Nisan 30, 2018 08:05 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: Kılıçdaroğlu: Erdoğan korktu Akar’ı gönderdi

Evrensel:

Müftüoğlu: Bugün grev yasağıyla övünen ‘tek adam’ olunca neler yapmaz!

Yeni Şafak:

Proje çöktü: 15 vekil geri gelecek

Sözcü:

Akar’ın Gül’e gitmesi korkunun eseridir

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı, 29 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Üniversiteleri bölmek, ülkeyi bölmek...”başlıklı yazısını okıuyucularla paylaşıyor.

“Tepeden darbe: Küt diye sizi bölüyoruz, tıp fakültenizi alıyoruz, şu vakıf üniversitesine bağlıyoruz veya şu isimle kurulacak başka bir üniversitenin içine koyuyoruz. Kabak gibi ikiye ayırmaya çalıştığın üniversitelerle, yönetimleriyle, öğretim üyeleriyle konuştun mu, hayır, ciddi bir gerekçe göstererek gelin bunu tartışalım dedin mi, hayır! İktidarın elinde bir tokmak var, kafasının estiğine indiriyor.13 üniversite, hepsi Cumhuriyetin üniversiteleri, pek çoğu kurumsallaşmış bir yapıya sahip, gelenekleri oluşmuş, oluşuyor, kimisi başarılı, uluslararası nam salmış, tanınıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Cerrahpaşa ve Çapa tıp fakültelerine, daha neredeyse tüm eski üniversitelerin tıp fakültelerine zaten 10 yıldır darbe üzerine darbe indiriyorsun. Gelirlerini ellerinden aldın, mali bakımdan içlerini boşalttın, hepsi borçlu, tıbbi malzeme bile alamayacak durumdalar, şirketler en az 3-4 yıl paralarını tahsil edebilmek için bekliyorlar. Kimisi bankaya borçlu, kimisi dükkânını kapattı. Öylesine yani! Bunu neden yaptın? İktidarına bağlamak için, hepsini Sağlık Bakanlığı’na muhtaç hale getirdin, değerli hocalarını kaçırttın, üniversite hastanesi olmaktan çıkartarak genel hastanelere dönüştürdün. Deneyimlerini sokağa attın. Hocaları özel hastanelere mecbur ettin.Gitmemekte ısrar eden, bilime gönül vermiş akademisyenler, tıp fakültelerini ayakta tutmaya çalışıyor. Öylesine yani...  Çapa’yı yeni kurulacak bir üniversitenin malı haline getirmeye ve yok etmeye çalıştın. Toprağıyla taşıyla. Çok değerli malıyla mülküyle.. Hocasıyla, deneyimiyle.

Dekanı, yeniden yapılanmaya, binaların güçlendirilmesine 80 milyon TL harcadık, dedi. Rektör yardımcısı protesto ederek istifa etti. Rektör’den ne ses ne nefes. Üniversitesine sahip çıkma cesareti mi yok?..  Sanırım yok: Çünkü 2015 rektörlük seçimlerinde en çok oyu alan Raşit Tükel’in yerine atanmıştı, üniversite seçmedi, iktidar seçti, bu nedenle sus pus durumda herhalde. Koltuk tatlı.Malını mülkünü yürütüyorlar koltuğunun altından, savunamıyor. Gazi ayakta, İnönü, Anadolu ayakta. Öğrencileri ayakta. Üniversitelerime dokunma kampanyalarıyla ülke ayakta. Bu köksüzleştirme projesi. Yıkma projesi. Kimliksizleştirme projesi.  Cumhuriyet tarihinde hiçbir iktidar buna cesaret edemezdi. Ama bu tam bir cahil cesareti. Aydın düşmanlığı, bilim düşmanlığı..  

Durmadan vakıf ve devlet üniversitesi kurdunuz. 200’e dayandı. Ama büyük çoğunluğunun üniversite olabilmesi için yıllarca kaliteli fırınlardan kaliteli ekmek yemesi gerekir. Üniversitelerin üniversite olabilmesi için her türlü desteği vereceğinize, liyakat sistemine geri döneceğinize, başarılı ve yol almış üniversiteleri bölmeye kalkışıyorsunuz. Durun.  Bi durun Allah aşkına!

