse, yapılacak seçimlerin güvenliğinin de sonuçlarının da nasıl olacağını bilmek için kahin olmak gerekmiyor.
...***
Faruk Çakır, 11 Mart tarihli Yeniasya gazetesinde, “Yerli mobilyadan ne haber?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Haklı olarak her şeyin yerlisini, tabiî ki kaliteli olmak şartıyla yapmak istiyoruz.80 milyonluk Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu mal ve hizmeti kendisinin üretebilmesi elbette takdire şayandır. Yerli araba, yerli uçak, yerli helikopter derken acaba bir şeyi unutuyor muyuz? Eğer bu ihmalimiz devam ederse yerli mobilya, yerli et, yerli süt de bulamayacak hale gelebiliriz.Elbette ‘et’in yerlisi ya da yabancısı olmaz. Fakat ‘yabancı et’e muhtaç olduğumuzda bunu ekseriyetle daha pahalıya yemek durumunda kalırız. Ayrıca dışarıdan satın alınan gıda maddelerinin sağlıklı olup olmadığı da tartışmalı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yanlışı şu noktada yapıyoruz: Çok daha kolay olan ‘yerli’leri üretmeyi ihmal edip en başta ‘zor’lara talip oluyoruz. Zora talip olmak tabiî ki takdire şayandır, ama kolayı ihmal etmek, en basitinden Türkiye’nin ihtiyacını karşılayacak şekilde ‘odun’ yetiştirememek gibi bir durumla karşı karşıyayız.
Son günlerde mobilyacı, marangoz dostlarımızın feryatları daha sık duyuluyor. Mobilya malzemelerine, netice itibarıyla bildiğimiz ‘odun’a, ‘tahta’ya, ‘sunta’ya çok fazla zam geldiğinden dolayı şikâyetçiler. “Tepki gösterelim, sesimizi duyuralım” diye sosyal medyadan medet umuyorlar.
Mobilyacı ve marangozları temsilen bir açıklama yapan Manisa Marangozlar Odası Başkanı Zeki Apak, mobilya malzemelerine son 6 ayda yüzde 60 ila 70 arasında zam geldiğini, bu durumun mobilya üreticilerini zora soktuğunu söylemiş. “Satış fiyatlarının değişmediğini, gelen zamlar karşısında üretim yapamaz hale geldiklerini” dile getiren Apak, başlatılan imza kampanyasına destek verdiklerini açıklamış. “6 ay öncesine kadar 150-160 lira arasında aldıkları mobilya üretim malzemesi olan bir tabaka MDF’nin şu anda, 210-220 lira arasında satıldığını söyleyen Apak, “Mobilya malzemelerinin bir kısmı yurtdışından geliyor. Bir kısmı da Türkiye’den karşılanıyor. Ancak tüm mobilya malzemelerine zam geldi. Neredeyse 1 yılda yüzde 100 zam gördük. Bu hammaddeye bir çözüm bulunsun. Burada artık esnafın önünü açacak yeni projeler üretilmeli. 3 yıldan bu yana satış fiyatları değişmedi. Mobilya üreticisi işi almadan önce oturup fiyatı düşünüyor. Bu duruma artık birileri dur demeli” demiş.
Peki ne oldu da son 6 ayda MDF’ye (netice itibarıyla ağaca, tahtaya) yüzde 70 zam geldi? MDF ya da tahta üreticilerine sorulsa onlar da mutlaka haklı bir sebep söyleyeceklerdir. O halde Türkiye’nin ihtiyacını karşılayacak nisbette ‘yerli odun, ağaç’ yetiştirip üretemeyen bir sistem başka teknolojik ürünlerinin ‘yerli’sini arzu edilen ölçüde ve fiyatta üretebilir mi?
...***
Esfender Korkmaz, 11 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Dünyaya kafa tutmak kolaycılıktır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Moody's'in not düşürmesinde etkili olan ilk sorunun "kurumların direncindeki süregelen kayıp" olduğu belirtiliyor.Kurumlar, kurumsal yapı, demokraside de, kalkınmada da, insan refahında da birinci derecede etkilidir.Kurumsal yapı, bir toplumda organize olmuş ve aynı zamanda tarihsel boyut taşıyan toplumsal ilişkiler, insanlar tarafından oluşturulmuş normlardır.Bu normlar aynı zamanda kurumların ve demokrasinin de sınırlarını da belirleyen kurallardır. Geleneksel ve sosyal kurumlar, devlet, aile, eğitim, hukuk, ekonomi, siyaset ve din unsurlarını kapsar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Devlet; toplumda dirlik ve düzeni sağlayan, aile; cinsler arası ilişkileri, ebeveyn ve çocuk ilişkilerini düzenleyen, eğitim; bireylerin toplumsal hayata uyumlu bir şekilde katılmalarını sağlayan, bilgi ve beceri veren, dünyevi ve ahiret ilişkilerini şekillendiren, ekonomi; üretim ve tüketimi düzenleyen, hukuk; toplumsal ve kişisel adalet temelinde yasal çerçeveyi düzenleyen, gelenekler ise tarihi geçmişin birikimini gösteren birer kurumdur. Eğitimde geri düştük:Türkiye, OECD ülkeleri içinde 2015 PİSA sonuçlarına göre sondan ikinci oldu.Ayrıca OECD her yıl 35 üye ülke için gençlerde "işsiz ve eğitimsiz genç" oranlarını açıklıyor. İşsiz ve eğitimsiz genç oranı en yüksek olan ülke Türkiye çıkıyor. Türkiye için bu oranlar OECD tarafından 2013 yılında yüzde 29.8, 2015 yılında yüzde 28.4 olarak açıklandı. Türkiye'den sonra ikinci sırada Yunanistan ve İtalya geliyor. Hukukun üstünlüğünde geri düştük.Dünya Adalet Projesi (WJP), dünyadaki hukukun üstünlüğünü ilerletmek için çalışan bağımsız, çok disiplinli bir organizasyondur.2014 yılında Türkiye dünyada endekse giren 99 ülke içinde 59. sıradaydı. Yani endekse giren ülkelerin yarısından daha iyi durumda idi. 2016 yılında ise 113 ülke arasında 99. sıraya geriledi. Demokraside özgür olmayan ülke konumuna geldik.