Nisan 24, 2018 09:09 Europe/Istanbul

Aydınlık: Planlar rafa kalktı, seçim için hedef şaştı

Cumhuriyet:

Muhalefet kulislerinde ittifak senaryoları

Yeniçağ:

BBP lideri Destici: Erdoğan'ı seçtirmemek için çalışma yürütülüyor

Milli gazete:

Macron’dan işgalci Amerika’ya tam destek

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

…***

Çiğdem Toker, 24 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “IMF yolsuzluğun şiddetini ölçecek”başlıklı yazısını okyucularla paylaşıyor.

“CHP’nin İYİ Parti hamlesi, siyasette eylemsellik ile süreç yönetiminin, toplumların kaderinde oynadığı yaşamsal rolü bir kez daha vurguladı. Ankara’da siyaset denkleminin sil baştan değiştiği 22 Nisan 2018’de, Washington’da da Türkiye’yi ilgilendiren bir gelişme yaşandı. Geleneksel İlkbahar Toplantıları dolayısıyla zaten hareketli günler geçiren IMF, bir süredir üzerinde çalıştığı “yolsuzlukla mücadele” konulu Politika Belgesi’ni duyurdu. 61 sayfalık yeni politika belgesinde IMF; yolsuzlukla mücadeleye daha özel ve bugüne kadar olduğundan daha geniş odaklanılması zamanının geldiğini anons ediyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Yolsuzlukla Mücadele Politika Belgesi, küresel sermaye ilişkileri sürecinde yeni bir döneme girdiğimizi ve aynı zamanda IMF’nin de üye ülkelerle ilişkilerini ve ilişki süreçlerini farklı bir zemine taşıyacağını haber veriyor. IMF Başkanı Christine Lagard, belgenin duyurulduğu günün içinde “Yolsuzluğu Frenleyerek Güven İnşası” konulu panelde konuştu. Ve IMF blogunda, ne yapmak istediklerini anlatan bir makale yayımladı. Lagarde, özellikle son birkaç yıldır kamuda artan bir güvensizlik yaşandığını, bunu besleyen en önemli faktörün de “gelirleri zayıflatıp kamu harcamalarının verimsizliğini azaltan” yolsuzluk olduğunu söylüyor. Makalede dikkat çeken diğer ifade ise şu:

“Yolsuzlukla elde edilen fonlar, genellikle ülke dışında, çoğunlukla büyük başkentlerin finans sektörlerinde saklanır. Yurtiçindeki ‘temiz eller’in, yurtdışında ‘kirli eller’e dönüşmesi epeyce olası bir durumdur.”

IMF’nin politika belgesi, yolsuzluğun “yönetişim zayıflıklarından” kaynaklandığı tezine dayanıyor. Bu yanıyla belge aslında “ilk” değil; 1997’de çıkarılan ilk “rehber”in genişletilerek gözden geçirilmiş hali olduğu belirtiliyor. Ancak Başkan Lagarde makalesinde bir özeleştiri yaparak şöyle demiş: “İlkeler isabetli olsa da uygulamamız çok düzenli olmadı. Benzer eylemleri üyelere aynı standartta uygulamadık. Analizlerimiz de çoğu kez açıklıktan yoksundu.”

IMF’nin yenilenmiş politika belgesi,“ Yolsuzluk ekonomik büyümeyi baltalar” olgusundan hareket ediyor. Yolsuzluk artışı ile hükümetlerin vergi toplama becerilerinin zayıflaması, büyümenin düşüşü, yatırımların azalması arasındaki bağlar irdeleniyor. Lagarde bu durumu “Sağlık, eğitim ve yenilenebilir enerji alanında yapılabilecek değerli potansiyel yatırımları, kısa vadeli getirilerle boşa harcanan projelere yönelttiği” diye açıklıyor.

