Nisan 22, 2018 09:10 Europe/Istanbul

Milli gazete: Devlet Bahçeli: Cumhur ittifakı içinde kendi siyasi kimliğimizi koruyacağız

Aydınlık:

Piyasadaki seçim ateşini merkez söndürebilir

Cumhuriyet:

Kılıçdaroğlu ve Akşener'in gizli randevusu

Evrensel:

Çözümün değil, sorunun adı: Cumhur ittifakı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Mine Kırıkkanat, Cumhuriyet gazetesinde, “Erken, acil, şikeli!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Demokrasiyle yönetilen bir hukuk devletinde, seçimler yasa kalıbına uyar.Oysa Türkiye’de Cumhurbaşkanı Erdoğan ve müttefiki Devlet Bahçeli’nin zamanından tam 17 ay erkene aldıkları seçimlerin uyduğu yasa kalıbından geçtik, seçimlerin kalıbına uyacak yasa bile henüz yok! Çünkü Türkiye artık ne demokrasi, ne de hukuk devleti. İktidar ittifakının çoğunluğu kaybetmemek kaygısıyla 16 Haziran 2018’e çektiği “acil” seçimlere cuk oturacak, adı üstünde “uyum yasası” bile halen yapılmayı, oylanmayı ve yürürlüğe girmeyi bekliyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

16 Haziran’a 61 gün var. Cumhurbaşkanı adaylarının adaylık, bağımsız milletvekili adaylarının seçilme koşulları, ittifak sürecinin son işlerlik tarihi ve seçimlere hangi partiler girebilecek gibi “tali” kararlar, henüz sohbet aşamasında.

Başka bir deyişle “istim arkadan gelsin” deniyor; hem cumhurbaşkanı, hem milletvekillerinin seçileceği ve ülkemiz için çok önemli, hatta hayati bir dönemece harala gürele, yangından mal kaçırır gibi, AKP ile MHP liderlerinin iktidar tazeleme aciliyetiyle giriliyor.

Seçimlerin hukuka göre düzenlenmesi gerekirken hukuk seçimlere göre dizayn edilmeyi bekliyor. Muhtemelen KHK biçiminde önümüze konulacak.Bırakın hukukun üstünlüğüne dayalı demokrasileri, devlet vakarı ve makam saygısı olan despotluk, dikta ya da otokrasi yönetimlerinde bile kabul görmeyecek bir ciddiyetsizlikle karşı karşıyayız. Ve artık gülecek, geçecek, aldırmayacak, işimize bakacak halimiz de kalmadı! Çünkü devletin çöktüğü bu noktada, bakacak işimiz, yarın bulacağımıza emin olduğumuz aşımız, elimizden alınmayacak bir hakkımız; doğduğumuz topraklarda çocuklarımız ve torunlarımızla huzur içinde yaşayabileceğimize dair umudumuz bile yok, artık…

