Mart 17, 2018 11:41 Europe/Istanbul

Aydınlık: CHP- HDP bir araya gelebilir

Birgün:

Cumhuriyet davasında tahliye çıkmadı

Yeniçağ:

Meral Akşener: Seçim sandığı namustur

Karar:

Şekerde hesaplar 5 yıllık

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Kadri gürsel, 16 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Seçimi boykot, havlu atmaktır”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

““Seçim ittifakı yasası” bazılarının sandığı gibi seçim hilelerini yasallaştırmıyor. Ama seçim güvenliğinin sağlanmasını zorlaştırarak devlet gücünü kontrol edenlerin seçimlerde hile yapmasını kolaylaştırıyor. Hile yapmayı kolaylaştıranların hile yapmasını zorlaştırmak da muhalefetin ve vatandaşın, demokrasiyi savunmak adına görevidir. Bu görevden kaçmak, yenilgiyi peşinen kabul etmekle özdeştir. Dolayısıyla boykot çağrısı yapmanın demokrasi bozgunculuğundan başka bir anlamı olmuyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Yasa ne getiriyor, dedikleri gibi seçim hilelerini yasallaştırıyor mu bir bakalım:

Oy zarflarının sandık kurulları tarafından da mühürlenmesi zorunluluğunun kaldırılması, oyları sahteleriyle değiştirmek isteyecek olanların yükünü hafifletiyor.

Aynı binadaki seçmenlerin farklı sandık bölgelerine dağıtılmasına olanak vermek, mükerrer oy organizasyonlarının vatandaş ve muhalefet denetiminden kaçırılması olanağını artırıyor.

Sandık kurulu başkanlarının kamu görevlileri arasından tayin edilmesi, karar ve uygulamada devleti kontrol eden siyasi güce avantaj sağlıyor. Çünkü kamu görevlisi neticede devletin hizmetkârı, hukukun askıya alındığı bir ülkede bu durum kamu görevlisini, devlete hâkim gücün iradesine tabi ve suiistimaline açık hale getiriyor.

Kolluk güçlerini lüzumu halinde sandık başına çağırma yetkisi geçmişte sandık kurulu başkanına, o olmazsa sandık kurulu üyelerine aitti; şimdi seçmene “ihbar” yoluyla kolluk gücünü çağırma hakkı tanınıyor. Bu da istismara kapı aralayan bir uygulama olacağından, seçim güvenliğini tehdit ediyor. Oy verme kabini standartlarının kaldırılması da istismara elverişli. Bazı ücra bölgelerde bu pekâlâ “gizli oy” ilkesinin ihlaline ortam hazırlayabilir. Bu düzenlemelerin hiçbiri, iktidarın seçimlerde yapabileceği yolsuzluk ve hileleri yasallaştırmıyor. Seçim hileleri hâlâ yasadışı ve gayri meşru. Sivil toplum, vatandaşlar ve muhalefet partileri istekli ve örgütlü bir çaba içine girerek seçim hilelerine karşı caydırıcı tedbirler alabilirler. “Seçim ittifakı yasası” muhalefeti bu vasıtadan tamamen mahrum etmeye yetmiyor. Sandık denetimi ve hileden caydırmanın tahkimi, daha yaratıcı çözümler geliştirip bunları daha azimli biçimde hayata geçirmeye bağlı. Bütün iş, oylar sayıldıktan sonra düzenlenen ıslak imzalı, mühürlü sandık sonuç tutanaklarının akıbetini ısrarla takibe bakar. Umutsuzluk ve yılgınlık yaymanın âlemi yok. Tam tersine bu ittifak yasası, iktidarın kendi kurduğu oyunda kaybetmekten ne kadar korktuğunun başlıca emaresidir. Aksi söz konusu olsaydı kendisini seçim ittifakına mecbur hisseder miydi? Yarını bilemeyiz ama bugünkü şartlarda boykot kararını alacak bir büyük parti iyi ki yok. Olsaydı, oylarının büyük kısmı muhtemelen diğer partiler arasında dağılırdı ve bu parti parlamentoya giremediğiyle kalırdı. Oyların mutlaka çalınacağı, bunun için yasal düzenlemelerin bile yapıldığı ve dolayısıyla iktidarın sandık yoluyla gitmeyeceği varsayımıyla seçimlerin boykot edilmesini savunanlar, başarılı olurlarsa bunun sonucunda sanırım bir meşruiyet krizi çıkacağını tasavvur ediyorlar.

…***

Esra Arsan, 16 Mart tarihli Evrensel gazetesinde, “Ali Baba'nın çiftliğinde her şey yasal”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Çiftlik Bank adlı internet sitesinin sahibi Mehmet Aydın, saadet zinciri modeliyle kurduğu dolandırıcılık şebekesiyle, on binlerce kişiden topladığı milyonlarca lirayı şahsi hesabına geçirip ortadan kayboldu. Bu adam, çiftliklerde reel üretim yapacağım, ürettiğim peyniri, sütü marketlerde satacağım, size de elde ettiğim kârdan yüksek pay vereceğim diyerek milletten para toplamış. İlk bakışta her şey yasal. Her şey Mehmet Aydın’ın ponzi oyununda yüksek kâr hırsıyla kendisine birikimlerini emanet eden insanlardan para toplamasına olanak tanıyor. Ama sistem kurnazlık üzerine kurulu. Sistem, uyanık olduğunu sanan avanakları dolandırmak üzerine kurulu. Geçmiş olsun.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Mehmet Aydın’ın hikâyesini okurken Türkiye’de halkın kandırılmaya ne kadar teşne olduğunu düşündüm. Facebook’ta dolandırılan mı istersin, cep telefonu mesajıyla banka şifresini kaptıran mı, yoksa kapısına polis kıyafetiyle gelene tüm parasını teslim eden mi? Biraz saflık, biraz cahillik, biraz üniformalıya itaat, biraz da çıkarcılık diyelim isterseniz. Düşünmeden, sorgulamadan, aklımızı kullanmadan kazanmak için kaybediyoruz.

