Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Perinçek: Adaylık için yüz bin imza e-devletten toplansın
Cumhuriyet:
'Cumhuriyet'le savaşanşar: ‘Saray’a ihbar savcıya ‘delil’
Evrensel:
15 yeni üniversite geliyor; İstanbul, İnönü ve Gazi bölünecek
Milli gazete:
Erken seçim kararı öncesi yapılan son anket açıklandı!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Kadri Gürsel, 20 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “İç ve dış krizlerden önce baskın seçim”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İktidarın işleri hızla kötüye gidiyordu ve bunu durduramayacaklarını bildikleri için zaman geçirmeden baskın seçime gitmeye mecbur kaldılar. 24 Haziran’da seçim, Erdoğan-Bahçeli ittifakının menfaatı açısından mantıklı bir karardır. Bu olmasa ve seçimler takvime uygun olarak 3 Kasım 2019’da yapılsaydı, başta ekonominin olumsuz gidişatına ve sağ muhalefette İYİ Parti - SP ekseninde güçlenen ittifak dinamiklerine karşı alınacak her türden tedbirin maliyeti zaman geçtikçe katlanarak büyüyecekti...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Bir kriz ortamında gidilecek yolun sonunda iktidar, bu ağır maliyetin baskısı altında kendiliğinden çökebilir ya da bu nedenle çökertilebilirdi.
Şimdi ise iki ay sonra baskın seçim yaparak iktidarlarını menfi gidişatın tahripkâr sonuçlarından nispeten az maliyetle korumayı deneyecekler. Dikkat buyurunuz, vaziyeti baskın seçimle iyiye çevirebileceklerinden bahsetmiyorum. Bu iktidar kalırsa gidişatın yönü ve sonuçları değişmeyecek.
Ayrıca, işlerin kötüye gittiğini biz iddia etmiyoruz, ittifakın ortakları söylüyor.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin geçen salı partisinin Meclis grubunda, ortağı Cumhurbaşkanı Erdoğan’la aralarındaki iş bölümü gereği yaptığı konuşmada, erken seçim çağrısını gerekçelendirmek için seçtiği sözcüklerin anlamı yeterince açıklayıcıydı:
“Türkiye’nin sistem tartışmalarıyla boğulmak istendiği bugünkü şartlar altında, 3 Kasım 2019’a kadar istikrar ve denge halinde ulaşması her geçen gün zorlaşmaktadır.”
Meali şu: Sistem krizi, ülkenin istikrar ve dengesini tehdit ediyor.
Bahçeli, iktidarın OHAL’siz yapamadığı Türkiye’de yaşanan rejim bunalımının gittikçe ağırlaştığını bizzat anlatıyor.
Hem de nasıl:
“Seçim sürecine giden yolda toplumsal, ekonomik ve siyasi dinamikleri etkileyen çok sayıda menfi faktör yeşermektedir.”
Bahçeli, çok boyutlu ve karmaşık bir krizin uç vererek derinleşme yolunda olduğunu ifade etmek istiyor. Ne yapsın, daha fazlasını söylemeye dili varmıyor.
Bu arada, Bahçeli’nin geçen salı günü 26 Ağustos’ta seçim istemesiyle, Erdoğan’ın önceki gün kendisiyle usulen yaptığı yarım saatlik görüşmeden sonra baskın seçim tarihini 24 Haziran olarak açıklaması, ortaklar arasındaki rol paylaşımı gereği sahnelenmiş bir siyasi tiyatro idi.
Lakin bu tiyatroda “tuluat” da vardı.
Misal, Bahçeli bir an önce seçim yapılmaz ise Erdoğan’la arasındaki ittifakın çatlayabileceğini ima etti:
“Türkiye’nin bekası açısından Cumhur İttifakı’yla hasıl olan milli mutabakatın titizlikle korunması, hedeflerine varması elzemdir.”
