Mart 14, 2018 16:17 Europe/Istanbul

Aydınlık: Trabzon havaalanında alarm

Milli gazete:

Google'da en çok aranan lider Temel Karamollaoğlu oldu!

Yenişafak:

AK Parti heyeti MHP Kurultayı'na katılacak

Karar:

Kamuda düğmeye basıldı: 20 bin 239 memur alınacak

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Güray Öz, 14 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Seçim Güvenliği İçin Ortaklık”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İktidar partisi, azalan destek nedeniyle kaybedeceği anlaşılan seçimleri başka yöntemlerle kazanmak için dişini tırnağına taktı. Meclis’te yoğun çabayla seçimi ille de kazanmak için yasalaştırılan maddelerle adeta seçim sonuçlarını kolayca değiştirilebilecek, akla hayale gelmedik abra kadabra numaraları ile sonuçlar “garantiye” alınmaya çalışılıyor.Yeni icat edildiği söylenen ancak seçim sonralarının koalisyonlarını andıran “ittifak” yöntemini uygulayan iktidar partisi, zafiyet geçiren MHP ile kurduğu seçim ortaklığının yüzde 50 artı 1’i alabileceğinden “hazırlıklara” rağmen emin değildir. Bu nedenle MHP oylarının yanı sıra, dahası kışkırtılmış milliyetçi dalgayla, bana sorarsanız tek bir oya bile gereksinimi olduğunun bilinciyle sınırlı ölçüde kafası karışık ulusalcı çevreyi etkileme çabası içinde.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bu alanda büyük başarısızlık ise “terk edilmiş vatan” Saadet Partisi’nin ikna edilememiş olmasıdır.

Muhalefet açısından durum biraz daha karışıktır. Hem Cumhurbaşkanlığı seçiminde 5 artı 1’i elde etmek, ikinci turda büyük bir ittifaklar yelpazesini hayata geçirmek, yerel seçimlerde umut vaat eden önemli merkezleri kazanmak, nihayet milletvekili seçimlerinde de hatırı sayılır bir gücü Meclis’e sokabilmek gerekiyor. Kolay olmadığı ortada. Bunun için kimi tabulardan kurtulmak, CHP tabanını da etkilediği anlaşılan propagandayı etkisizleştirmek, sağlam sol bir programa, halkçı bir seçim stratejisine sahip olmak gereklidir, zorunludur.

CHP’nin sol bir açılım yapabilmesi için gerekli kadrolara sahip olduğu bir gerçek. Ama parti içinde solda değil sağda konumlanmayı ısrarla ve güçle savunanlar daha etkindir. Birkaç gün önce “dinde reform” tartışmasına, takıyye bile olsa “dinde güncelleme” isteyen iktidar partisine itiraz ederek katılan parti yöneticilerini unutmamak gerekecektir. Ama hiç kuşku yok önümüzdeki dönemin ileriye ya da geriye sürükleyici partisi ana muhalefet partisi olacaktır.

CHP’nin bu görevi yerine getirebileceğini söylemek pek mümkün değildir. Bu arada Kürt siyasetine ve sola karşı korkuyla tarif edilebilecek çekingenlik, kendi içindeki sağın üst perdeden tehditlerinin yarattığı ürkeklik, hareket kabiliyetini dumura uğratmaktadır.

Ama durumu değiştirebilecek olanaklar hâlâ var.

Birincisi CHP Meclis içindeki konumunu gözden geçirebilir. AKP - MHP çoğunluğu yasa çıkartabilecek sayıda olduğuna göre onları “kendi çalar kendi oynar” durumda bırakmak önemli bir çıkış, iktidarı sarsacak önemli bir strateji olabilirdi. “Devlet partisi” olmak genlerine işlemiş CHP’nin böyle aktif bir tutumu benimseyeceğini ummak pek mantıklı değil.İkinci olanak solun kendi başına bir güç olarak ortaya çıkmasıdır. Şimdilik böyle bir durum yoktur ama olmayacağı anlamına gelmez. Henüz zarlar atılmadı. Şimdiki aşamada öncelikli, kısa sürede başarılması gereken iş, bir zamanların toplumda kök salmış sosyalist partisine öykünmektir. Aynı siyasi partiyi ve tutumu yinelemek değil kuşkusuz, çünkü Türkiye o günkü Türkiye, sorunlar o zamanların sorunları değil.Ama bütün bu olanakların işe yarayabilmesi için düzgün bir seçimin koşullarını sağlayabilmek şarttır. Peki seçimlerle ilgili en başta söylediğimiz tehlikeyi nasıl bertaraf edeceğiz. Seçimlerin düzgün bir şekilde yapılabilmesi nasıl sağlanacak. Acaba seçimlerin sağlıklı yapılabilmesi için herhangi bir ideolojik kaygı gütmeden “Temiz Seçim Ortaklığı” gibi geniş, gerçekten geniş işe yarar bir ortaklık kurulabilir mi?

