Nisan 10, 2018 09:27 Europe/Istanbul

Aydınlık: İttifak yüzde 50’yi geçemiyor.

Cumhuriyet:

Ankara Üniversitesi'nden itiraf gibi yönetmelik değişimi: Bizim attığımız okuyamaz

Evrensel:

Bağlar Belediyesinde işten çıkarılan işçiler eylem yapıyor

Yeniçağ:

İki şeker fabrikası daha satıldı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Aydın Engin, 9 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Erdoğan’sız bir Türkiye için…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Sadece gazetelerin yazıişleri masalarında değil, meyhane masalarında da, kahvehane masalarında da, “cafe” masalarında da, eş dost sofralarında da bazen hep, bazen sık sık aynı konu konuşuluyor, aynı sorulara cevap aranıyor: Seçim ne zaman? Seçimden nasıl bir sonuç çıkar? Ne yapılırsa Tayyip Erdoğan’sız bir Türkiye çıkar; ne yapılmazsa Erdoğan tepemize kazık kakar?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

 

…***

Göz süzüp, çok gizli bilgilere sahipmiş gibi fısıltı tonunda konuşup “Bu sonbaharda seçim var. Yüzde 90. Hatta yüzde 99. Ekonomi daha fazla batmadan Erdoğan seçim yapmak zorunda” diyen de var…

“Seçim olsa ne olur, olmasa ne olur abi? AKP fetbazları seçimi göstermelik hale getirdiler çoktan. Yani seçimin sonucu da, kazananı da şimdiden belli. Sandığa gitmek bu oyunun parçası olmak demek. Erdoğan ve tayfasına meşru olmadıklarını göstermek gerek. Sandığa gitmek aymazlıktır…” diyen de var…

“Parlamento seçimine de, Cumhurbaşkanlığı seçimine de daha vakit var. Öncelik belediye seçimlerinde. Bak arkadaş, eğer muhalefet İstanbul ve Ankara’yı alır, İzmir’i de kaptırmazsa genel seçim de, başkan seçimi de belli demektir. İstanbul’u, Ankara’yı alan Türkiye’yi alır dememişler boşuna…” deyip başkanlık tartışmasını erken bulanlar da var.

“Erdoğan aşağı indirildi mi AKP de bitti demektir. Yani hedef Erdoğan’sız bir Türkiye olmalı. Gerisi boş laf” diyen de var…

Biliyorum bu “o da var, bu da var” dizisine sizler de kolaylık beş, on daha ekleyebilirsiniz.

Ancak yine de “Erdoğan’ın karşısına kim ya da nasıl bir aday çıkarılırsa başkanlık seçimi kazanılabilir” sorusu hâlâ cevapsız…

Galiba can alıcı soru da bu.

Bugüne kadar partilerin tepelerinden yapılan açıklamalara itibar edersek tablo şöyle:

CHP bir aday adı ortaya atmadı. O, öncelikle muhalefetteki öteki partilerle ilkelerde anlaşmaya çalıştığını, bu amaçla temaslar yürüttüğünü belirtiyor.

İYİ Parti, lideri Meral Akşener’i aday göstereceğini ilan etti bile.

Saadet Partisi hâlâ Abdullah Gül üstüne bir hesap yapıyor gibi. Ama “Mütereddit Abdullah Efendi” diye anılmayı çoktan hak eden Gül’ün adaylığı galiba söz konusu olmayacak. O zaman da ilk turda Saadet Partisi adına Temel Karamollaoğlu yarışacak demektir. Ne kaldı?  HDP kaldı.  Eh o da Selahattin Demirtaş’ı aday göstermekten öte seçeneği olmadığını kavramış olsa gerek…

Bu tablonun anlamı çok yalın:  Bu adaylar (CHP’nin henüz belli olmayan adayı da dahil) başkanlık seçiminin ilk turunda Tayyip Erdoğan’ın “yüzde 50 + 1” oy almasını önleyebilecekler mi?

Bu başarılırsa ikinci tura en çok oy alan iki aday kalacak. Biri belli: Tayyip Erdoğan. Peki, öteki? Galiba bugünlerde yani şimdiden “öteki” sorusuna cevap aramak ve bulmak gerek.

...***

Mehmet Faraç, 9 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Yoksulluğa teslim olan Türkiye”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“2002'den bu yana iktidarda duran AKP'nin de onlarca hayali vaadiyle sandığa gitti bu millet...Seçim zamanları meydanlara asılan pankartlara, duvarlara asılan afişlere, miting meydanlarında gırtlaklar yırtılırcasına sıralanan komik vaatlerle ilgili arşivlere bakılırsa, eminim çok utananlar olur söylediklerinden...Bir türlü gerçekleşmeyen ve sosyal medyada alay konusu olan "millî uçak" ya da "millî otomobil" hayalinden söz etmiyoruz yalnızca...Bugün milleti mağdur eden, boş hayallerin içinde çırpınır hale getiren sosyo-ekonomik çöküşlere bakarsanız; hiç kuşkunuz olmasın, miting meydanlarında ısrarla sıralanan boş hayallerin travması da vardır ardında...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

