Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Kılıçdaroğlu’nun SP lideri Karamollaoğlu tespiti: Analizleri sağlıklı
Evrensel:
Suriye saldırısı Fransa Konsolosluğu önünde protesto edildi
Aydınlık:
ABD’den Suriye açıklaması: Çekilmeyeceğiz
Milli gazete:
Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu: Adalet olmayınca kutuplaşma artar
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Esfender Korkmaz, 15 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kur artışının mantıklı izahı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“"Hacker" denilen bilgisayar korsanlarının neden yanlış işlere zaman ayırdıklarını merak ederdim. Sonradan öğrendim ki bunlar yalnızca anarşist eğilimli oldukları veya bu işten zevk aldıkları için değil, çoğu para kazanmak için hackerlik yapıyormuş. Söz gelimi hackerler anti virüs programı satanların pazarını artırıyor. Bilgisayar kullananlar korkudan anti virüs programları, mobil güvenliği satın almak zorunda kalıyorlar.İnternet dünyaya açıktır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelre yer veriyor:
...***
İnternet kullananlar virüs girmesin diye bilgisayarlarını internete kapalı tutmuyorlar. Anti virüs programları ile koruma altına alıyorlar.Kur artışını saldırı olarak yorumlayan herkes, önce piyasanın spekülatif fonlara karşı korunup-korunmadığını düşünmelidir. Dünyada az sayıda spekülatif fon var. Bu fonlar fırsat buldukça yüksek kâr elde etmek için, bütün ülkelerde spekülasyon yapar. Piyasaları yönlendirir, piyasaları kontrol eder. Soros fonları bunlardan birisidir.Bu fonların kısa vadeli sermaye hareketlerine sıcak para diyoruz. Biz piyasayı bu spekülatif ataklardan korumak için bizzat sıcak paraya yasak mı getirmeliyiz, yoksa piyasa düzenini spekülatif ataklara karşı daha dayanıklı mı yapmalıyız?Dünyada sıcak para çeşitli yollarla kontrol altında tutuluyor. Türkiye'de ise ekonomik düzen ta baştan sıcak para üstüne kurulmuştur. Sıcak paranın suni refahına aldanmışız. Kaldı ki yüksek cari açık varken sıcak para girişi olmazsa döviz sorunu yaşarız. Bunun için sıcak paraya mahkûmuz.Sıcak para spekülatif yatırım olduğu için, sıcak paranın girdiği ekonomilere ciddi doğrudan yabancı yatırım sermayesi girmiyor. Bu durum ekonomiyi daha da kırılgan yapıyor. Ekonomide kırılganlık arttıkça, kurt karanlığı sever misali bu durum spekülatif sermayenin işine geliyor. Birbirini tetikleyen bir çıkmaz oluşuyor.Özetle, dünyada en fazla üç-beş fon olarak bulunan spekülatif sermaye, kendi kârını artırmak için piyasalarda manipülasyon yapıyor, spekülatif ataklar yapıyor. Siyasi iktidarın kim olduğu spekülatörleri ilgilendirmez.Merkez Bankası TÜFE bazlı Mart ortalaması reel kur endeksi 83.42 idi. Döviz fiyatlarındaki artışları ve TL enflasyonunu dikkate alırsak, bugünlerde yaklaşık bu endeks 80 düzeyindedir. Demek ki, TL yüzde 20 daha düşük, dolar yüzde 20 daha değerlidir. Yani kur dengesi açısından doların yaklaşık 3.20 lira olması gerekirdi. Dövizin TL karşısında daha değerli olması ithalat fiyatını ve enflasyonu artırdı. Dış borcu olan şirketleri zora soktu.
...***
Faruk Çakır, 15 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Liseler ve listeler”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye’yi idare edenler istese de istemese de eğitim sisteminin sıkıntıları gündemi meşgul etmeye devam ediyor. Dönemin Maarif Nazırı (Eğitim Bakanı) Emrullah Efendi’nin “Şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim” sözünün ne kadar gerçekçi olduğunu bugün de anlıyoruz.Ehlinin ifadesine göre Emrullah Efendi bu sözü lâtife olarak söylemiş. Çünkü kendisi hakikaten büyük bir âlimmiş, ama bu tesbit günümüz idarecilerine can simidi olabilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ülkemiz söz konusu olduğunda kimsenin itiraz edemeyeceği bazı gerçekler var. Eğitim sisteminin bu kadar sık değiştiği başka bir ülke var mı? Tek başına iş başında olan bir iktidar devrinde bu konuda yapılan değişiklikleri sıralamak bile bunu görmeye yeter. Liselere girişte yapılan değişikliklerin yanında üniversiteye girişlerde de çok sık ‘yenilik’ler yapıldı. Ve her değişiklik ‘en iyisi bu’ denilerek millete anlatıldı. Aynı iktidar döneminde bu kadar sık değişiklik yapmanın bir izahı olabilir mi?
