Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Yargının aklı karışık
Evrensel:
HDP: Mücadeleyi büyüteceğiz alanlara taşıyacağız
Milli gazete:
Saadet lideri Karamollaoğlu: Bizi küçümsemeye kalkanların dizleri tir tir titriyor
Yenişafak:
İsrail kana doymuyor
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Remzi Özdemir, 7 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Bunlar iyi günlerimiz”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Son iki yıldır sürekli olarak yazdım durdum.Büyük bir kriz geliyor bırakın ev, araba almayı cebinizdeki 20 lirayı bile harcamayın.Bu sözü sık sık tekrarladım.Birçok okuyucumdan mesaj aldım.İyi de herkes ev alıyor.Alıyor ama nasıl alıyor. Kendi kazancı ile aldıktan sonra sorun yok ki!Dahası parası olup da oturmak için ev alanlara kimse bir şey diyemez. Ama sorun yatırım amaçlı ya da oturmak için kredi çekip almakta.Sonunda Ekonomiden Sorumlu Bakan bile uyardı. Fırtına öncesi çatılarınızı tamir edin.Bunun açıklaması şu; büyük kriz öncesi borcunuzu kapatın ve kendinizi hazırlayın.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Türkiye gerçekten çok kötü günler geçiriyor.Ekonomi büyük bir çöküş içinde. Şu ana kadar yapılanların hepsi aslında bir illüzyondan ibaretti. Artık bitti.Şimdi gerçeklerle yüzleşeceğiz. Doların 4 liranın üzerine çıkmasının yaratacağı şok etkisi bir iki ay içerisinde hayatımıza büyük bir zam fırtınası olarak yansıyacak.Hiç üretmeyen ve hep tüketen üstelik bunu da yurt dışından ithal eden Türkiye gerçeklerle öyle bir yüzleşecek ki, bu nedenle bir kez daha tekrar etmek istiyorum; cebinizdeki bırakın 20 lirayı 1 lirayı bile gereksiz yere harcamayın tasarruf edin.Hâlâ inşaat mı?Türkiye Amerika'nın parasal genişlemesi nedeniyle ortaya saçılan paraları kredi olarak alıp toprağa gömdü.Bulgaristan, Polonya, Hindistan gibi ülkeler bu para ile yatırım yaptı üretimini artırdı.Biz ise bol bol AVM ve inşaat yaptık. Amerika artık parasını geri istiyor. Türkiye, Amerika'nın bu parasını nasıl geri ödeyecek?Ortada para yok ki!100 bin liralık evler manipülasyonla 500 bin liraya satıldı. Aradaki paranın büyük bölümünü bankalar kredi faizi olarak aldı. Kalanını da kendini müteahhit olarak görenler. Şimdi hesaplaşma zamanı geldi.Yüzde 10'un üzerinde genel işsiz, yüzde 25'e dayanan genç nüfus bu krediyi nasıl ödeyecek?Ersin Özince gibi gerçekten sorumluluk sahibi banka yöneticileri defalarca uyardı, "etmeyin eylemeyin bu ülkenin inşaata değil, acil olarak yatırıma ihtiyacı var" diye.Dinleyen kim?Hükümet halen ekonomik tedbir olarak bir dizi karar alıyor. Bu kararlara baktığımızda büyük bir bölümü inşaat sektörüne yönelik. Yani hükümet hâlâ yanlış içinde ve hâlâ inşaat ile büyümeyi düşünüyor.Hükümet başta olmak üzere herkes şunu çok iyi anlamalı:Rant ekonomisi bitti. İnşaat ile bu ülke uçuruma sürüklendi. Samandan tutun da ete kadar her şeyi ithal ediyoruz ama bol bol AVM'lerimiz var. Bu AVM'lerde 100 liraya kahvaltı yapıyoruz 15 liraya da bir kahve içiyoruz.Bunları da yaparken cebimizdeki plastik kartlarla yapıyoruz.Bu ülke böyle gitmez.Mehmet Şimşek halkı örtülü de olsa uyardı.Herkes aklını başına toplasın ve o büyük kusursuz fırtınaya hazır olsun.Doların 4 liranın üzerinde bir trend izlemeye devam etmesi biz halk için büyük bir felaket, unutmayın. Kısa süre içerisinde iğneden ipliğe her şeye zam gelecek.Allah yardımcımız olsun. Çünkü gerçekten yardıma ihtiyacımız olacak günler geliyor.
...***
Ender İmrek, 7 Nisan tarihli Evrensel gazetesinde, “Birlikte sorgulama ve hesap sorma zamanı…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Dolar değer kazanırken, Türk lirası hızla pula dönüyor. Görünen o ki, orada durmayacak, daha da yükselecektir.