2002-2018 arasında gerçekleşmeyen binlerce vaadi anımsatmaya gerek yok... Çünkü Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Betül Sayan Kaya'nın önceki gün AKP Ataşehir ilçe kongresinde yaptığı bir komik konuşma var ki, iktidarın tüm hayali vaatlerini de bir çırpıda geride bıraktı...Bir siyasi vaat değil aslında Kaya'nınki... Tam aksine, milleti refaha kavuşturacağı iddiasıyla son 15 yılda AKP'lilerce sıralanan ancak büyük bölümü gerçekleşmeyen vaatlerin topyekûn yıkımıdır söyledikleri...Demiş ki Aile Bakanı olacak hanımefendi; "Yoksullukla mücadele ettik... Son 15 yılda, yoksulluğu en fazla azaltan ülke, Türkiye oldu. Biz sadece yardım yapmıyoruz, yaptığımız sosyal politikalarla yoksullukla mücadele ediyoruz. Bu konuda başarımızı tüm dünya takdir ediyor!!!"Hani derler ya, "neresinden tutalım bu sözün?.." Hani derler ya, "neresinden tutsanız dökülüyor..." İşte bu laflar tam da öylesine...Çünkü tam da ABD dolarının 4 TL'yi aştığı dönemde söyledi bu sözleri Aile Bakanı!!! "Sosyal Destek Programı'yla evlere giriyoruz. Dezavantajlı evlerden başlayarak kapı kapı dolaşıyoruz, ailenin ihtiyaçlarını yerinde tespit ediyoruz" sözleriyle kendini hemencecik tekzip de eden Aile Bakanı'na birileri soracak mı acaba; adeta "yoksullaştır-köleleştir" stratejisinin uygulandığı bir ülkede yaşananlara uyuyor mu "yoksullukla mücadele ettik" edebiyatı?..Yanıt verecek mi birileri; İşsizlik, açlık, yoksulluk ve sefalet neden büyüyor bu ülkede?..Sokak başlarında yoksullara yemek dağıtan, derneklere ve hayırseverlere ait aşevlerinin sayısı neden artıyor büyük kentlerde...Ve de her gün niçin çok daha fazla insan hava kararınca pazarların kurulduğu sokaklarda ya da çöp konteynerlerinde sebze topluyor, yuvalar neden yıkılıyor, asayiş olayları neden artıyor Türkiye'de?..

...***

Cevher İlhan, 9 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “İsrail’e caydırıcı eylem yine yok”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İç ve dış siyasi kargaşanın hayhuyunda, Filistin’de “direnişin simgesi” olarak görülen “Toprak Günü” kapsamındaki gösterilere İsrail saldırıları, yine işe yaramayan ve hiçbir caydırıcı etkisi olmayan rest ve meydan okumalarla geçiştiriliyor.İsrail’in artan zulmü ortada. İsrail askerlerinin ablukası altındaki Gazze sınırında 30 Mart Cuma gününden bu yana, 2006’dan beri Gazze’ye uygulanan “hukuksuz ablukanın kaldırılmasını” talep eden sivil halkın üzerine ateş açılması sonucu 32 Filistinli can verirken 3 bin gösterici yaralanmış. Filistinliler, “Siyonist çetelerce tehcir edildiğimiz topraklarımıza dönmek istiyoruz” mesajını verirken, vicdan sahibi mahfillerden çağrılar yükseliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İngiltere’de ana muhalefetteki İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn, İngiliz hükümetine, “Barış ve adâlet getirecek çözümün aciliyeti konusunda sesini duyurmalı!” çağrısında bulunur ve AB Brüksel’de Netanyahu’ya yüz vermezken, Tel Aviv’deki gösteride yüzlerce İsrailli günlerdir Filistinlilerin katledilmesinin sona erdirilip siyasî çözüm bulunmasını istiyor.

İlginç olan, Ankara’dakilerin sadece kuru kınamalarla kalıp, hiçbir caydırıcı fiili eyleme başvurmaması. Cumhurbaşkanı’nın, geçen hafta partisinin Adana İl Kongresi öncesinde, “Ey Netanyahu, senin derdin teröristler değil sen terör devletisin” diye İsrail Başbakanı’na sert sözlerle kalması.

Dışişleri Bakanlığı’nın, İsrail’i “sert şekilde kınayıp,” “uluslararası toplumu İsrail’e ortak tavır almaya çağırmak”la geçiştirmesi.

Aslında sürece baktığımızda, Ankara’nın İsrail’e karşı sadece sözde kalan, GAP’tan KOP’a, enerjiden telekomünikasyona, turizm, tarım ve çevreye varan geniş ekonomik - ticarî mutâbakat zabıtlarını, savunma sanayii stratejik işbirlikleri ve ihâlelerini iptale yanaşmayan, bir tekini dahi askıya dahi almayan bu tavrı, İsrail’i daha da şımartıyor.Pervâsız zulüm ve saldırılarla Filistin ve Kudüs’ün statüsünü zoraki değiştirip “Yahudileştirme” siyasetini dayatıyor. Barışçı gösterilere dahi ateş açıp onlarca sivili katlediyor.Öyle ki, 30 Ocak 2009’da Davos’taki “one minute” çıkışı ve 31 Mayıs 2010’daki Mavi Marmara kanlı baskınından sonra İsrail’in zulmü yoğunlaşırken, ilişkiler daha da derinleştirildi. Ankara, İsrail’in Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) üyeliğini onayladı. Tek Müslüman üye olarak Türkiye’nin vetosunu kaldırmasıyla İsrail Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’ne (OECD) alındı. Türkiye’nin “blokajını çekmesi”yle İsrail’in NATO üyeliğinin önü açıldı; Brüksel’deki NATO karargâhında temsilcilik açıp askerî tatbikatlara katılması sağlandı.