Türkiye'den köşe yazarları
Evrensel: Halkın ödediği vergi savaşa ve silaha gitti
Cumhuriyet:
CHP'den Kadıköy'de 'Özgürlük İstiyoruz' eylemi: Saray kaybedecek
Star:
Özel Kuvvetler Afrin Merkez'de
Milli gazete:
Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu'ndan ittifak açıklaması
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Güray Öz, 18 Mart tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Cumhuriyet’in davası”başlıklı yaızsını okuyucularla paylaşıyor.
“Davanın sonuna geldik. Kabaca söylemek gerekirse, bir gazete, “yayın politikasını değiştirdiği” iddiasıyla yargılandı; o iddianın suç oluşturduğu ön kabulü ile sorgulandı. Gerisi, yani “yayın politikasıyla terör örgütlerine yardım suçunu” işlediği iddiası, gazetenin manşetlerinin savcıların keyfine göre yorumlanmasından ibaretti, gülünçtü. İnsanın kendisini bilinçle var ettiği tarih içinde içeride ve dışarıda yükselen dayanışmayla örnek bir dava oldu, kitleselleşti, tarihsel bir eyleme dönüştü.”diyen yazar, yazısının devamındsa şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Sonuç olarak Türkiye’nin içinde bulunduğu siyasal durumu, koşulları hızla değiştirmeye aday bir hareketlenme içinde Cumhuriyet Davası kendine düşen görevi yerine getirecek gibi görünüyor. Oldukça yaygın bir hareketlenmenin bir tür kaotik gelişmenin içinde fazla önemli olmamakla birlikte, üzerinde durulması gereken bir tartışmanın öznesidir. Soyut “adalet” fikrinin kitlelerin gözünde somutlaşmasının bir aracıdır. Üstelik gittikçe karmaşıklaşan, deyim yerindeyse siyasal bir altüst oluşun aktif tanığıdır.
Öyle görünüyor ki, beklenen altüst oluş konusunda arayışlar daha bir süre egemen olacak, tartışma belki de son günlerde bir sonuca varacaktır. Kitle ile tarihsel eylem, halkla önümüzdeki seçimler arasındaki ilişki henüz tam kurulamadı. Bilmiyoruz. Bildiğimiz, halkın çıkarlarının kendi gücünün farkına varan etkin kitle tarafından egemen kılınabileceğidir. Öyle olabilir ve olmalıdır ki, çok farklı çıkarları aynı tarih diliminde savunmaya yönelmiş kitleler, kendilerini kurtarırken toplumun kurtuluşunun da kapısını açsın.
Anladığım kadarıyla bu durum kitaplarda şöyle anlatılmıştır: Tarihsel eylemin derinliği ile birlikte, bu eylemi oluşturan kitlenin önemi de artar. Yalnızca kitlelerin çıkarlarını değil ama daha çok onları anlatan fikrin söz konusu olduğu eleştirel tarihte, işler elbette çok farklı yönlerde gelişebilir. Söylendiği gibi işlerin başka türlü gelişebileceği bir dönemeçte miyiz? Bilmiyorum, belki de öyledir ya da öyle olabilir, kim bilir?
Seçimler yaklaşıyor; giderek iktidar partileri tarafından hayat memat meselesine dönüştürüldü. İşin doğrusu, gerçeği, kitleler için de böyle olmalıdır. Şimdilik ne yapılması gerektiği konusunda tartışma ağır basıyor; kitlelerin bu konuda ne düşündüğünü bilmiyoruz. Kamuoyu yoklamaları gerçekleri değil, daha çok niyetleri yansıtıyor. Kitlelerin çıkarları ile fikirleri arasındaki ilişkinin durumunu bilemiyoruz. Düşüncede çoktan ayağa kalktığımızı, tehlikeleri de, olanakları da gördüğümüzü, heyecan duyduğumuzu söyleyebiliriz.
Ama düşüncede ayağa kalkmak, heyecan duymak yeterli değildir. İçimizdeki sansürcüyü kovmak, olup biteni araştırıp, çözüm ararken dışarıdan bize yönelen, gittikçe de şiddetlenen baskıyı içselleştirmekten kaçınmak, her zamandan daha fazla kendi kendimizle savaşmak gerekiyor. İşte bu ortamda, şu tuhaf davanın sanıkları olarak memleketin durumunu öğrenmeye, çözmeye çabalıyoruz. Çünkü bizim davamız, tek tek bizlerle değil, tarihi neredeyse Türkiye ile yaşıt, kendi tarihi de Türkiye’nin git gelleri ile ilişkili, tarihi ile paralel bir gazetenin davası olduğu için önemlidir ve artık pasif bir izleyici değiliz.
