Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: YSK'den İYİ Parti hakkında jet karar
Evrensel:
CHP ile İYİ Parti anlaştı, 15 CHP milletvekili İYİ Parti’ye katıldı
Yeniasya:
Gençler: Önümüzü göremiyoruz
Star:
Yunanistan'dan Erdoğan'ın sözlerine ilişkin açıklama
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Bursalı 22 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “CHP’nin adayı kim olmalı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“CHP salı günü aday belirleme için toplanacak. Hayat yavaş işliyor orada. Baskın yapan her zaman çok daha hazırdır. Erken seçim bir yıldır 2018 için konuşulduğuna göre, muhalefetin de en az iktidar kadar seçimlere hazır olması beklenir. Hazır olma hali, iktidarı da aşacak ve toplumu kucaklayacak bir program ve adayın varlığıdır. İktidardan memnuniyetsizlik var mı, var. Özellikle Referandum’da bu net ortaya çıktı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Anket şirketleri en çok artı 1 puandan bahsediyor, ama bugün ülkede ana babaların çocukları için taşıdıkları endişeye bakarsanız, Afrin’in iktidara oy taşıyacak bir mekanizma olarak görülmesine karşı ciddi bir tepki oluşmasını da beklersiniz.
Yani kazın ayağı pek de öyle iktidarın sandığı gibi olmayabilir. Ama ne yazık ki, ciddi araştırmalarla elde edilen bilgi yok. Oysa millet ne düşünüyor konusunda çok ciddi verilere ihtiyacı var toplumun.
Hiçbir parti lehine manipülasyonun yapılmadığı seçim anketlerine ise çok daha fazla ihtiyaç var. 8 hafta boyunca tekrarlanacak anketler gerek.
Çünkü, ciddi verilerle-bilgiyle seçime gidilmeli ki, seçim sonuçlarıyla karşılaştırılabilsin ve sonuçlar arasındaki farklara bakarak büyük alavere-dalavere varsa ortaya çıkarılmasına bu veriler de yardımcı olsun. CHP’nin ve sivil toplumun bu konuda harcama yapmaya niyeti var mı?
Dedik ki iktidarı aşacak program gerekmekte. Muhalefet partileri iktidardan kopmakta olan seçmenlerle yetinebilir mi? Şüphesiz ki hayır, tüm ülkeyi kapsayıcı, cezbeden programlar ortaya konulmalıydı. Ki ülkeyi bugünkü zor koşullarından esenliğe çıkartabileceklerine inandırsınlar. Bu konuda, Türkiye’nin demokrasi ve adalet gibi temel sorunlarının çok daha ötesinde, içinde bulunduğu ekonomik ve siyasi çıkmazlara çözüm öneren büyük hazırlıklar yapması gerekirdi. İktidarın Doğu ve Batı’da ülkeyi sürüklediği yalnızlık ve açmazlar, adeta kader olarak kabul edilmektedir. Hayır, kader değil, siyasette “kader”, hele bir iktidarın yarattığı kötü durum ise, var olana boyun eğme asla olmaz, olamaz.
Öncelikle şu saptamayı yapalım: Muhalefetin daha ilk turda tek bir ortak aday ile seçimlere katılma olasılığı, Meral Akşener’in adaylığını açıklamasıyla ortadan kalkmıştır; bu konuda bir saniye bile boşa harcanmamalı. Bu zaten iki turlu seçimlerde eşyanın doğasına aykırıdır.
İktidarın Meral Akşener’in adaylığını bile engelleme durumu ortaya çıkarsa, yeniden düşünülebilecek bir seçenek olabilir.
Önceki gece bir dost sohbetinde CHP’nin ortalıkta dolaşan aday isimleri üzerine konuşurken, İlhan Kesici adı öne çıktı. Bunu sosyal medyada paylaştım. Yazıyı yazarken 245 beğenen olmuş, 53 kişi bu bunu kendi izleyicilerine yaymış, 123 kişi de görüş belirterek tartışmaya katılmış.
Tartışmaya katılıp görüş belirtenlere bakıyorum: 25 kişiye yakın olumlu; 40’a yakın olumsuz. Şüphesiz Muharrem İnce’yi önerenler de var, 12 kadar, ve bir o kadarı da Büyükerşen’i öneriyor. Kimi Ali Koç gibi genç birisi olsun demiş, Sunay Akın’ın ve Metin Feyzioğlu’nun da adını veren az sayıda kişi var. Bana özel yazan bir kişi de Uğur Dündar diyor. Kılıçdaroğlu için 3 kişi olumlu.Birleştirici güç aranıyor
…***
Ceren Sözeri, 22 Nisan tarihli Evrensel gazetesinde, “Erken seçim için hızlandırılmış siyasal iletişim”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Devlet Bahçeli erken seçim lafı eder etmez seçim sürecine girdik. Kendisi bile şaşırmış, hatta ertesi günkü toplantıda Cumhurbaşkanı’nı “bari 24 Haziran’a kadar bekleyelim” diye ikna etmeye çabalamış olabilir. O gün üniversite sınavı varmış ama mühim değil, hem okuyacaklar da ne olacak? Sebahattin Zaim Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Bülent Arı’nın dediği gibi: “Ülkeyi ayakta tutacak olanlar okumamış cahil halk. Türkiye’nin okumuş kesimi, profesörden başlayarak geriye doğru en tehlikeli olanlar üniversite mezunları.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Önümüzde iki aylık bir süre var, adayların ellerini çabuk tutmaları, kısa sürede kendilerini topluma doğru şekilde anlatmaları gerekiyor.Yakın geçmişte Erdoğan’ın danışmanlığını yapmış hatta konuşma metinlerini yazmış olan Aydın Ünal, “Aday adaylarına tavsiyeler”başlıklı bir yazı yazdı. Siyasal iletişim disiplinler arası bir alan, ben de Ünal’ın tecrübeleri ile derledikleri konusunda bazı uyarılar yapmak istedim. Aralarından en risklileri seçtim, mecburiyetten biraz da kısalttım, siz bence tamamını mutlaka okuyun:
“İlk olarak siyasete neden girdiğinizi anlaşılır bir şekilde izah edin. Vatan, millet, hizmet gibi hamasi kavramlara hiç başvurmayın. Siyasete girmeyi siz talep etmediniz, sizi ittiler. “Ben aslında siyasete girmeyecektim ama halk istiyor” diyebilirsiniz. “Yeni sistemde artık nitelikli siyasetçilere ihtiyaç var” ya da “siyaset bize ihtiyaç duydu” gerekçelerini de kullanabilirsiniz. “Genel Başkan istedi, çok ısrar etti, kıramadım” şeklindeki gerekçe daha vurucu bir etki oluşturabilir.”
