Mart 14, 2018 16:15 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Tekme yumruk ittifakı ile özgür seçim artık hayal

Yeniçağ:

Kılıçdaroğlu: İttifak olabilir, boykot yok

Evrensel:

Tıp bayramında yüzlerce hekim işsiz

Aydınlık:

Meclis’te ittifak kavgası

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Orhan Uğuroğlu, 13 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Tüzük değişti CHP değişti mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Kurultay'lar partisi olmak mı, tek adam tarafından yönetilmek mi derseniz ben Kurultay'lar partisi olmak derim.Çünkü Kurultay toplamak partinin delegelerinin taleplerine itibar etmektir, parti içi demokrasiyi uygulamaktır.Olağan Kurultayında CHP'nin muhalif kanadı antidemokratik tüzük maddelerinden yakındı ve tüzük değişikliği önerdi.CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu topu taca atmadı, gerekçe üretmeden haklı eleştirileri dikkate aldı ve olağanüstü tüzük kurultayını topladı.Demokrasinin siyasi partilere yansımasının en güzel örneğini verdi Kılıçdaroğlu ve CHP.Kötü örnekler de var elbette Türkiye'de.İlk örnek MHP ve Devlet Bahçeli'dir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

CHP'den farklı yönü delegelerin yarısından fazlası tüzüğü değiştirerek genel başkan seçimli kurultay istemesine rağmen Devlet Bahçeli ve Genel Merkez Yönetimi baskılı yargı kararlarına dayanarak kurultaydan göz göre göre kaçtı.Demokrasi rafa alınınca MHP gemisi batmamak için metal yorgunu AKP gemisinin yedeğine alındı.İkinci örnek, metal yorgunu AKP'ye gelince partide demokrasinin, "D" harfi dahi yok."Tayyip'in Partisi" denilerek "tek adam" resmen ilan edildi.Genel Başkan ve Cumhurbaşkanı tek makam ve mevkide buluşunca o partide demokrasi olur mu?Olmaz tabii ki, seçim kazanan Genel Başkan, Belediye Başkanları, İl ve İlçe Başkanları azledilir ve yerlerine seçimle değil atama ile görevlendirme yapılır.Tek adam, tek aday usulü ile seçime filan gerek yoktur anti demokratik parti AKP'de.Kötü örnek, örnek olmaz denir ama Türk siyasetinde oluyor işte. Bakınız AKP ve MHP.Gelelim Türk siyasetinde demokrasiyi çok önemli bir ilke olarak kabul eden CHP'ye ve tüzük kurultayına.Önce şunu vurgulayayım ki, Kemal Kılıçdaroğlu beklenen "lider" çıkışını yaptı ve sonunda "her kafadan bir ses çıkan" partililere, "durun" dedi.Doğan görünümlü Şahin misali CHP görünümlü olup, CHP'yi yıpratan zihniyete Osmanlı tokadı değil ama demokrasi tokadı attı Kılıçdaroğlu.Hak ettiler mi, ettiler.Sıra CHP görünümlü, CHP karşıtı gazetecilere de gelmeli.CHP tüzüğünü de kısaca özetleyecek olursam, şu yeni hükümlerle 2019'a hazırlandığını göreceksiniz.- PM üyeliğine adaylık için en az 10 imza şartı getirildi.- Üyelik kütüklerini tutma yetkisi Genel Sekreter'den alınıp MYK'ya veriliyor.- Gençlik kollarına üye olmanın üst sınırı 30 yaş oldu. - İl Başkanları toplantısı tüzüğe girdi. En geç üç ayda bir Genel Başkanın davetiyle il başkanları toplantısı yapılma şartı kondu.- Parti üyeliği devam etmek kaydıyla Cumhurbaşkanlığı, TBMM Başkanlığı, Başbakanlık ve Genel Başkanlık yapmış olanlar ile Genel Başkanca partililer arasından seçilen 5 (beş) üyeden oluşan bir Etik Kurul kuruluyor.- Parti adayları belirlenirken hangi yöntemin uygulanacağı konunda il örgütünün görüşü alınacak- TBMM üyeliği için adayların belirlenmesinde yöntemler, ön seçim, aday yoklaması ve merkez yoklamasıdır. Ön seçim ve aday yoklaması, öncelikli yöntemlerdir.- Aday saptamada hangi seçim çevresinde hangi yöntemin uygulanacağına il örgütünün görüşünü de alarak Parti Meclisi karar verir.- Bir milletvekili çıkarılan illerle ilgili ön seçim maddesi çıkarıldı.- Cumhurbaşkanı adayı seçmen yoklaması, ön seçim, aday yoklaması, merkez yoklaması yöntemlerinden biriyle belirlenir. Hangi yöntemin uygulanacağına Parti Meclisi karar verir.

...***

Orhan Bursalı, 13 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Amacım seçimleri boykot değil, peki ne?..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Şeker fabrikalarını yazacaktım; iktidarın kimse çıkarılmayacak, 5 sene satılmayacak, nişasta bazlı şekerin kotası yüzde 5’e indirilecek gibi, satışı topluma kabul ettirebilmek için “şekere bulanmış” önerilerinin toplumu kandırmacalığını... “Zarar ediyorlar” lafının da boşluğunu.. Ama dünkü yazımdan sonra “Eee seçimleri boykot etmekten başka çare mi var” biçiminde görüşler alınca, bu konu üzerinde durmak daha önemli oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Evet, “asla iktidardan düşmeyeceğiz” kararlılığında olan bir iktidar, bu haliyle bile seçim yasasını tamamen göstermelik kılabilir;

• başkanlık oyları sayılırken yan masada bekleyen siyasi parti oy pusulalarının tümü değiştirilebilir;

• binlerce apartmana yazılacak sahte, ölmüş, olmayan veya çift isimlere oy kullandırılabilir ve bunları kontrol mümkün olmayabilir;

• yüz binlerce sandık, mühürsüz oy pusulası, çeşitli şekilde satın alınmış “seçmence” attırılabilir.