Bakın, bu hafta sessiz sedasız, özgür irademizle siyasi seçimlerde kullanacağımız oylarımız çalındı mesela. Gece yarısı... Herkes uyurken... Meclis TV canlı yayını kesmişken... AKP’li ve MHP’li milletvekilleri fazla mesai yaptı. Bir yasayı oyladılar. Her şey yasal olmalı mantığıyla hareket ediyorlar. Adına ittifak yasası dediler. ‘Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ni TBMM Genel Kurulunda sabaha kadar görüştüler ve yasayı çıkardılar. Sabah saat 09.44’te, Türkiye henüz yeni bir güne uyanmışken, AKP ve MHP saadet zinciri kuruldu, halka bir sürpriz yaptı. Aynı Çiftlik Bank olayı gibi. Her şey yasal. Ama aslında her şey halka kazık atmak, kendilerine çıkar sağlamak üzerine kurulmuş.CHP Milletvekili Selina Doğan sosyal medyadan bağırıyor: “Hırsız varrrr! TBMM’de milletin vicdanı çalınıyor. Gece karanlığını beklediler. Baskınla seçim güvenliğini çalıyorlar. AKP-MHP koalisyonu için demokrasiyi yok ediyorlar.”

Selina Doğan’ın Partisinin Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu herhalde o sırada uyuyor. Uyumadığı zamanlarda da partisinin içinden çıkan aklı başında sesleri susturmaya çalışıyor. Sanırsınız ki CHP’nin Genel Başkanı, bu saadet zincirinin gizli ortağı. Ana muhalefetin büyük bir yaygara koparmadığını gören halkımız da haliyle uyuyor.

...***

Arslan Bulut, 16 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Sahte seçmen listeleri ve muhalefet!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“CHP Trabzon Milletvekili Haluk Pekşen, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından açıklanan Alt-Üst Soy Bilgileri hakkında "Gördük ki neredeyse herkesin ailesinde gerçekte yüz yıl önce vefat etmiş bir veya birkaç kişi nüfus kayıtlarında yaşıyor... 'Mezardan ölüleri kaldırıp oy kullandırmak lazım' demişti muhterem hoca efendileri... Evet o gün oy veren ölüler bu kayıtlara göre bir dahaki seçimlerde de oy kullanacak" dedi ve konu ile ilgili yasal düzenlemeyi bir soru önergesi ile Meclis gündemine getirdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:  

...***

Pekşen, bu şartlarda yapılacak seçimlerin sonucunun belli olduğunu belirterek boykot çağrısı da yaptı. Basında ise "seçimleri boykot etmek iktidarın işine yarar" tarzında yorumlar yapılıyor. Halbuki Pekşen, bireysel bir boykot kararından söz etmiyor, bu şekilde halkı bilgilendirmeye çalışıyor. Yılların hukukçusu, bireysel boykot çağrılarının bir işe yaramayacağını bilmez mi?CHP, İYİ Parti ve diğer muhalefet partilerinin ortak bir kararı olmadıkça seçimleri boykot etmek elbette aptallık olur.Fakat bu şaibe ortadan kaldırılmadan seçimlere gitmek aptallıktan da öteye, işlenen suça ortak olmak değil midir? Sabah gazetesi ise soruna, geçen yıl muhalefetin "ölmüş kişilerin kayıtları önce araştırılsın sonra kapatılsın" yönündeki önergesinin yol açtığına dair bir haber yaptı! İyi de nüfus yasasında değişiklik geçen yıl yapıldı. Önceki seçimlerde ve 2010 referandumunda, ölmüş kişilerin nüfus kayıtları kapatılmış mıydı? "200-250 yıl önce yaşamış" insanların nüfus kayıtlarında yaşıyor görünmesi hangi mantıkla açıklanabilir?Son olarak, Yüksek Seçim Kurulu, Devlet Malzeme Ofisi'nden 500 milyon seçim zarfı sipariş etti. Oysa genel seçim ve Cumhurbaşkanlığı seçimi için tek zarf kullanılacak! Son genel seçimde 73 milyon oy pusulası ve zarf bastırılmıştı. Şimdi 500 milyon pusula ve zarfa neden ihtiyaç duyuldu? Nüfus kayıtlarında ve seçmen listelerinde sahtekârlık yapılan bir ülkede seçimler meşru olabilir mi? Peki neden meşru kabul ediliyor? Çünkü muhalefet, seçimden sonra bu sahtekârlık yapılmamış gibi davranıyor. Siz, konuyu gündem haline getirmeden, 2 milyondan fazla sahte seçmen kaydı olduğunu bile bile seçime girerseniz, iktidarla iş birliği yapıyor, size verilen rolü benimsiyor ve halkı kandırıyorsunuz demektir!