Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Bahçeli'den flaş Abdullah Gül açıklaması: Hançer vurmanın kıyısındadır
Aydınlık:
Erdoğan’ın suç ortağı adayımız olamaz
Star:
FETÖ’cülerin teknesi, kayaya çarptı
Milli gazete:
Abdullah Gül, Erbakan Ödülleri törenine katıldı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Mustafa Yalçıner, 24 Nisan tarihli Evrensel gazetesinde, “Üst katlarda hareketlenme yetmez!..”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İktidardaki 10 küsur yılını kanıt göstererek “Erken seçim merken seçim yok!” diyen Erdoğan ve AKP’si epeydir farkında olup kendince tedbirler almaya çalıştığı zorlukların büyüdüğünü görünce, Bahçeli danışıklı döğüşle “Baskın basanındır” deyip düğmeye bastı. “Erken” bile değil. Neredeyse “yarın” dendi.24 Haziran bir seçimden fazlası olacak -bu tartışmasız. Kazananla kaybeden herkesin kendi yoluna gideceği olağan bir seçim yaşamayacağız. Erdoğan AKP’si, yedeğindeki MHP ile, elde avuçta ne cephanesi varsa tümünü kullanmadan “Eh ne yapalım, kaybettik, haydi eyvallah” deyip normalini yaparak seçimin sonucuna rıza göstermeyecek. Sonuçlarını beğenmeyip iptal ettiği 7 Haziran örneği ortada duruyor. Ama hepsi bu değil!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Çıkan seçim yasasına bakın: Hile-hurda her şey serbest! Ne mühür ne sandık. Başında jandarma polisle sandık istenen yere taşınabiliyor ve zaten oy kullanan belli olmasın diye bir apartman seçmeninin bazısı şu bazısı bu sandıkta. Zarfta mühür olsa da oluyor olmasa da. Ve sözde serbest seçim: OHAL altında serbestlik olmadığı herkesin malumu!
Ve altındaki benzer kurullarıyla YSK! Ayak direyip bir türlü hangi partilerin seçime gireceğini açıklamadı. 24 Haziran hesabı İYİ Partinin seçime sokulmamasını da kapsıyordu ve YSK’nin tutumu buna paraleldi. CHP 15 vekilini bu partiye gönderip oyunu bozdu. Burada kirli kumpaslar yokmuş gibi, AKP sözcüleriyle yandaş medya “Güneş Motel”den söz etmeye koyuldular. Sanki AKP esamisinin okunmasına fırsat bırakmışçasına “milli irade hiçe sayıldı” demekteler!
CHP’nin 15 vekil taktiği düzen yanlısı muhalefet tarafındansa “demokratik dayanışma” olarak övülüyor. Kuşkusuz bir dayanışma ve demokratik bir yanı da yok değil. Ancak bu taktik ya da diyelim ki izlenmek zorunda kalınması, 24 Haziran seçiminin olağan olmadığı ve olmayacağının bir başka kanıtı. Hiçbir şey olağan değil ve olmayacak!
Peki, Erdoğan karşıtlığı ve “Ne olursa olsun yeter ki Erdoğan gitsin” belirleyeni yeterli midir? Tekelci kapitalist düzen, devlet, faşizmin bir devlet biçimi olması, sömürü-yolsuzluk vb. çarkları... -bunlar önemsiz midir? Sadece tek kişi mi?
Ve sorunun bir diğer önemli yönü şu ki, evet CHP 15 vekil ödünç vererek uzun süredir belki ilk kez kontra olmayan bir hamleyle kendi taktiğini uygulamış, dayanışmacı demokrat niteliğini görünür kılıp hem de muhalefetin geneli adına moral üstünlük sağlamıştır. Ama “üstte”dir! “Yukarıdaki” bir alışveriştir. Zorunlu olansa halkı müdahil kılmaktır. Halkı sahaya çekmek, seçimi kazanmak ve genel olarak demokrasi, özgürlük ve barış mücadelesinde bir adım ileri gitmek için zorunludur. Başka türlü, gerisi bir yana, ne mühürsüz zarflarla hilebazlık önlenebilir ne sandıklar korunabilir!
...***
Cevher İlhan, 24 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Zamanında seçim”den 24 Haziran’a”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bahçeli: 8 Kasım 2017; “MHP bir erken seçimden yana değildir. Terör ve uluslararası ilişkiler bağlamında erken seçim zâfiyetiyle itibarsızlaştırmaya gerek yok.” Bahçeli: 23 Kasım 2017; “MHP, bir erken seçim senaryosuna iyi bakmıyor. Türkiye, son iki yılda üç defa sandık başına gitmiştir. Uyum yasaları çıkarılmadan erken seçimin siyasî belirsizlik doğurma ihtimali yüksektir, akıl kârı olmadığı da açıktır. Erken seçime asla râzı olamayız.””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Erdoğan: 24 Ekim 2017; “Şu anda serken seçim gündemimizde yok. Kapatın artık bu konuları. Bu tartışmaları artık gündemden çıkarın. Çünkü bu tartışmalar en çok da ekonomiye zarar veriyor.”
Erdoğan: 28 Ekim 2017; “Seçimin zamanı belli zaten. Nereden çıkıyor bunlar. Böyle bir çalışmamız kesinlikle yok.”
