Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: AKP'li hukukçudan çarpıcı yargı eleştirisi: Mahkemeler hükümetin bakış açısına göre karar veriyor
Milli gazete:
Başkentte Sadet trafiği
Evrensel:
HDP’den ittifak çağrısı
Aydınlık:
15 Temmuz’un kritik generali Bylock’çu çıktı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ali Sirmen, 27 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “ Kaçırılmaz Fırsat” başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Şimdiye dek, siyasetin gündemini belirleyen, işine geldiği gibi algı oluşturan partisinin kurmay takımı ve danışman kadrosunun da katkısıyla hep Tayyip Bey’di. O gündemi belirliyor, o algıyı oluşturuyor, muhalefet de peşi sıra gidiyordu. Artık durum değişmiştir. AKP - MHP elbirliği ve YSK desteği ile İYİ Parti’yi sandık dışı bırakma manevrası, çok yerinde demokratik dayanışma hareketiyle ön alan CHP’nin 15 milletvekilini ödünç vermesiyle işler ters tepmiş, 24 Haziran seçimleri arifesinde inisiyatif muhalefetin eline geçmiştir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
24 Haziran’da iki seçim yapılacaktır.
Bunlardan birincisi olan iki turlu Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turuna muhalefetin çatı adayı şıkkını bir yana bırakarak, herkesin kendi adayı ile girmesi, işbirliğinin ikinci turda yaşama geçirilmesi kararı verilmiştir.
Doğru olan da budur. Bu durum, güç birliğini ortadan kaldırmıyor, tersine olması gereken zamana kaydırıyor.
Yine de partiler, özellikle de CHP ikinci turda, potansiyel seçmeni dışında kalan kesimlerin de desteğini sağlamanın gereğini yerine getirmek için cumhurbaşkanı adayını saptarken kimi ölçütlere uymak zorundadırlar.
Kemal Kılıçdaroğlu, ana muhalefet lideri olarak, 24 Haziran ve ertesinde kendisine düşecek, çok kritik eşgüdüm görevinin gereğini layıkıyla yerine getirmek için, aday olmamayı yeğlerken bu noktayı da göz önünde bulundurmuş görünüyor. AKP’nin Türkiye’de çoğunluk olan sağ seçmen nezdinde uzun yıllar ısrarla çalışarak oluşturduğu CHP alerjisinin ikinci turda etkili olabileceği düşünülünce, CHP etiketiyle çok özdeşleşen bir aday yerine, partinin ilkelerini benimsemiş, Cumhuriyetin temel değerlerine bağlılığı tartışma götürmez, ama CHP’nin potansiyel seçmeni dışında da tartışmasız kabul görmesi olasılığı daha fazla olan bir adayın gösterilmesini yadırgamamak gerek.
Oylamanın ikinci bölümü parlamento seçimi. 24 Haziran oylamasında, bundan böyle sayıları 600’e ulaşacak olan milletvekilliklerinin 301’i ve daha yükseğini alan yasama çoğunluğunun kontrolünü eline geçirecek.
Tek adam yönetiminden parlamenter sisteme dönüşü öneren muhalefetin amacına ulaşabilmesi ve parlamenter sistemin işlerlik kazanabilmesi için, yasamada çoğunluğu ele geçirmesi şart.
Kemal Kılıçdaroğlu’nun İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e önerdiği milletvekili seçiminde ittifak modeliyle ilgili olarak yaptığı sunumda CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti ve BTP’nin ittifak yapmaları halinde AKP- MHP ittifakının parlamentodaki sandalye sayısının 297’de kalacağı öngörülüyor.
Ulusal mutabakatın yolunu açan geniş tabanlı bir ulusal ittifak yalnız katılanlarına seçimlerde avantaj sağlamakla kalmayıp, oylama sonrasında oluşacak demokrasiye geçiş cephesini oluşturması açısından da yararlı, hatta elzemdir.
Böyle bir oluşuma Türkiye şu anda büyük ölçüde ihtiyaç duymaktadır. Emre Kongar’ın da çok isabetli olarak belirttiği gibi “Türkiye için kalıcı bir demokratik anayasa ancak HDP ile MHP’nin birlikte kabul edebilecekleri bir metin ile oluşturulabilir.”