Ayağına zincir vurulmuş kölelerden farksız, OHAL’ci beyler seçim dedi, OHAL’de seçime güdülüyoruz. Şikeli bir maça DAHA çıkar gibiyiz. Hakem YSK, iktidar aşılı. İktidar ittifakı, YSK dopingli. Yeni düzenlemeyle mühürsüz oy pusulasından tutun, aynı apartmandaki seçmenlerin değişik sandıklara dağıtılması ve seçmen kütüklerine “yaşayan ölüler”in yazılmasına, her şey ayarlı.Öte yandan… Hal böyleyken iktidar ittifakının “acil” seçim kararı alması müthiş bir itiraf, tüm ayar ve hukuksuz düzenlemelere rağmen zaferden hiç de emin olmadığının çarpıcı ifşası! Öyleyse bu maçı, şikeye rağmen ve dopinglilere karşı kazanmak da mümkün! Ama nasıl? Ana muhalefet partisi CHP, 16 Nisan 2017 referandumunda yapılan şikede, ölümcül yara aldı. Kılıçdaroğlu, HAYIR’ın yüzde 52 dolayında bir çoğunlukla kazandığı artık çok açık referandum gecesi; mühürsüz zarfları son anda geçerli sayarak sonucu değiştiren YSK’nin önüne bir iskemle atıp otursa, İstanbul’a yürümek zorunda kalmaz ve bugün Türkiye, uçurumun eşiğinde olmazdı. AKP ve MHP ittifakı, her zamanki atıllığıyla ıskaladığı bu golün bedelini çok ağır ödeyecek olan CHP’yi rakibi olarak görmüyor ve haklı. Aynı ittifak, milletvekillerinin yarıya yakını ve hitabeti en güçlü lideri Selahattin Demirtaş hapiste olduğu için HDP’yi de etkisizleştirdiğini düşünüyor ve yine haklı.Erdoğan ile Bahçeli ikilisi, acil seçim kararını elbette ekonomi tümüyle dibe vurmadan, tabii ki erozyondaki oyları daha fazla erimeden; ama esasen ve doğrudan İYİ Parti’nin seçimlere girmesini önlemek için aldılar. Meral Akşener’in cumhurbaşkanı adaylığına engel olamayacak, ancak dayandığı partiyi arkasından çekerek alacağı oyu düşürmeye çalışacaklar. Seçimlere uydurulacak yasal düzenlemeyi de buna göre ayarlayacaklarına emin olabilirsiniz. En azından, kalkışacaklar.

…***

Esfender Korkmaz, Yeniçağ gazetesinde, “Seçim sonrasında ekonomik panorama”başlıklı yazısını okuyuucularla paylaşıyor.

“Çift hanede kronikleşen, işsizlik ve enflasyonun, artan cari açık ve dış borç yükünün bozulan gelir dağılımının nedeni, bugünkü iktidar tarafından her seçimde yoğun olarak uygulanan popülist politikaların kullanılmasındandır.Aslında referandum nedeniyle uygulamaya konulan popülist politikaların çoğu bugün de devam ediyor.Krediler, kadrolar, halkı borçlandırarak yol ve köprü yapılması, ninelere torun  bakım ödemeleri, faiz baskısı ve poşetler... Bu seçime az zaman kalmasına rağmen yenileri de gelecektir. Popülist harcamalar hem bütçe açıklarını artırıyor, hem de bütçeden yatırımlara daha az kaynak ayrılmasına neden oluyor.2018 bütçesi ödenekleri içinde sermaye giderleri ve sermaye transferleri toplam payı yüzde 11.03'tür. Bu pay, mevcut kamu yatırımlarının ancak amortismanına yeter.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Yol, havaalanı yatırımlarının tamamı borçlanma ile yapılıyor. O kadar ki, iki köprü bir tünel için 7 milyar dolar maliyet ilan edildi. Oysa ki biz halk olarak bütçeden 16 yıl 16 milyar dolar ödeyeceğiz. KOBİ kredileri ve esnaf kredileri yatırıma değil, tüketime gitti. Bunlarda ödeme sorunu olursa, bunun da yüzde 60'dan fazlasını halk olarak biz ödeyeceğiz. Çünkü Kredi Destekleme Fonu'nun yüzde 60'dan fazlası kamu kurumlarına aittir. Kredi genişlemesi ve bütçede cari harcamaların artması, tüketim artışı yarattı. Ayrıca dış borçlanma yoluyla kaynak girişi oldu. Ekonomi 7.4 oranında büyüdü. Ne var ki ekonominin büyüme potansiyeli daha düşüktür. Popülizm potansiyel üstünde büyüme yaratıyor ve fakat bu durum aynı zamanda Türkiye'nin gelecek yıllardaki potansiyel büyümesinin bugünden tüketilmesi anlamına geliyor.Bu nedenle istikrarlı ve sürdürülebilir bir büyüme yoktur. Yıllık cari açık 50 milyar doları geçti. AKP iktidarı döneminde Türkiye 450 milyar dolar cari açık verdi. Türkiye'nin bir yıllık millî geliri 820 milyar dolardır.Cari açık, Türkiye'yi spekülatif sıcak paraya mecbur bırakıyor. Doğrudan yabancı yatırım sermayesi girişi azaldı. Kaldı ki son yıllarda banka, giyim, havayolu, market, ulaştırma ve turizm alanında yatırımı olan 66 yabancı şirket çıktı. Zengin-fakir farkı arttı. Devlet eliyle zenginler yaratıldı. Servet transferi yapıldı. TÜİK verilerine göre zengin memur sayısı azaldı, fakir memur sayısı arttı.Seçim sonrası olacaklara gelince kim gelirse gelsin; Seçimi kim kazanırsa kazansın Türkiye, IMF ile masaya oturacak. Dövizle borçlanmaya yasak getirilmesi, altınla borçlanmanın gündeme taşınmasından yola çıkılarak, AKP gelirse döviz mevduatına sınır getirilme riskinin olduğu tahmin edilebilir. AKP dışında bir parti veya koalisyon gelirse, Avrupa Birliği Türkiye'ye geniş mali destek verecektir. AKP dışında kim gelirse gelsin, Türkiye yeniden demokratik parlamenter sisteme, kuvvetler ayrılığına ve özellikle yargı bağımsızlığına geri dönecektir. OHAL hemen kaldırılacaktır.

