Nisan 19, 2018 17:08 Europe/Istanbul

Evrensel: Güvencesizliğe, yoksulluğa, özelleştirmelere ve OHAL’e karşı 1 Mayıs'a

Yeniçağ:

OHAL 3 ay daha uzatılıyor

Yeniasya:

Brüksel'de Filistinli esirlere destek gösterisi

Star:

AB raporuna tepki, objektif değiller

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Aydın Engin, 18 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Bahçeli’den aldık haberi, şimdi sıra bizde”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“MHP’nin “2. Başbuğ’u” Devlet Bahçeli’nin “1. Başbuğ” Türkeş’in ölümünün ardından 1997’de partinin başına geçtiği günlerden beri hemen bütün MHP kurultaylarını izledim. Hiç değişmedi. Bir salon dolusu MHP’li bir ağızdan bağırırlardı ve bağırıyorlar: - Devletin başına Devlet geçecek!.. 2002’de kendisi koalisyon ortağı iken erken seçim istedi. Koalisyonu bozup erken seçime gidilmesini sağladı. MHP, Kasım 2002’de yapılan seçimde barajın altında kalarak Meclis dışına düştü. Bir yıl sonra, Ekim 2003’te MHP Kurultay’ı yapıldı. Bir salon dolusu MHP’li yine bağırıyordu: - Devletin başına Devlet geçecek!..Şimdi tutup “Devletin başında zaten epeydir Devlet vardı ve var” desem yanlış mı olacak?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Hatırlayın. Müzakere masasının Reis’in güçlü tekmesiyle devrilip “Çözüm süreci”nin sonlandırılışını izleyen günlerde AKP’nin hızla Türk milliyetçiliğine doğru yelken açtığı günleri hatırlayın.

Meral Akşener’le birlikte “2. Başbuğ” Bahçeli’ye başkaldırıp ardından MHP’ye sırt çevirip İYİ Parti’yi kuranların MHP’yi delik deşik etmelerine rağmen AKP Reisi’nin, Bahçeli’yi bağrına basmaktan vazgeçmek ne söz, daha da sıkı sarıldığını hatırlayın. O gün bugündür “devlet”in temel yönelimlerini, siyasal tercihlerini belirlemekte Devlet Bahçeli tartışılmaz bir ağırlık taşıdı ve taşıyor.Seçimin erkene alınması, hatta erken seçim değil “baskın seçim” olarak nitelenecek ölçüde öne çekilip 2018 yaz sonuna alınması üstüne bir dizi yorum yapılacak; Bahçeli bu atağı Erdoğan’ın haberi olmadan mı yaptı, yoksa AKP Reis’i tükürdüğünü yalamamak için Bahçeli’ye mi söyletti gibi bir dizi soruya cevap aranacak. Ancak şu iki soru öncelikle kesin, kısa, yalın ve geciktirilemez cevaplar bekliyor.

Bir: Bahçeli’nin önerisi gerçekleşecek, Başkanlık seçimi 2018 Ağustos sonuna alınabilecek mi?

Bence evet!.. Tamam, bugünkü parlamentoda AKP + MHP milletvekillerinin toplamının anayasayı değiştirmeye sayıları yetmiyor ve 26 Ağustos 2018’de bir erken seçimin önünde yasal ve anayasal engeller var. Ancak AKP - MHP fiili koalisyonu bu engelleri yasal ve anayasal kılıflar bularak aşacaklardır. Dibi sonu olmayan hukuksal tartışmaların tuzağına düşerek altın değerinde günleri harcamamak gerek.

İki: Muhalefet erken seçim manevrasını AKP - MHP ortaklığını iktidardan uzaklaştıracak bir fırsata çevirebilecek mi?

Bence mümkün!.. Birkaç gün önce Selahattin Demirtaş’ın -kanımca tarihsel bir belge niteliği de taşıyansavunmasında da geçen bir cümleyi hatırlayın. Demirtaş, “Seçimin ve dolayısıyla Türkiye’nin geleceğini Kürt seçmenler, yani Kürt siyasal hareketi belirleyecek” dedi. Doğru. Ancak bu bağlamda soruyu “Seçimde, hele erken seçimde HDP ne yapacak” olarak önümüze koymak çok anlamlı değil. Öncelik şu soruda: CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi ve solun farklı renkleri seçimde -hele erken seçimde- HDP’yle yani Kürt siyasal hareketiyle ilişkisini hangi bağlamda ve kapsamda kuracak? HDP’nin ne yapacağını bu cevapları aldıktan sonra konuşalım, tartışalım...