Bu arada yolsuzlukla mücadelenin ne kadar şeffaf, ne kadar gerekli olduğunun sayfalarca anlatıldığı IMF’nin politika belgesinin satır aralarında bir ifade dikkat çekiyor: “Yönetim ile yapılan resmi olmayan görüşmeler.” Raporda, hangi ülkelerden ve hangi düzeylerde olduğu belirtilmeden, bu enformel görüşmelerin de dikkate alındığı vurgulanmış. Özellikle 23 Şubat 2018 tarihli gayriresmi oturum ve enformel oturumdan önce bir dizi ikili ve grup tartışmasının yer aldığı kaydediliyor. Anlaşılan o ki, IMF yolsuzlukla mücadelede şeffaflığı ne kadar öne çıkarırsa çıkarsın, üye ülkelerde meydana gelmiş/gelecek bazı yolsuzluk vakalarını, “enformel” bir başlık ve hat altında değerlendiriyor. Şüphe yok ki bu özel paragraf, insanda “enformel” oturumlara kimlerin katıldığına dair soru işaretleri doğuruyor.

…***

Erdal Sağlam, 24 Nisan tarihli Hürriyet gazetesinde, “Bugünkü kurlar Merkez’in faiz kararını etkileyecek”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bugün yaşanacak kur hareketlerinin alınacak kararda etkili olması bekleniyor. Dün resmi tatile rağmen 4.1 TL seviyesine yükselen dolar kuru, bugünkü kur hareketleri ve yarınki karar için bir sinyal niteliğindeydi.Piyasalarda erken seçim kararına verilen olumlu tepkinin kaybolduğu, karar öncesindeki seviyelere geri dönüldüğü görülüyor. Beklendiği gibi piyasalar artık Para Politikası Kurulu’nun (PPK) yarın alacağı kararı beklemeye başladılar. Bu nedenle de karar öncesi tavırlarını ortaya koymaya başladılar diyebiliriz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Merkez’in alacağı karar konusunda çeşitli görüşler var. Görüştüğüm bazı iktisatçılar, salı günü önemli bir piyasa tepkisi görülmediği takdirde, Merkez Bankası’nın faiz artış kararı almayabileceğini söylediler. Seçim nedeniyle, faiz artırımı kararının siyasi maliyetinin düşünüleceğini kaydeden aynı iktisatçılar, bunun yerine vadesi seçim sonuna gelmek üzere, döviz swapı, vadeli kur veya döviz deposu uygulamalarıyla döviz likiditesini  etkileyerek kurların tutulmaya çalışılabileceğini kaydettiler.Aynı görüşteki bazı iktisatçılar da uygulayacağı yöntemlerle Merkez Bankası’nın bankaların döviz hesaplarını bozdurmaya teşvik edebileceğini, özetle kurların karar öncesi “alarm seviyesi”nin altında kalması halinde, faiz artırmayıp başka yöntemlerle kur artışını engelleme yoluna gidilebileceği görüşünü ileri sürdüler. İktisatçılar bu arada Merkez Bankası’nın telefonla faiz artıracağız mesajı verip, sözünü yerine getirmemesi nedeniyle oluşan bir itibar kaybı olduğunu, bunun da zaman içinde fiyatların içine gireceğini tahmin ediyorlar.Kısacası; bugünkü kur ve faiz hareketleri, faiz kararındaki büyük etkisi nedeniyle ayrı bir dikkatle takip edilecek. Kurlarda “alarm seviyesi”nin ne olduğu konusunda ise örneğin 4.1 TL’lik dolar kurunun bu seviyenin altı olduğu, 4.2 TL üzerinin piyasaların tavrını daha net göstereceği belirtildi.Piyasa oyuncuları arasında bugünkü kur seviyesinin faiz kararı için belirleyici olacağını düşünenler olduğu gibi, Yarın Merkez Bankası’nın mutlaka faiz arttıracağını söyleyenler de var. Bunlar seçimlere giderken kurlarda yüksek oranlı artışların, faize kıyasla siyasi açıdan daha riskli görüleceği düşüncesindeler.Merkez Bankası’nın normal şartlarda ne kadarlık bir faiz arttırımı yapması gerektiği sorusuna gelince; görüştüğüm piyasa oyuncularının çoğunun bir arttırım yapılmasını, bunun da yarım puanlık bir artırım olmasını beklediklerini söyleyebilirim.Buna karşılık kurların yarım puanlık bir arttırımla kurların biraz geri gelebileceğini belirten bazı bankacılar, ancak bunun etkisinin birkaç gün olacağını, daha sonra kurlarda yönün tekrar yukarı olacağını tahmin ediyorlar.Yani Merkez Bankası’nın yarım puanlık faiz arttırımının bile, çok kısa sürede etkisini yitireceği, piyasaların yukarı yönlü harekete artık girdiğini belirtiyorlar.