...***

Vedat İlbeyoğlu, 22 Nisan tarihli Evrensel gazetesinde, “‘Seçimden kaçış’ seçimi!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Ne diyorduk: “Atı alan Üsküdarı geçmekte”, itiraz edenlere de “2019’u bekleyin” demektedir! İnananlar için, ‘düğüm’ün çözüleceği 2019 beklenmeliydi. ‘Atı alan’ ise o düğümü tamamen ‘kördüğüm’ yapmak için hiç de 2019’u beklemiyordu ama. 2019 sonrasının inşasına dünden, bugünden başlamıştı zaten. Şimdi ‘durumun’ adı konuldu ve ‘2019’u beklemeyin’ denildi, iki ay sonrasına gün kesildi! Bugüne kadar muhalefet mesaisi, “2019’da oy verin, gönderelim bu iktidarı” demekten ibaret olanlar için beklenmedik ve şaşırtıcı oldu elbette.Olağanüstü normlarla yönetmeye alışmış, adeta ‘olağanüstü’ müptelası olmuş bir iktidarın yaptıklarına “bu kadarı da olmaz ki” diye şaşıranlara şaşırmak lazım oysa.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:   

...***

Seçimi değil ‘tek adam rejimi’nin inşaasını esas alıp ‘yol haritasını’ bu stratejik hedef üzerinden belirlemiş olanların, “hadi bakalım, kuşluk vakti seçim var” diye ayar vermesine hiç de şaşırmamalı.Aslolan seçim değil çünkü onlar için; seçim, fiili durumu ‘onaylatma’ aşaması sadece!Olağanüstü bir rejimin ‘erken seçimi’ de böyle olur işte! En asgari demokratik standartları bile dışlayan bu kaptı kaçtı tutumu, bir ‘seçime kaçış koşusu’ olduğu kadar, aynı zamanda bir ‘seçimden kaçış’ hamlesidir de... Hatta daha çok da böyledir.Yani?Bu ‘kuşluk vakti seçim’ kararı, az çok demokratik koşullarda yapılması gereken bir seçimden kaçış kararıdır! 24 Haziran’da yapılacak erken seçim, iktidar için bir seçimden kaçış seçimidir.

Bu bir erken seçim değil, inşa edilmekte olanı dayatarak ne yapıp edip onaylatma girişimidir.Kaybedecek zaman yoktur çünkü; ‘deprem’ alametleri çoğalmaktadır. “24 Haziran’ı bir depremin yıkıcı etkilerine karşı hazırlık olarak görmek lazım” diye, boşuna mı uyarmaktadır ‘tek adam’?