Türkiye'den köşe yazarları
Evrensel: İttifak yasasının ilk iki maddesi kabul edildi
Aydınlık:
Cari açık rekor kırdı
Yurt:
AKP'li Bozdağ: Almanya’ya nota verildi
Birgün:
AKP'li Bozdağ: Almanya’ya nota verildi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Aydın Engin, 12 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Şunun şurasında 2019’a ne kaldı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Erken seçim, baskın seçim üstüne bilgiç bilgiç konuşanlara boş verelim. “Olağan süresi içinde yapılacak seçimlere hazırlık ne durumda” sorusunu tartışalım. Açıklandığı üzere 2019’un 24 Mart’ında yerel seçimler var. 3 Kasım’da da hem genel seçim hem de Cumhurbaşkanlığı seçimi... Daha bugünden 2019 seçimlerine hazır olmayan partilere, siyasal hareketlere erken seçim olsa ne yazar, baskın seçim olsa ne yazar? Umarım itiraz edilmez: Reis’leri AKP’yi 2019 seçimlerine hazır hale şimdiden getirdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yerel seçimler için yeni kan umudu ve hesabıyla büyük kentlerdeki yıpranmış belediye başkanlarını istifaya zorladı. Yerlerine geçici başkanlar atadı. Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Eskişehir gibi büyük kentler için şapkasından hangi tavşanları çıkaracağını bilmiyoruz. Ama bir tavşan çıkaracağı, eskileri değiştirmesinden belli.
Milletvekilliği seçimi için AKP Reis’i kafasını fazla yormuyor. Nasıl olsa kurmaya başladığı sistemde Meclis’in önemli bir yeri, etkisi, katkısı yok. O yüzden barajı geçemeyeceği şimdiden belli Devlet Bahçeli Partisi’ne açıktan ve fazladan beş on milletvekili vermenin bir sakıncası yok.
Siyasal komedi ödülüne layık İttifak Yasası ile AKP Reis’i ve MHP Başbuğ’u “Al sana birkaç milletvekili, ver bana Cumhurbaşkanlığı iskemlesini” pazarlığında anlaştılar, uzlaştılar.
AKP Reis’i “yüzde 50+1” için eksik olduğunu hesapladığı üç beş puanı MHP’den alacak. Sonucu sağlama bağlamak için belki Türk BBP’ye de birkaç koltuk verir. İyice sağlama bağlamak için kapısını çaldığı Saadet Partisi ise şimdilik bu pazarlığa girmeyecek gibi. Bu siyasal nikâhlara bir de seçim yasasında yapılan bir başka siyasal komedi ürünü değişiklikleri ekleyin. Kısacası Reis sandıktan kendisinin çıkması, iktidarının saltanata dönüşebilmesi için başvurulacak her yolu, her yöntemi deniyor...Peki “Hayır cephesi”nde durum ne? Bilerek “muhalefet” demedim; “Hayır cephesi” dedim. Nisan 2016’daki anayasa değişikliği referandumunda onca hileye hurdaya rağmen “Hayır cephesi” yüzde 50’yi tutturdu. Bana sorarsanız yüzde 50’yi birkaç puan da geçti. Ama sonucu Yüksek Seçim Kurulu (YSK) denen, ne kadar “yüksek” olduğunu kestiremediğim devlet organı belirledi. Soruyu yineliyorum: AKP Reis’i 2019’a hazır gibi. Hazırlıklarını ara vermeksizin sürdürüyor da... Peki, Hayır cephesi hazır mı? Büyük kentlerin belediye başkanları için şimdiden ortak aday arayışları başladı da benim haberim mi olmuyor? Milletvekili seçiminde kim ne kadar milletvekili çıkarırsa çıkarsın ya da çıkaramazsa çıkaramasın, ancak cumhurbaşkanı seçimi için “Hayır cephesi”nin bütün oylarının akabileceği bir aday arayışı sürüp gidiyor da benim mi haberim olmuyor? Yani “Hayır cephesi”, Tayyip Erdoğan’sız bir Türkiye için, ki bu aynı anda AKP’siz bir Türkiye demektir, omuzlarında ağır bir sorumluluk taşıdığının farkında mı?
…***
Nilgün Ongan, 12 Mart tarihli Evrensel gazetesinde, “Özelleştirme”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“ABD’nin Cargill firması da, şeker fabrikalarını özelleştirme politikası da yeniden gündemde. ‘Yeniden’ diyoruz çünkü her iki konu da geçtiğimiz yıllar içinde aleyhlerindeki yargı kararlarıyla sıkça gündem oldular.Fabrikasını 1. derece tarım arazisine kuran ABD tekeli Cargill’in faaliyetlerini durdurmasına yönelik mahkeme kararları, arazi statüsünün değiştirilmesi yoluyla aşıldı. Şeker fabrikalarının özelleştirilmesi ise Danıştay’ın 2008- 2010 yılları arasında verdiği birçok kararla durduruldu. İhale şartlarında yapılan değişiklikler Danıştay’ın kararını değiştirmedi.Bugün ise 696 sayılı KHK ile Şeker Kurumunun kapatılmasının ardından 14 şeker fabrikasının özelleştirilmesi yeniden gündemde.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Konunun spesifik olarak ABD menşeli bir firma ekseninde tartışılmasının nedeni basına yansıyan bir rapor. Buna göre nişasta bazlı şeker üreten Cargill firması, Ocak 2018’de hazırladığı bir raporda şeker fabrikalarının özelleştirilmesini, kotaların kaldırılmasını ve kamunun yapacağı her türlü çalışmaya “paydaş” olmayı istiyor. Dahası şeker fabrikalarının özelleştirilmesi halinde Türkiye’nin büyüme hızının yükselip, istihdam ve ihracatının artacağını söylüyor.