...***

Burhan Ayeri, 18 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Erken mi şike seçim mi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“CHP'nin 81 ilde gerçekleştirdiği "Oturma Eylemi" iktidarı rahatsız etti. Hemen yaftaladılar; "Ana Muhalefet, terör örgütlerinin silahsız tarzını uyguluyor". Bu da karalamada yeni tarz. Her zaman olduğu gibi hükümet ve Ak Parti sözcüleri sazı alıp başlıyorlar bindirmeye.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bunların amaçları ne? Lafı uzatmadan yazayım; "Dikensiz gül bahçesi".Enflasyon uçuyor, susulacak. Döviz rekor üstüne rekor kırıyor, görülmeyecek. Akaryakıt zamlarıyla Cumhuriyet tarihinin rekoru kırıldı, konuşulmayacak.Yasaklar listesinde en kapsamlı olan eğitim ve öğretim. Liselere ne şekilde girileceği henüz kesinleşmedi. Hadi bunu da unutalım. Yardımcı Doçentlere yapılanları hangi statüye sokacağız? Bizzat Erdoğan'ın yaktığı umut ateşini yine kendi elleriyle söndürdüler. 36 bin kişiye "sizi Profesör yapacağız" dediler. Doktorlukla sınırlandırdılar. Hiç sıkılmadan da "maaşlarınıza 117 lira zam yaptık ya" diye konuştular. Verilen ise eski tabirle "diş kirası". Hele Devlet Bahçeli'nin bu yılın Ağustos ayında seçim istemesinden sonra. MHP Genel Başkanı'nın Uyum Yasaları'nı hesaba katmadığı belli. Bugün düğmeye basılsa, en erken seçimi Ekim'de görebiliriz. Size bazı şüphelerimi de aktarayım; Ak Parti'nin bu işi çok önceden bildiğini sanıyorum. Peş peşe yapılan hızlandırılmış kongreler ve en küçük ilçelere dahi Erdoğan'ın gidişine dikkat edin. Size şike seçim kokusunu hissettirmiyor mu? Ya da yakın zamanda Anayasa Mahkemesi'nin CHP'li Haluk Pekşen'in başvurusuna vereceği cevabı. Eğer, CHP'li vekilin talebine "Evet" dendiği an ortada "Cumhur İttifakı" diye bir şey kalmaz. Telaş ve aceleciliğin gerçek nedeni bu olmasın?

...***

İhsan Çaralan, 18 Nisan tarihli Evrensel gazetesinde, “‘OHAL’siz Demokrasi’ gerçekten isteniyorsa...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere 81 ilde, CHP’nin çağrısıyla “oturma eylemi” yapıldı. Eyleme katılanlar, “OHAL’siz demokrasi istiyoruz” pankartları ve “OHAL’e hayır” sloganlarıyla alanlara çıktılar.Bitlis’te, “oturma eylemi” Valilik tarafından yasaklandığı için eylem yapılamadı ama geri kalan illerde, eylemler oldukça geniş katılımlarla yapıldı. İstanbul’da ise “Taksim yasağı” vardı. Bu yüzden oturma eylemi İstiklal Caddesi’nde yapılabildi!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor: 

...***

Eylemler medya tarafından “CHP’lilerin katıldığı eylemler” olarak sunuldu. Ne var ki eylem çağrısını CHP yapmış olmakla birlikte, ilerici demokrat çevreler ve “OHAL’in kaldırılması” talebini savunan, herhangi bir örgüte üye olmayan pek çok insan da bu eylemlere katıldı. Kuşkusuz ki; Türkiye halklarının büyük bir bölümünün, hatta AKP içinde bile OHAL’den hoşnutsuz olanların her geçen gün arttığı gerçeği dikkate alındığında, böyle bir eylem çok daha kalabalık; çok daha etkili ve çok daha örgütlü olabilirdi. Ama CHP yönetimi yığınları meydanlara çağırmakla birlikte; her çevrenin katılması, hatta kendi üyelerinin katılımının örgütlenmesi konusunda bile çekimser davranıyor. Kuşkusuz bunun CHP yönetiminin kendisi için “nedenleri” olabilir. Ama, zaman o “nedenlerle” yürüme zamanı değil.

8 Mart, 21 Mart’ta alanları dolduran yığınlar, baskı ve şiddet karşısında insanların sinmediği, tersine taleplerini savunmada kararlı olduğunu gösterdiler.

Sonuçta, CHP’nin sadece “Herkes katılsın” dediği ama ötesinde kendi çevresini katma konusunda bile bir inisiyatif almadığı koşullarda, azımsanmayacak bir kitle 81 ilde alanlara çıktı.

AKP’de en çok insanların sokağa çıkmasından, taleplerini haykırırken birleşip kitleselleşmesinden çekiniyor.

Çünkü AKP’nin en kolay başa çıkacağı muhalefet tarzı; Kılıçdaroğlu ve CHP sözcülerinin Cumhurbaşkanı ve öteki AKP sözcülerinin söylediklerine yüksek sesle yanıt verme, Hükümetin uygulamalarını eleştirme ve “Bize oy verip iktidara getirirseniz, şunları, şunları iki yılda, üç yılda yapacağız” gibi afaki vaatlerle yapılan muhalefet tarzıdır. Hele de medya büyük ölçüde iktidarın elinde olduğu ve kendi seslerinin daha yüksek çıkacağından emin oldukları için AKP, partiler arasındaki ağız kavgasını siyasetin aslıymış gibi göstermeye ve gündemi de bu ağız kavasıyla bloke etmeye çalışıyor.

Nitekim Hükümet Sözcüsü ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın, insanların sadece kendi talepleri için sokağa çıkıp oturma eylemi yapmasını, “Terör örgütünün silahsız eylem tarzı” kategorisine sokması da AKP’nin yığınların sokağa çıkmasından nasıl çekindiğinin ifadesidir.

AKP Sözcüsü Mahir Ünal’ın CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’nun “tutuklu vekiller” için “rehin vekiller” demesi üstünden CHP’yi yeniden tarif etmesi de bu yaklaşımın başka bir tezahürüdür. CHP’li vekillerin Demirtaş’ı ziyaret etmesini “Terör örgütü başkanını ziyaret” gibi gösteren bu anlayış, kitleleri sokağa çağıran CHP’yi sindirmenin; yanı sıra, CHP’yi Mecliste kavga gürültüye, medya üstünden yeniden ağız kavgasına çekme gayretidir.