• OHAL gözetiminde özellikle köylük bölgelerde ve dahası Kürt bölgelerinde jandarmanın gözetiminde devlet baskısıyla silme oy kullandırılabilir.

Mutlaka seçimleri alacağız anlayışının yapmayacağı yoktur. Önce bunu böyle kabul edelim, şimdi de tartışalım.

Önce iyimser yaklaşalım: Henüz tüm sandıkları kontrol olasılığının yasal ve pratik olarak varlığını kabul edelim. Başta CHP olmak üzere tüm muhalefet, sandıklarda oy sayımını, denetimini, sonuçların kayda geçirilmesini ve sandık tutanaklarını imza altına alabilir. Bu, YSK adındaki iktidar odağının açıkladığı sandık sonuçlarıyla karşılaştırma olanağı sağlar.

Fakat oy öncesi yapılabilecek “sandık damgasız pusula” ve kayıtlı - kayıtsız sahte seçmen oyları sahtekârlığını engelleyemez.

Eğer sandık sonuçlarını bu iki sahtekârlık belirleyebilecekse, daha ince çalışmak gerekir. Mesela apartmanımda sahte seçmen var mı araştırmasını, o sandık bölgesindeki tüm sandıklarda sokak, numara ve apartman ismiyle araştırmak. Bu konuda rastgele planlanacak araştırma bile oran olarak bir sonuç verecektir. Sahtekârlığı ilan etmek için yeterli bir nedendir.

Bu araştırma, oy kullanmadan önce de muhtarlıklardan yapılabilir. Ama bu, olasılığın varlığını araştırma kararlılığı ve örgütlenmesini gerektirir. Kim yapacak bunu?

Eğer sandıkları kontrol için yüzde 90’ın üzerinde bir mekanizma kurulabilirse sandıkta yapılabilecek sahtekârlıkları ilan etmek mümkündür.

Seçimlere katılmak ve seçim güvenliği, yapılabilecek seçim sahtekârlıklarını ve iktidarın devletinin oy baskısını da ortaya sermek için gereklidir.O zaman iktidarın meşruluğunu tamamen kaybettiğini, seçimleri çaldığını, milletin iradesini yok ederek iktidarda zorbalıkla oturduğunu ilan edebileceksiniz.

Böyle bir durumda, seçim sonrası çalışmalarınızı da tamamen yeniden düzenleme fırsatı ele geçireceksiniz. Meşru olarak. Parlamentoyu boykottan tutun... Seçim güvenliği için alınacak tüm ayrıntılı önlemler, seçimleri kazanma olasılığı için olduğu kadar, iktidarı açığa düşürmek içindir de.

...***

Murat Muratoğlu, 13 Mart tarihli Sözcü gazetesinde, “Ortamlarda borcu ödedik dersin, kim bilecek?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Malum, hemen her gün duyuyorsunuz; “Biz geldik 23 milyar dolar borcunu ödeyip IMF'yi gönderdik” diye başlıyor, “IMF bizden borç istedi 5 milyar dolar, arkadaşlara dedim ki verin” söylemiyle devam ediyor. Mehmet Şimşek; “2018 yılında muhtemelen Türkiye, küresel sistemden minimum 210 milyar dolarlık kaynak bulacak” diyor. Güzel kardeşim hani borç veriyorduk, niye 210 milyar dolar aranıyoruz? Zira dediği gibi 23 milyar dolar değil.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

AKP geldiğinde Temmuz 2004 sonu itibariyle Türkiye'nin IMF'ye borcu dolar karşılığı 21.6 milyara yükseldi. IMF, Türkiye'yle yaptığı 19 anlaşmada yalnız bir kez nakit para ödedi. O da 10 milyar dolar… Kullanılan kısmı 2.5 milyar dolar… Üstü kasada bekledi. Geri kalanını da kredi kartı limiti gibi düşünün. Ödeme gücü yarattı. Kâğıt üstünde kaldı. Kullanılmadı. Orası ayrı… IMF'ye olan borcu öp başına koy! Bu durum aynen borcun bakkala olanını ödeyip bankaya olanın artması gibi… Ortamlarda borcu ödedik diye hava atarsın, kim nereden bilecek? Kazandığından fazlasını harcarsan borçlanırsın. Borçların artarsa zorlanırsın. Şirazesini bir dirhem kaçırdın mıydı maazallah bir daha iflah olmazsın.Biz ne yapıyoruz? Elin parasıyla elin malını alıyoruz, deftere yazdırıyoruz. Elâlemin kredi derecelendirme şirketi “çok borçlandınız” diye kredi notumuzu düşürünce de laf ediyoruz. Cari açık baş edilmez boyutlara çıkıyor. Tansiyonum yüksek ama sıkıntı çıkarmıyor zannedersin, iki gün sonra yolda yeri öpersin. Bizimki de o hesap!

Yıl 2016, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek; “Şu anda cari açık milli gelirin yüzde 4'üne tekabül ediyor ki bu hiç sürdürülebilir değil” diyordu. Yani? Böyle devam edemeyiz, edersek batarız!