MHP Genel Başkanı’nın erken seçim istemek için özel nedenleri olduğunu teslim etmek gerekli. Parti tabanından İYİ Parti’ye kaymaları önlemek ve bu maksatla 2002’den beri iktidar açlığı çeken MHP kadrolarını iktidarın nimetleriyle bir an önce doyurmaya başlamak için seçime ihtiyaç duyuyor.
Diğer taraftan, konuşmasında bahsettiği “Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası ilişkileriyle bunların sosyal, siyasal ve askeri yansımalarının ve de uluslararası aktörler tarafından yönlendirilen denetimsiz göç trafiği”, seçimin öne alınması için neden bir gerekçe oluştursun ki?
Öyle ya, baskın seçim olmazsa iktidar bu tehditlere karşı koyamayacak mı?Ordu, istihbarat, Emniyet, yargı, medya, her şey iktidarın tam kontrolünde. İktidarın daha fazla güçlenmesi imkânsız çünkü zaten Türkiye’de güç namına ne varsa iktidarın elinde. O zaman akla şu geliyor: Yukarıda Bahçeli’nin değindiği sorunlu alanlarda risklerin gerçekleşmesi bekleniyor olmalı... Mesela Suriye’de bazı istenmeyen çatışmalar ve İdlib’den bir göç dalgası... İşte, seçimler bu tehditler kuvveden fiile geçmeden, bir an önce yapılsın ve Erdoğan- Bahçeli ittifakı bu nedenlerden ötürü oy kaybetmesin isteniyor.
...***
Batuhan Çolak, 20 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İYİ Parti'ye kurulan kumpas!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Erken seçimler, siyasi anlamda meşruiyetlerini kaybetmiş iktidarların güven oylamasıdır.Siyaseten sıkışan hükümetler, kamuoyunda seçim baskısının oluşması durumunda erken seçim kararı alırlar.Şartlar oluştuğunda, erken seçimlerin yapılmasında herhangi bir sorun bulunmamaktadır.Ancak 24 Haziran 2018 tarihi için alınan erken seçim kararı başlı başına bir meşruiyet sorununu ortaya çıkarıyor.16 Nisan referandumundan sonra Türkiye'de gözle görülmeyen birçok şey değişti. En başta seçim sistemi alt üst oldu.Böyle bir değişim sürecinde uyum yasaları çıkarılmadan, Cumhurbaşkanlığı adaylığı statüsünün bile belirlenmediği bir dönemde seçime gidiliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
En dikkat çeken konu ise İYİ Parti ve Meral Akşener'in durumu.MHP'deki kongre sürecini hatırlayın.Noter onaylı imzalar kabul edilmedi, mahkeme kararları farklı mahkeme kararlarıyla engellendi. Şimdi de 24 Haziran tarihi seçilerek İYİ Parti'nin durumu belirsizleştirmek isteniyor.Her geçen dakikada seçimlere biraz daha yaklaşıyoruz.AK Parti hazırlıklı, seçim kampanyaları bile belli olmuş durumda. Tüm parti organlarıyla zaten uzunca bir süredir çalışıyorlardı.Ama İYİ Parti daha yeni doğmuş bir siyasi oluşum.Kongrelerini yapıyor, teşkilatlarını açıyor. Son gelişmeler gösteriyor ki; Akşener ve arkadaşlarına, tıpkı MHP'deki kurultay sürecinde olduğu gibi, hukuki anlamda efor sarf ettirilmek isteniyor.Bunun ilk işaretini AK Parti sözcüsü Mahir Ünal açık bir şekilde verdi.AK Parti Genel Merkezi'nden açıklamalarda bulunan Ünal, İYİ Parti'nin seçime katılıp-katılamayacağına ilişkin bir soru üzerine şunları söyledi:"Biz geçmişte seçimlerden alıkonulmak istenen, genel başkanı yasaklanmış aynı şekilde partisi kapatılmak istenmiş, önü kesilmiş bir gelenekten geliyoruz. Biz her zaman demokrasinin tesisinden yana olduk, bu çerçevede seçime girmek için yasalarla belirlenmiş koşulları taşıyan partilerin 24 Haziran'da sandıkta seçmenin karşısına çıkmasından yanayız. Dolayısıyla bu süreçte birileri kendi hazırlıksızlıklarını bize fatura etmeye kalkışmasın."