…***

Batuhan Çolak, 24 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “İYİ Parti’nin yükselişi 2002 öncesine benziyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İYİ Parti'nin kuruluş sürecini yakından takip eden bir gazeteciyim.Nasıl bir hukuksuzluk ve nasıl bir garabet haliyle insanların mağdur edildiğinin bizzat şahidiyim.Bu süreçte MHP'deki delege iradesinin ve kongre taleplerinin hangi hukuksuzluklarla engellendiğinin en yakın tanıklarından biriyim.Sonrasında gazetemize bile uzanan hedef göstermeler, özgürlükleri kısıtlama girişimleri, algı operasyonları, saldırılar…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Meral Akşener'e yapılan hakaretler, iftiralar, yakıştırmalar…Yapılmayan eziyet kalmadı.O mahkeme senin, bu mahkeme benim dolaştırıldılar… Dilekçeler, karar beklemeler ve geçen yıllar…Oysa insanlar sadece siyasette söz hakkı sahibi olmak istemişlerdi.İmkansızlıklar içinde bir parti ortaya çıkarıldı. Kısa zamanda teşkilatlanmaları yapıldı, kongreleri tamamlandı.Tam seçimlere hazır hale gelmişken "Baskın seçim" kararı alındı.Amaç, süreci muallakta bırakarak İYİ Parti'yi saf dışı bırakmaktı.İYİ Partililer günlerdir YSK'ya gidip, geliyor.Karşılarına doğru düzgün bir yetkili bile çıkarılmadı.Sonrasında AK Partili sözcülerin "Eksikliklerini bize yüklemesinler ve bir sonraki seçimlere hazırlansınlar" açıklamaları üst üste gelmeye başladı.24 Haziran tarihinin neden seçildiği şimdi daha iyi anlaşılıyordu.Tüm plan İYİ Parti'nin seçimlere sokulmaması üzerine kurulmuştu.Cumhur ittifakında yüzler gülüyordu.YSK kontrol altında, mahkeme ve hakimler tetikteydi.Ancak yaptıkları tüm girişimler bir anda yerle yeksan oldu.CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu ile İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener bir araya gelerek 15 milletvekilinin İYİ Parti'ye geçişi konusunda el sıkıştılar.22 Nisan itibariyle Türk siyasetinde benzeri ve örneği görülmemiş bir transfer gerçekleşti.Nereden bakarsanız bakın, nereden yorumlarsanız yorumlayın bunca hukuksuzluk içinde yapılan bu eylem, son yılların en dahiyane çözüm yöntemidir.Kılıçdaroğlu ve gözyaşlarıyla "vatan için" diyerek İYİ Parti'ye transfer olan CHP'liler siyaset tarihine geçtiler.Transfer haberinin ardından zaten gündemde olan İYİ Parti müthiş bir hava yakaladı.Hangi kanalı açsanız, hangi internet sitesine girseniz herkes İYİ Parti'yi konuşuyor.Tek sesli medya arasında en dikkat çeken yorumlar ise Cumhur İttifakı'ndan geldi.Pazar günü olmasına rağmen hemen bir yerden mikrofon bulup alelacele açıklamalar yaptılar.Hakaretler, yakıştırmalar, iftiralar… Ne ararsanız vardı.