…***
Esfender Korkmaz, 27 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kurumsal alt yapı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Kurumsal yapı; bir toplumda organize olmuş ve aynı zamanda tarihsel boyut taşıyan toplumsal ilişkiler, insanlar tarafından oluşturulmuş normlardır.Bu normlar aynı zamanda kurumların ve demokrasinin sınırlarını da belirleyen kurallardır. Geleneksel ve sosyal kurumlar; devlet, aile, eğitim, hukuk, ekonomi ve siyaset unsurlarını kapsar.Geleneksel toplumlarda, kurumların değişmesi ve çağa ayak uydurmasına karşı tepkiler oluşabilir. Bunun nedeni değişmenin getireceği belirsizlik ve bazılarının mevcut kurumsal yapıdan sağladıkları imkânlardır. Demokratik olan ve kalkınmış ülkelerde de kurumsal yapı yerli yerine oturmuş ve fonksiyoneldir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Türkiye'nin geleceği açısından son on beş yılda özellikle ideolojik bir anlayış içinde değişen kurumlardan, devlet, eğitim, hukuk ve din önemli etkiye sahiptir.Türkiye için hukukun üstünlüğü; uluslararası sivil toplum örgütleri, Avrupa Birliği ve Venedik Komisyonu tarafından tenkit ediliyor tartışılıyor.Anayasa Mahkemesi'nin 56. yıldönümünde Anayasa Mahkemesi Başkanı, Anayasa Mahkemesi'nin verdiği hak ihlali kararını uygulamayan iki alt mahkemenin Anayasaya aykırı davrandıklarını açıkladı.Türkiye, hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığına daha tutarlı yaklaşmalı ve kayıpları hızla telafi etmelidir.Eğitimde de gerileme var.OECD tarafından, kendi üyeleri ve diğer bazı ülkeler arasında her üç yılda bir, Uluslararası Eğitim Değerlendirme Testi(PISA) testi yapılıyor. 2015 yılı için bu testte, Türkiye giderek geri sıralara düştü.2009 ve 2012 yıllarında fen ve matematikte katılan 65 ülke içinde 43. ve 44. sıralardaydı. 100 üstünden 66. ve 68. sıralardaydı. 2015 yılında 70 ülke içinde 52. ve 49. sıraya geriledi. Yani 100 üstünden 74. ve 70. sıraya gerilemiş oldu.OECD ülkeleri içinde Türkiye 2015 PISA sonuçlarına göre sondan ikinci oldu.Devlete gelince... Bir ekonomide iktisat politikalarının başarısı ve kaynakların en verimli şekilde kullanılması için, her şeyden önce devlet-piyasa arasında optimal bir denge kurulmuş olması gerekir. Baskıcı ve bürokratik devlet, sermayenin başka ülkelere çıkmasına ve paralel olarak yatırımların aksamasına neden olur. Yine devletin ülke kalkınmasında etkili olabilmesi için devlet yönetiminin şeffaf olması gerekir. Devletin şeffaflığı, aynı zamanda devlet bütçesinin halk adına hareket eden meclisler tarafından denetimine imkan vermekle olur. Bu yolla halkın vergileri çarçur edilmemiş ve bütçe kaynakları daha etkin kullanılmış oluyor. Şeffaf devlette siyasi iktidarlar halka hesap verdiği için, siyasi tercihler de daha doğru yansımış oluyor. Bir ülkede devlet demokratik ve şeffaf olmazsa, otokrasi baskısı olursa, kalkınma projeleri olumsuz etkilenir.
…***
Cevher İlhan 27 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Demokrasi ittifakı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Siyaset, baş döndürücü trafikle neredeyse saat başı değişen denklemlerle iyice hareketlendi.16 Nisan 2017’den sonra en geç altı ay içinde çıkarılması gereken “uyum yasaları” dayanağı olmadan ilân edilen “baskın seçim” karambolünde AKP ve MHP’nin “mini teklifi” ile apar topar tartışılmadan gece yarısı geçirildi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ne var ki jet hızıyla geçirilen ve Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’da değişikliklere dair on maddelik “paket”le de siyasi kargaşa giderilmiş değil. Başta yüzde 10’luk seçim barajının kaldırılması, önseçimle seçmen irâdesini tecelli ettiren, temsilde adâleti sağlayan eşit ve âdil seçimle millet irâdesinin âdilane temsilini sağlayan düzenlemeler pakette yok.
Keza parlamenter demokratik sistemi devre dışı bıraktırıp yasamanın yetkilerini yürütmeye devreden, yargıyı yürütmeye bağlayan “yeni sistem”le gelecek krizleri giderecek hiçbir köklü demokratik tâdilat yapılmıyor.
Kısacası, hiçbir seçimde görülmemiş zorunluluklarla “seçimi seçim olmaktan çıkaran hukuk dışılıklar”la başta Anayasanın zaten işlemeyen seçimlerde “eşitlik” ilkesi büsbütün ortadan kaldırılıyor.
AKP ile küçük ortağı MHP’nin “baraj”a takılmaması adına gece yarısı operasyonlarıyla Meclis’ten geçirilen “ittifak yasası” gibi bu “paket”in de iktidar cenâhının günübirlik siyasî rant hesâpları ve endişeleriyle kotarıldığı görülüyor.
O denli ki, kanunla yapılması gereken düzenlemeler, Anayasaya aykırı olarak yine KHK’lara ve seçim sonrasının “cumhurbaşkanı kararnâmeleri”ne havale ediliyor.
İşin gerçeği şu ki, AKP iktidarında söz konusu yasaların hiçbiri millet irâdesinin temsilcisi Meclis’te, hukukçular arasında, sivil toplumda ve kamuoyunda tartışılmadı. Yasama mercii Meclis devre dışı bırakıldı. “Baskın seçim”de olduğu gibi milletvekilleri Meclis dışında hazırlanıp kendilerine emrivaki olarak dayatılan taslak ve teklifleri televizyonlardan öğrendiler.
Görünen o ki, on altı yıllık iktidarının sonunda ekonomik çöküşten dış politikadaki fiyaskoya bütün başarısızlıkları “parlamenter sistem”e yükleyen iktidar, koltukta kalmak için her yolu deniyor. Tartışmalı referandumda olduğu gibi yine OHAL altında bütün devlet imkânları hoyratça kullanılarak “seçim ekonomisi”nin ağır faturası yine ülkeye çıkarılıyor.