“Şu parkın varlığı sizi de rahatsız etmiyor mu, buraya bir AVM yakışır, hafta sonu çoluk çocuğunuzla kapanırsınız” diyerek vizyonunuzu gösterin. Önüne yeşil saksılar koyacağınız vaadinde bulunun, toplumun her kesimini kucaklayın. Hem böylece Genel Başkanın sizi istediğine herkesi kolayca ikna edebilirsiniz.
Benden duymuş olmayın ama her yer sivil giyimli polis kaynıyor, sıvıştığınızı düşünürken kendinizi gözaltına alınırken bulabilirisiniz. Kavganın sonunda zafer varsa tutuklanmaya hazırlanın. En iyisi OHAL’in demokrasi getirmediği birilerine danışın, gözaltında haklarınızın neler olduğunu öğrenin, yedi gün avukatınızın dahi yüzünü göremeyebilirsiniz. ”Varsa lüks araçlarınızı gözlerden kaçırın; halktan biri gibi görüneceğim diye hurda araçlara da binmeyin, hoş karşılanmaz.”
…***
Faruk Çakır, 22 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Madem öyle niçin böyle?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Eğitim konusunda atılacak her iyi ve yeni adım alkışlanmalı ve desteklenmeli.Hepimiz kabul ediyoruz ki eğitim olmadan bir adım ileriye gidemeyiz. Tabiî ki isimden ve resimden ibaret bir eğitim değil, insanların kalbine ve gönlüne hitap eden, onları iyilikte yarıştıran bir eğitim olmalı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Millî Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz, Hatay’da yapılan bir okul açılış töreninde, eğitimin ülkenin en önemli konusu olduğunu söylemiş ve şöyle bir tablo çizmiş: “Eğitim iyiye giderse her şey iyiye gider. Eğer bugün Türkiye’de gerçekten yapılan iyi şeyler varsa eğitimden. Ama şunu da söylüyoruz, eksik olan ne varsa onun da sebebi eğitimdir, yine o eksikleri gidermenin yolu da eğitimden geçiyor. Ülkemizi bilgi ekonomisine taşımak istiyoruz. Türkiye’de demokrasiyi yerleştirmek, kökleştirmek istiyoruz. Çünkü insanların kendisi hakkında sağlıklı karar alabilmesi için mutlaka eğitim şart. Dolayısıyla hem bilgi ekonomisine geçişin, hem de demokrasinin güçleştirilmesi için eğitim olmazsa olmaz unsurdur. Bugün Tüm Türkiye’de 65 binin üzerindeki okulumuzda bir milyondan fazla öğretmenimizle 18 milyona yaklaşan öğrencimize eğitim veriyoruz.”
Bakan Yılmaz, eğitim konusunda yapılan maddî yatırımları sıralarken de şöyle demiş: “2018 hükümet bütçesinden eğitime 134 milyar 727 milyon lira ayırdık. Bu hükümet bütçesinde en yüksek pay. Ne kadar? Yüzde 18. (...) Millî gelirden yüzde 6,2’sinden fazlasını eğitime ayırıyoruz. Avrupa’da en fazla millî gelirinden eğitime pay ayıran ülke Türkiye’dir. (...) Eğitimin kilit taşı, olmazsa olmazı öğretmendir. (...) Öğretmen başına düşen öğrenci sayısı kaliteli eğitim için aranan unsurlardan biridir. (...) Yine kaliteli eğitim için olmazsa olmaz unsurlardan birisi derslik başına düşen öğrenci sayısının azaltılmasıdır. Bizim dönemimizde 282 bin yeni derslik yapıldı. Derslik başına düşen öğrenci sayısı 36’ydı, 24’e düştü. Kaliteli bir eğitim için olmazsa olmaz unsur olan derslik başına öğrenci sayısında Batının seviyesini yakaladık.”
Rakamlar mutlaka doğrudur, ancak bütün bu çalışmalara rağmen eğitimde gelinen seviyeden niçin hiç kimse memnun değil? Bir yerde hata yapıldığı ne zaman görülecek?