Dolar 4 lirayı aştı, avro 5 lira sınırında, benzin 6 lira…Çarşı pazar el yakıyor…Enflasyon mart ayında da arttı, iki haneli yere oturdu ve orada öyle sallanıp, sonra kurumuş bir yaprak gibi düşecek değil, oynayarak düşürmelerin aksine yüzde 11’lerden yükseleceğini gösteren fazlasıyla veri bulunuyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Mart ayı açlık sınırı 1703, yoksulluk sınırı 5 bin 890 TL olarak açıklandı. Asgari ücret ise 1603 TL. İşsizlik büyüyor… Gençlerde yüzde 20’yi aşan düzeyde işsizlik var…Genel işsizlik yüzde 10’un çok çok üzerinde seyrediyor. Alavere hesaplarla sunulan rakamlara rağmen gerçekler gizlenemiyor. Gelir dağılımındaki uçurum her geçen gün derinleşiyor. İşsizlik, açlık, sefalet artıyor. Bunalım toplumu sarmış durumda. Cinnet, intihar, şiddet boyutlandıkça boyutlandı.Asgari ücretle geçinmek zor… İşçi ölümleri her ay artıyor. Üretici perişan durumda. Patates tarlada çürüyor… Soğan, domates, kayısı, narenciye, üzüm, incir, fındık… Üretici kan ağlıyor… Ürün tarlada çürürken, sarımsağın Çin’den ithal edildiği bir ülke halindedir Türkiye…Tekel fabrikaları gibi şeker fabrikaları da pazara çıkarıldı, kalanları tekellere peşkeş çekilecek. Pancar üreticisi, işçiler, emekçiler, halk isyanda, ancak onlar sanatçıları yanına alarak vur patlasın çal oynasın havasındalar… Hayvancılık bitirildi… Üretici perişan halde. Halk et yiyemiyor, beslenemiyor… Daha üç beş ay önce davul zurnayla ilan ettikleri “ucuz et ithali” ile neler neler anlatmışlardı. O da boş çıktı. Üç beş çıkarcının nemalanmasından başka bir işe yaramadı. Dolar fırlıyor, avro yükseliyor, faiz artıyor, işsizlik yükseliyor, ekonomi batıyor, peşkeş yaygınlaştıkça yaygınlaşıyor…Ancak onlar zenginleştikçe zenginleşiyorlar…
...***
Faruk Çakır, 7 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Borç bini aşmasın”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Maalesef ekonominin tansiyonu tehlikeli şekilde yükseliyor.Döviz fiyatlarının artması, enflasyonun yükselmesi, geliş dağılımındaki bozulma hem milleti hem de idarecileri haklı olarak telâşlandırmış durumda. Devletin ve özel sektörün döviz cinsinden olan borcu da aynı şekilde endişe kaynağı durumunda. Bu gelişmeler “İşini kış tut da yaz çıkarsa bahtına” sözünü hatıra getirdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Önce uzmanların dikkat çektiği mevcut tabloya bir daha bakalım: “Görüyoruz ki dış borçta rekor üstüne rekor kırıyoruz. Ancak bu rekorlar olumlu değil, olumsuz rekorlar... Dış borç stoku 2017 sonu itibarıyla 453 milyar dolarla şimdiye kadarki en yüksek düzeye çıktı. (...) Kamu kesiminin dış borcu başlangıç yılı olarak aldığımız 1993’e göre, yani son 24 yılda yüzde 191 oranında 90 milyar dolar artış gösterdi. Bu dönemde özel sektörün borcunda yüzde 1242 oranında 293 milyar dolarlık artış oldu. Toplam borç artışı yüzde 543 oranında 383 milyar dolar. AKP’nin hükümet olduğu 2003-2017 döneminde kamunun borcu yüzde 58 oranında 50 milyar, özel sektörün borcu yüzde 634 oranında 273 milyar, toplam borç da yüzde 250 oranında 324 milyar artış gösterdi. Denge çok fena bozuldu. Dış borç stokunun GSYH’ye oranı geçen yıl sonu itibarıyla yüzde 53.3 düzeyinde oluştu. Bu oran, 2002 yılından sonraki dönemin en yüksek oranı. (...) Ve 2015’e geldik... (...) Özel sektörün borcu da Türkiye’nin borcu. Yıllar yılı kendimizi avuttuk ya da avutmaya çalıştık. ‘Türkiye, kamu borcunun millî gelire oranı açısından en iyi ülkeler arasında’ dedik. Doğru, kamu borcu açısından durum böyle. ‘Özel sektörün borcundan kamuya ne ki, onu özel sektör düşünsün’ de dedik. Özel sektörün borcunun tüm ülkeyi ilgilendireceğini görmezden geldik, adeta umursamaz bir tutum takındık.”
Bir başka tesbit de şöyle: “Merkez Bankası her gün bankalara 100 milyar lira civarında para veriyor. Faizi yüzde 12,75. Şu anda % 20’nin altında kredi faizi kalmadı. Kısa vadeli devlet tahvilinin faizi bile %14,38. Al ucuza devletten, ver ucuza devlete. Tam rant kapısı... % 7,0-8,0 oranlara ‘Faiz lobisi’ dendi... Şimdi faiz % 13,0-15,0 aralığında. Dolar ise 4,0’ü çoktan geçti. Ne faiz kontrolde, ne dolar. Sahi lobi nerde? Lobi kim?”
Maksadımız kara tablo çizmek değil. Ortada bir dert var ve bu dert görülsün ve çare bulunsun istiyoruz. İdarecilerimiz ise ne hikmetse Türkiye’nin asıl derdini, karşı karşıya olduğumuz problemi görmek istemiyor. Gerek enflasyon ve gerekse ekonomideki diğer sıkıntılar bir neticedir. Üretim olmadan, demokrasi olmadan, şeffaflık olmadan ve en önemlisi israf batağı kurutulmadan çare bulmak kolay değil. Problemlere dikkat çekip tedbir alınmasını isteyenlere karşı “Ver mehteri!” diyenler acaba bu tablo karşısında ne düşünür? “Çatınız akıyorsa, güneşli havada örtün. Kar yağarken tehlike daha büyük olur” mealinde tesbitlerde bulunup tedbir alınmasını isteyenler hemen susturuluyor. Çare bu mudur?