Başbakan Yardımcısı Akdağ: 17 Aralık 2017; “Erken seçim neden olsun? Erken seçim bu ülkede ne zaman yapılır; siyaset buna ihtiyaç duyar, tıkanmıştır önü, hükûmet kurulamıyordur, ekonomi kötüye gidiyordur, vs. mecbur kalırsınız, erken seçim yaparsınız.”
TBMM Anayasa Komisyonu Başkanı M. Şentop: 19 Aralık 2017; “Seçimlerin zamanında yapılmasını prensip kabul ettik. Anayasal zorunluluk olmadığı sürece böyle bir gündem yok.”
Başbakan Yardımcısı B. Bozdağ: 1 Mart 2018; “Seçimler vaktinde yapılacaktır. Bunu daha kaç defa tekrar edeceğiz. Erken seçim yok diyoruz, yok diyoruz, yok…”
AKP Grup Başkanvekili N. Bostancı: 3 Mart 2018; “Erken seçim yok, Kim ne derse desin, seçimler zamanında yapılacak.”
AKP sözcüsü M. Ünal: 20 Mart 2018; “Cumhurbaşkanımız ve biz sözcüler defalarca açıkladık, seçimler tarihinde olacak. Bu konuda son derece hassasız.”
Erdoğan: 20 Mart 2018; “Seçimler 2019 Mart ve Kasım’da yapılacaktır”
Bahçeli: 4 Nisan 2018; “Erken seçim yok, 2019’a iyi hazırlanıyoruz.”
Ve Bahçeli’nin 17 Nisan 2018’de yüz seksen derece çarkla: “Türkiye’nin bugünkü şartların ağırlığı altında daha fazla kalması, 3 Kasım 2019’a kadar dayanması mümkün değildir” diye “erken seçim” çağrısı yaptığı gün partisinin grubunda üç kez “seçimler 2019’da” taahhüdünü tekrarlayan Erdoğan’ın, bir gün sonra -18 Nisan 2018’da- ise “Suriye ve Irak merkezli hâdiseler” ve “Türkiye’nin belirsizlikleri aşması için 24 Haziran’da erken seçime gidilecek” açıklamasıyla bir çırpıda önceki bütün sözler sıfırlandı.
Özetle, onca taahhüde rağmen daha “cumhurbaşkanı seçimi kanunu” dahil “uyum yasaları” çıkarılmadan, muhalefeti hazırlıksız yakalama oyunuyla Türkiye’nin “baskın seçim”e götürülmesi, siyasî iktidarın içte ve dışta ne denli tıkanıp çıkmaza girdiğini bir defa daha deşifre etti.
Cumhurbaşkanı, “Makam hırsım olsa daha 1.5 senem varken seçime gider miyim” diye “fedakârlığı”nı anlatıyor. Ne var ki, aynı makama şimdiden aday olması, “1.5 sene”den vazgeçiyor, ama ‘5+5 sene”ye talip’ yorumlarına yol açıyor. “10 yıl için 1.5 yıl” fedakârlığı…
...***
Esfender Korkmaz, 24 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kadın haklarında geri düştük”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Her siyasi parti kadın haklarına önem verdiğini söylüyor ve fakat bu alanda dünyaya yetişemiyoruz. Aslında çağımızda kadın-erkek eşitliğini konuşmak bile insanlığın ne kadar geride kaldığını gösteriyor.Türkiye'de siyasi iktidar türban gibi giyim özgürlüğünü kullanarak iktidara geldi. Ne var ki uygulamada Türkiye son oniki yılda uluslararası arenada kadın haklarında geri düştü.Dünya Ekonomik Formu'nun hazırladığı "Küresel Cinsiyet Eşitliği Uçurumu Endeksi" kadınlarla erkekler arasında dört temel kategorideki kadın erkek eşitliği farkını inceliyor: Ekonomiye katılım ve fırsat; eğitime katılım; Sağlık ve sağ kalım; ve Siyasi güçlenme.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bu dört kriterin detayları şöyledir: Ekonomiye katılım ve fırsat göstergesi olarak kadın ve erkek işgücünde katılım, gelir, üst düzey yönetim, mesleki ve teknik alanda çalışan sayısı; Kadın ve erkek okur yazarlık oranı, okullaşma oranları; Sağlık kategorisinde, Kadınlar ve erkekler için beklenen sağlıklı ömür değerinin mukayesesi; Siyasi güçlenme olarak; parlamentodaki kadın-erkek milletvekilleri ve bakanlık sayılarının ve kadınların devlet ve hükümet başkanı olarak geçirdikleri yılların karşılaştırılması; "Dünya Ekonomik Formu 2016 Küresel Cinsiyet Uçurumu Endeksi"nde Türkiye, genel sıralamada 144 ülke içinde 130. sırada yer aldı.
Tuzu kuru, oturduğu yalıdan ahkam kesen bazı bilim adamları da AKP'nin tuzağına düştüler. Mahalle baskısı gibi, ayırımcılığı tetikleyen teoriler yarattılar.Şimdi siyasi iktidar uluslararası kuruluşların bu olumsuz tablolarını nasıl düzeltirim demiyor, işin kolayına kaçıyor ve dış güçlerin işi diyor. Ama olan topluma oluyor.