…***
Esfender Korkmaz, 18 Mart tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Döviz riski neden yükseldi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“2007'de bir ara TL tersine döviz karşısında yüzde 26 daha değerli idi. Oradan sıfıra geldi. Tersine şimdi yüzde 16 daha düşük değerdedir. Eğer yüksek risk varsa TL daha da değer kaybedebilir.Döviz kurlarının değerli olması, Türkiye'nin rekabet gücünü artırması, bu nedenle ihracatın artması ve ithalatın azalması gerekir. Cari açık değil, cari fazla vermesi gerekir. Ne var ki Türkiye bu fırsatı değerlendiremedi. Yüksek kur dahi üretimde yüksek ithal aramalı kullanılmasını önleyemedi. Bunun içindir ki cari açık artıyor.”diyen yazar yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ocaktan Ocağa bir yıllık cari açık 51 milyar dolar oldu. Milli gelirin yüzde 6'sına yükseldi. Cari açığın artması kur riskini artıran en önemli faktördür.Türkiye'nin içinde bulunduğu siyasi, stratejik ve ekonomik sorunlar, kur artışı beklentilerini körüklüyor.Söz gelimi Ocak ayında ithalat 20.8 milyar dolara yükseldi. Üretim hacmi ve kapasite kullanım oranı ithalatta bu kadar yüksek artışı gerektirmiyor. Belli ki üretim cephesi, kur artışından korkarak stokları artırdı.Kısa vadeli dış borçlar riski artırdı. Türkiye'nin bir yıl içinde, 184.7 milyar dolar dış borç çevirmesi gerekiyor. Bunların bir kısmı bir yıldan daha kısa vadeli dış borçlardır. Bir kısmı ise vadesi bu sene gelen dış borçlardır. Ayrıca 2018 yılında cari açığın 55 milyar dolar olacağı anlaşılmıştır. Bu şartlarda Türkiye'nin bir yıl içinde 240 milyar dolara ihtiyacı var demektir.Bunun içindir ki Türkiye'nin dış borç sigorta primi, Yunanistan dışında dünyada en yüksek olan primdir.Dahası Türkiye gelişmiş ülkelerin iki katı daha pahalı borçlanıyor. Söz gelimi gelişmiş ülkeler tahvilleri yüzde 2.5 dolayında iken Hazine Ocak ayında yüzde 5.2 faiz oranı ile yurt dışında 2 milyar dolarlık tahvil sattı.Enflasyon ve kırılgan ekonomi de kur riskini artırıyor. FED'in faiz artırması da mutlaka Türkiye’ye gelen sıcak parayı olumsuz etkiler.
…***
Saygı Öztürk, 18 Mart tarihli Sözcü gazetesinde, “AKP onlar için Af çıkardı” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Zarf ve oy pusulalarının mühürlenmesi gerektiği 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun'un 98 ve 101. Maddeleri emredici hüküm niteliğindeydi. Bunların mühürlenmesinin nedeni, seçimlerin (referandumun) güvenilirliğini sağlamak, hileleri önlemekti. Şimdi, oy pusulası üzerinde, sandık kurulu mührü olmasa bile bunlar geçerli sayılacak. Bunun dayanağı da zarf ve oy pusulalarının Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından bastırılması, zarflarda YSK filigranı, amblemi ve ilçe seçim kurulunun mührünün, oy pusulalarında YSK'nın filigranının bulunması gösterildi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Unutmayalım, 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan anayasa referandumunda, mühürsüz zarf ve oy pusulalarının geçerli sayılması, referanduma hile karıştırıldığı iddialarına yol açmış, binlerce kişi YSK'ya başvurmuş, başvurular YSK tarafından kabul edilmeyince Danıştay, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gidilmişti. Hâlâ da, anayasa referandumu oylama sonuçları tartışılıyor. YSK, referandum akşamı aldığı 560 sayılı kararı ile mühürlenmeyen zarf ve oy pusulaları ile kullandırılan oyları geçerli kabul ederken, “…mühürlemede hata veya ihmali tespit edilen sandık kurulu başkan ve üyeleri hakkında ilgili seçim kurullarınca yasal gereğinin takdir ve ifası için suç duyurusunda bulunulması gerektiğine” karar vermişti. O açıklama yapılarak “göz boyadılar”, halkın gazını aldılar. Çoğu bilerek mühürsüz oy kullandıran sandık kurulu üyelerinin gerçekten cezalandırılacağını sananlar boşa bekledi. Çünkü, YSK'nın kararı kanun hükmü gibidir. YSK, mühürsüz zarf ve pusulaları geçerli kabul ettiğine göre suç duyurusu yapılsa ne olacak? Bu konuda az sayıda suç duyurusunda bulunuldu. Savcılıklar da YSK kararını dikkate aldı ve “Kovuşturmaya yer olmadığına” ilişkin karar verdi. Daha önce bulunduğu görev nedeniyle “Devlet Üstün Hizmet Madalyası”yla onurlandırılan, Yargıtay üyeliğinden emekliye ayrılan Ali Suat Ertosun'a, Cumhurbaşkanının imzasından sonra Resmi Gazete'de yayımlanan Seçim Kanunu'nun özellikle mühürsüz zarf ve oy pusulasının kullanılacağına ilişkin maddeyi sorduğumda şunları söyledi: “Yapılan değişikliklerle, referandumdaki bu tür eylemlerin de üzeri kapatılmış oldu. Bu durumda, haklarında soruşturma, dava açılan sandık kurulu başkan ve görevlileri hakkındaki soruşturmalar, davalar da düşmüş olacak. Çıkarılan kanunun bir amacı da budur ve 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan anayasa referandumunu temize çıkarmaktır. Demokratik rejimlerin temeli, özgür, eşit, serbest ve dürüst yapılan seçimlerdir. Anayasamız 67. maddesinde, seçimlerin ve halkoylamasının serbest, eşit, gizli, tek dereceli, genel oy, açık sayım ve döküm esaslarına göre yapılması gerektiğini hüküm altına almıştır. Yapılan değişikliklerin, Anayasa Mahkemesi'nden dönmesi gerekmektedir. Bu kanun, ülkemizin ileride zor durumlara düşmesi kaçınılmaz bir akıbet gibi görülmektedir.”