…***

Esfender Korkmaz, 14 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Dolar mı yoksa borç mu yağdı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bir gazete portföy yatırımları net girişi olarak görünen 4 milyar 917 milyon dolarlık sıcak para girişini ''Türkiye'ye dolar yağdı'' diye manşetten vermiş. Gerçekte ise portföy yatırımları olarak gelen sıcak paranın yalnızca 289 milyar doları Borsa'ya gelmiş. Kalanın tamamı, devle , bankalar ve özel sektör tarafından yurt içinde ve yurt dışında yabancının aldığı borç senetleri ve tahvillerden dolayı girmiş. Merkez Bankası'nın açıkladığı ödemeler dengesi bilançosuna göre Ocak ayında, geçen sene Ocak ayına göre ihracat yüzde 10.5 oranında, buna karşılık ithalat ise yüzde 38.6 oranında arttı. Ocak ayı ithalatı 20.8 milyar dolar oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

İthalatın yüzde 73'ü üretimde girdi olan ara malı ve hammadde ithalatıdır. İthalat arttığına göre, sanayi üretiminin ve kapasite kullanım oranının da artması gerekir.Sanayi üretim endeksi açıklanmadı. Açıklanan imalat sanayi kapasite kullanım oranı, Şubat ayında Ocak ayına göre yüzde 0,4 puan azalarak yüzde 77,8 seviyesinde gerçekleşmiş.İthalat artışında bir terslik var? Ya kur artacak diye beklenti var. Bu nedenle ithal girdi stoku artırılıyor Ya da ithalat dışarıya bir para transfer aracı olarak kullanılıyor? Aylık cari açık, geçen sene Ocak ayına göre yüzde 163 oranında artarak 7.1 milyar dolar olmuş. Ocak'tan Ocak'a bir yıllık cari açık ise 51.6 milyar dolara yükselmiş. Bir yandan açığın artarak devam etmesinin, diğer dış borçlanmanın artarak devam etmesinin sürdürülemez olması mümkün değildir. Bunun içindir ki artık daha yüksek faizle dış borç alıyoruz.Söz gelimi hazinenin ocak ayında uluslararası sermaye piyasalarına yaptığı on yıl vadeli 2 milyar dolarlık tahvil ihracının faiz oranı 5.125 oldu. ABD hazinesinin Ocak ayı on yıllık tahvil faizi yüzde 2.79'dur.Dış borç sorunu uluslararası risk primine yansıyor. Dış borçlarda iflas yaşayan Yunanistan'ı saymazsak, dün itibariyle Türkiye'nin dış borç risk primi 171.02 olarak en yüksek primdi. Artık doğrudan yabancı yatırım sermayesi gelmiyor. Doğrudan yatırım yapan yabancı yatırım sermayesinde Ocak ayında 606 milyar dolarlık brüt  giriş oldu. Bunun 371 milyon dolarlık bölümü gayrimenkul alımı için gelmiş, 264 milyon doları da mevcut yabancı şirketlerin sermaye artırımı nedeniyle  girmiş. Çıkan doğrudan sermayeden sonra net giriş ise 288 milyon dolar olmuş.

...***

İhsan Çaralan, 14 Mart tarihli Evrensel gazetesinde, “‘İttifak yasası’ çıktı; Şimdi ne yapılacak?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Siyasi partiler ve seçim yasalarında ciddi değişiklikler yapan “ittifak yasası” dün sabah saatlerinde, TBMM Genel Kurulu’nda AKP ve MHP’li vekillerin oylarıyla yasalaştırıldı.”İttifak yasası” görüşmeleri, beklendiği gibi, Mecliste sert tartışmaların yaşanmasına sahne oldu. CHP ve HDP’li vekillerin tüm engelleme girişimlerine karşın, AKP ve MHP’li vekiller, “kurşun asker” tutumuyla, “kaldır parmak indir parmak” yöntemiyle yasayı geçirdiler.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Dahası AKP ve MHP temsilcileri, düzenlemeyi “üç gün” içinde Meclisten geçirmeyi planlamalarına karşın, vekiller bu hedefleri de aşarak, “bir gün”de ve 20 saat kesintisiz çalışarak, 26 maddelik “uyum düzenmeleri”ni yasalaştırdılar! Oysa muhalefetin ve hukukçuların “ittifak yasası” kapsamında yapılan düzenlemelere çok ciddi itirazları vardı.

Bu itirazlardan birincisi; “seçim güvenliği” ile ilgiliydi.

Çünkü bu düzenlemelerle;

-“Sandık kurulu başkanlığına” yerel idareciler tarafından ve bir “memur”un atanmasına,

-Polis ve jandarmanın, bir vatandaşın isteğine bile uyarak, sandık bölgesine girebilmesine,

-Sandıkların yerinin değiştirilebilmesine ve aynı apartmanda oturan kişilerin başka sandıklarda oy kullandırılmasına,

-Bu düzenlemelerle arkasında sandık kurulunu mührü bulunmayan oy pusulalarının geçerli sayılmasına...kadar, “seçim güvenliği”ni ortadan kaldıracağı belirtilen düzenlemeler artık yasal hale getirilmiştir.

Bu düzenlemelere itiraz edilen ikinci husus ise;

-MHP’nin, ittifakla yüzde 10’luk seçim barajını ve AKP’nin yüzde 50+1’lik Cumhurbaşkanlığı seçim barajını aşması ve Seçim yasası” düzenlemelerinin, Meclis görüşmelerinde tamamen “yasal prosedür”den ibaret hale geldiği biliniyordu. Bu konuda AKP Sözcüleri açıkça, “Bu yasa MHP nasıl diyorsa öyle geçecek” diye kamuoyuna ilan etmişlerdi. Bu aynı zamanda, iki parti tarafından Meclisteki görüşmelerin laftan ibaret hale getirildiğinin de ilanıydı.