Eğitim sistemini temelden etkileyebilecek yeni bir değişiklikle daha karşı karşıyayız. Millî Eğitim Bakanlığı ortaöğretime geçiş sistemi kapsamında sınavla öğrenci alacak liseleri ve kontenjanları açıkladı. Eğitimciler bu konuda yapılan yanlışlara dikkat çekiyor. En önemli mahzur, Türkiye genelinde 33 ilde imtihanla öğrenci alacak bir tane bile Anadolu lisesinin bulunmaması sayılıyor. Bu illerde okuyan öğrenci sayıları az olabilir. Fakat madem Anadolu liseleri nisbeten başarılı öğrencileri kabul ediyor, bu illerde hiç mi başarılı öğrenci yok? Bu öğrenciler hak ettikleri liselerde okumak için başka illere gitmek mecburiyetinde kalırsa doğru mu olur? Böyle bir tercihle karşı karşıya kalmak yeni mağduriyetlere sebep olmaz mı?
Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, yaptığı yazılı açıklamada bu meselenin tartışmaların alevlenmesine sebep olduğuna dikkat çekmiş. Anadolu liselerinin akademik eğitim açısından hayatî öneme sahip olduğunu vurgulayan Geylan, “Anadolu liselerinin sayısı ihtiyacın çok altında kalmaktadır. Bu durum başarı düzeyi yüksek olan öğrencilerimizin akademik eğitiminin önünü tıkayacak, akademik eğitime darbe vuracaktır” değerlendirmesinde bulunmuş.
Birçok öğrencinin istemediği liselere gitmek zorunda kalacağına da dikkat çeken Geylan, “33 ilde hiç Anadolu lisesi olmaması, diğer illerde eğitim kalitesi yüksek olan okulların listede yer bulamaması, Anadolu liselerinin sayısının ihtiyacı karşılamaması, sınavla öğrenci alan meslek liselerinin, kapasitesinin fazla olmasına rağmen sınav kontenjanının az olmasının gerçek nedenlerini, Millî Eğitim Bakanı’nın açıklaması gerektiği” şeklinde konuşmuş.
Dikkat çekilen bir nokta daha var ki bu da ayrıca tartışılması icap eder. Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Geylan, şöyle demiş: “Millî Eğitim Bakanlığı, yeni ortaöğretime geçiş sistemi ile adeta özel okulların önünü açmıştır. Resmen devlet eliyle özel okul dayatması yapılmaktadır.”
En önemli mesele olan eğitim konusunda ortaya konulan tablo milleti memnun eden bir tablo değil. Gerek lise ve gerekse üniversite eğitiminin ciddî problemleri olduğu artık görülsün. Yapılacak değişiklikler, atılacak adımlar bir defa değil bin defa düşünülsün. Kalitesiz eğitimin faturasının ekonomik faturalardan daha yıkıcı olabileceği de görülsün.
...***
Jale Özgentürk, 15 Nisan tarihli Hürriyet gazetesinde, “Gözler finansman desteğine çevrildi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İş dünyası yıllardır beklediği proje ve sektörel bazlı teşvik sistemine kavuştu ancak finansman sorununa da çözüm bekliyor. Güney Kore ya da Çin gibi projelere devletin ortak olması isteniyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
ANKARA’da Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin 2 bin kişilik salonu oturacak yer kalmayacak kadar doluydu hafta başında düzenlenen törende. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’ndan Türk Sanayici ve İş İnsanları Derneği (TÜSİAD) Başkanı Erol Bilecik’e kadar Türkiye iş dünyasının önemli isimlerini bir araya getiren toplantının nedeni ise teşvik sisteminde yapılan değişiklikti.
İş dünyası uzun bir zamandır teşvik sisteminde radikal bir değişim olması gerektiğini savunuyor. Bunun gerekçesi Türkiye’nin son derece zayıf olduğu yüksek ve orta teknolojiye dayalı yatırımlarda öne geçebilmesi. Ayrıca Türkiye ekonomisini kırılgan hale getiren cari açık sorununa son verecek yatırımların desteklenmesi. Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi de bu gerekçelere dikkat çekerken Mevlana’nın “Ne kadar söz varsa düne ait, şimdi yeni şeyler söylemek lazım” dizeleriyle yeni sistemi açıklamıştı.
Teşvikler iş dünyası tarafından alkışlarla karşılandı. İş insanlarından eleştiri ya da öneri ise pek de fazla gündeme gelmedi.
Yeni teşvik sistemini nasıl buldular? Bu soruyu bazı iş insanlarına sordum. Genel olarak yeni teşvik sisteminin yıllardır gündeme getirilen kaygıları gözetmiş olduğunu ve yeni bir vizyon getirdiğini söylüyorlar.