Yani Cargill’in böylesi bir rapor hazırlamış olmasının, buradaki taleplerin gerçekleşmesi halinde Türkiye şeker piyasasının yaklaşık yarısını kontrol edebilecek olmasıyla hiç ilgisi yok(!) Tek düşündüğü; memleketimizin ulusal, toplumsal ve kamusal çıkarları(!)
Bu arada geçersizliği pek çok ampirik bulgu ve akademik çalışmayla ortaya koyulan bu iddiaların sadece Cargill’e ve şeker fabrikalarının özelleştirilmesine yönelik olmadığının da altını çizelim. Sermayenin mülkiyet biçimi ile verimliliği arasında herhangi bir ilişki bulunmadığını gösteren onca sonuca karşı özelleştirmelerin ekonomik büyüme/verimlilik ekseninde savunuluyor olmasının başlıca nedeni ise sınıfsal niteliğini gizlemek.
Bir başka deyişle, sermayenin sınıfsal çıkarlarını geliştirmek üzere gündeme gelen politikaları sanki “ortak çıkar”mış gibi yansıtma kaygısı. Ya da özelleştirmenin beraberinde getirdiği işsizlik ve sendikasızlaştırmayı sanki “arızi”miş gibi gösterme çabası.
Bununla beraber özelleştirme karşıtlığını sadece satış bedeline indirgeyen, “kurumlarımız yok pahasına elden çıkıyor” yakınmasının ötesinde söyleyecek sözü olmayan bir muhalif anlayışın da bu algıya katkı sağladığını unutmayalım.
Zira ne kurumların yok pahasına satılması bir çelişki, ne de satışın en verimli olanlardan başlatılması. Her ikisi de özelleştirme politikalarının işleyiş prensibi. Bizlere bunun “çelişki” olduğunu düşündüren ise meselenin sınıfsal niteliğini göz ardı etmek.
Öte yandan kamu ve özel kesim arasındaki dengenin özel kesim lehine bozulması anlamına gelen özelleştirme politikaları, ulusal sınırlar içinde yabancı sermayenin önündeki tüm engellerin aşılması bakımından da elzem. Çünkü bu çerçevede yabancı sermaye için kamu otoritesinin ekonomi politikası kararlarını etkisizleştirebilmek mümkün hale geliyor.
…***
Esfender Korkmaz, 13 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Faiz lobisi kimdir?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye İstatistik Kurumu, Şubat ayı finansal yatırım araçlarının, aylık ve yıllık olarak nominal ve reel getiri oranlarını açıkladı. Nominal getiri oranlarını enflasyon şişirdiği için, enflasyondan arındırılmış olan reel getiri oranları daha önemlidir. Şubat ayında, mevduat faizinin yıllık brüt reel getirisi sıfıra yakın, eksi 0.46 oldu. Brüt reel getiri, stopaj yapılmamış faizdir. Vadeye göre yüzde 15 ile yüzde 10 dolayında kesintiden sonra ele geçen reel faiz daha düşük olacak demektir.2017 yılı şubat ayında da mevduat faiz eksi yüzde 0.06 olmuştu.Devlet İç Borçlanma Senetleri ise 2017 Şubat ayında yıllık yüzde eksi 0.21 reel kayıp, 2018 Şubat'ında ise eksi 2.42 reel kayıp getirdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hükümet ne yapmalı: Bankalar sağladıkları mevduat ve fonlama maliyetleri için yıllık üstünden faiz ödüyor ve fakat verdikleri krediler için aylık faiz alıyorlar. Kredi faizleri de yıllık olarak belirlensin ve ilan edilsin. Kredi faizleri için kanun çıkarılsın, yatırım kredileri faiz oranları fonlama maliyeti artı yüzde 20 kâr, diğer krediler için fonlama maliyeti artı yüzde 25 kâr marjı tespit edilsin. Banka ve kredi kartları azami faiz oranını yasaya göre Merkez Bankası belirliyor. Merkez Bankası'nın belirlediği faiz tefeci faizi kadar oluyor. Bu yetki Merkez Bankası'ndan alınsın, yeni bir yasa ile gecikme faizi, fonlama maliyeti artı yüzde 30 ilave edilerek uygulansın. O zaman kredi kartlarında yüzde 28.08 olan gecikme faizi yüzde 16.25 olacaktır.Bütün bunlar için bir muhalefet partisinden bir kanun teklifi gelse, Meclis'te AKP'liler bu teklifi reddeder. Ben 2009 ve 2010'da aynı teklifleri verdim. AKP oyları ile reddedildi. Bu şartlarda anlaşılıyor ki, halka gösteriş olsun diye Hükümet, bankaları suçluyor ve fakat el altından onlarla iş birliği yapıyor. Bu şartlarda acaba faiz lobisi kimdir?Borsa geçen sene de bu sene de yüksek reel getiri sağladı. Bunun içindir ki, Türkiye'ye doğrudan yabancı yatırım sermayesi kesiliyor ve fakat sıcak para girişi artıyor.