Ünal özetle "İYİ Parti hazır değil, seçimlere katılamamasının sebebini bizde aramasınlar" diyor.Peki Mahir Ünal bunu neye istinaden veya neye dayanarak söylüyor?Bilemiyoruz. Ama çok net anlaşılıyor ki kendisi İYİ Parti'nin seçimlere katılamayacağından emin.Aynı Mahir Ünal, 14 Ağustos 2014 tarihinde TGRT Haber'de, Akşener'in aday olması durumunda Erdoğan'ın ilk turda seçilemeyeceğini vurgulamıştı. Meral Akşener de durumun farkında olduğu için dün son derece sert açıklamalar yaptı. 100 bin imza ile aday olacağını tekrar vurguladı. Burada da sorunlu bir durum ortaya çıkarılıyor.İmzalar nasıl toplanacak? AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı'nın son açıklamasına göre ilçe seçim kurullarına gidilerek imza verilecek. Muhtemelen dilekçeler tek tek sayılacak. Müthiş bir bürokrasi!
...***
Kazım Güleçyüz, 20 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Nasıl 46’dan sonra 50 geldiyse...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP iktidarının 16. yılında Türkiye, 30’lu yılların şeflik modelini referans alan bir sistem değişikliğine götürülmek isteniyor.Bunun ilk adımı geçen yıl 16 Nisan referandumunda az farkla “kabul edildiği açıklanan” anayasa değişikliği paketiyle atıldı. Şimdi bu düzenlemelere uyum yasaları gündemde.İktidarın “Hâlâ direniyor” diye şikâyet ettiği bürokrasinin dizginlerini ele alma paravanıyla, devletin bütün kurum ve birimleri doğrudan cumhurbaşkanlığına bağlanıyor. Ama bu yapılırken, Erdoğan’ın bir ara “kendisi adına iş gören” Saray bürokrasisinden de yakınmış olduğu unutulmamalı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Böylesi çelişkilerle ülke tek adam eksenli bir sistem değişikliğine zorlanarak çok gerilere götürülmeye çalışılırken, bilhassa 16 Nisan referandumunun 1946 seçimleriyle olan manidar benzerlikleri hatıra geliyor.
Tek parti rejiminden çıkışın ilk adımı olan o seçimlerdeki hile ve usulsüzlükler, sandıktan çıkan sonuçların saptırılmasını ve çok partili sisteme sağlıklı bir geçişin dört yıl süreyle geciktirilmesini netice vermişti.
15 Nisan referandumunda da bilhassa son anda mühürsüz oyların devreye sokulması ve özellikle Güneydoğu’daki bazı sandıklarda makul bir izahı, hattâ tevili mümkün olmayan anormallikler, açıklanan resmî sonuçların inandırıcılığına gölge düşürdü.
Ve genel kanaat, referandumda sandıktan çıktığı açıklanan neticelerin, gerçek sonuçların tam tersi olduğu yönünde oluştu.
Konjonktürel rüzgârlara borçlu oldukları iktidarlarını bırakmak istemeyenler, gerek içeride, gerek dışarıda bu niyetle pek çok atraksiyona teşebbüs etseler ve ellerindeki bütün imkânları kullanarak tek taraflı beyin yıkama operasyonlarını tamgaz devam ettirseler de, hukuk, adalet ve vicdanı hiçe sayan uygulamalarının sebep olduğu alabildiğine geniş çaplı mağduriyetlerle kendi siyasî sonlarını hazırlıyorlar.