...***

Orhan Uğuroğlu, 29 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Siyasette taşlar yerine oturacak”başlılı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“İYİ Partiye akın akın geçiş var.Saadet Partisine akın akın geçiş var.AKP'den ayrılışlar var.MHP'den ayrılışlar var.BBP'den ayrılışlar var.Şimdi liderlerin durumu:CHP'de Kemal Kılıçdaroğlu'na güven tavan yaptı.İYİ Parti'de Meral Akşener çekici büyük güç oldu.AKP'de Recep Tayyip Erdoğan siyasi hamle gücünü kaptırdı, Gül paniği yaşadı.MHP Devlet Bahçeli konuştukça taban ve seçmen kaybediyor.Siyasi hava nasıl?24 Haziran'a 54 gün kaldı ve siyasi tablo giderek yerine oturuyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

CHP'nin cumhurbaşkanlığı adaylarının çokluğu partideki demokratik yapıyı gösteriyor.Çıkan isimlere bakınca hiç biri için "olumsuz" görüş yok ki bu önemli bir durum.Kılıçdaroğlu "sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer" lafına uygun sakin bir güç olarak hata yapmadan götürüyor bu kez.Ekmeleddin İhsanoğlu'nu MHP Genel Başkanına öneren ismin Recep Tayyip Erdoğan olduğu iddiası dün geldi bana.Doğru olabilir mi? Ben olabilir diyorum çünkü o seçimden önce Türk siyasetinin ipleri Erdoğan'ın elindeydi.CHP fazla araştırmadan bu çatı adayı formülüne "evet" dedi ama tabanı, teşkilatları "hayır" tavrı koydu ki %100 verimle çalışmadı İhsanoğlu için.İhsanoğlu da MHP'den vekil olunca taşlar da yerine oturdu.Bahçeli'den bahsetmişken herkesin merak ettiği önemli bir konuya da değineyim.Türkiye'de herkes birbirine, "Bahçeli nasıl oldu da Erdoğan'ı erken seçime bu kadar hızlı ikna etti?" diye soruyor. "Darbe" deyince tabii ki akla ilk olarak FETÖ geliyor.  Nitekim binbaşılar ve yüzbaşıların kripto FETÖ'cü olarak gözaltına alınmaları yeterli delil değil.Ancak Ağustos ayında yapılacak askeri şura ile Bahçeli'nin erken seçim için verdiği 26 Ağustos tarihi de birbirine denk geliyor.Bu askeri yüksek şurada Genelkurmay Başkanı orgeneral Hulusi Akar emekli olacak mı?24 Haziran seçiminden Erdoğan Cumhurbaşkanı olarak çıkarsa Akar Paşa'nın "Başkan Yardımcısı" olacağını söylüyor AKP'ye ve Erdoğan'a yakın isimler.Keza İbrahim Kalın ve Hakan Fidan için de aynı iddialar seslendiriliyor.Kemal Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı adayı olmazsa CHP lideri olarak Meclis'te güçlü bir figür olacak kuşku yok ki.Meclis çoğunluğunu alan parti ya da ittifak açısından cumhurbaşkanı makamına seçilecek kişi büyük önem taşıyor.Cumhurbaşkanı bir partiden seçilir, Meclis çoğunluğu ise rakip ittifakın eline geçerse alın size büyük bir siyasi kriz.Bana sorarsanız "cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi" denilen rejim değişikliği Erdoğan'a seçim kaybettirecek ki kendisi de pişman olacak. 24 Haziran Türk siyaseti açısından şu açıdan çok büyük önem taşıyor.Ya tek kişi rejimi, ya demokratik parlamenter rejim için oy kullanacak seçmen.Ve inanıyorum ki rejim değişikliği değil 98 yıllık siyasi gelenek kazanacak.

...***

Faruk Çakır, 29 Nisan tarihli Yeniasya gazetesinde, “Türkiye’nin asıl ihtiyacı nedir?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Erken seçim kararı alındıktan sonra yapılan tartışmalar siyasette seviyenin iyice düştüğünü bir defa değil, bin defa daha gösterdi. Gün içinde değil, neredeyse saatler içerisinde bazı fikirlerin ve konuşmaların değiştirildiğine şahit olduk.Siyasette seviyenin düştüğünü herkes görüyor. Ancak bunun sorumluluğunun sadece siyasetçiler olduğu da  akla gelmesin. Elbette en büyük pay onlara aittir, ama normalde siyasetle çok ilgisi olmayan ‘sade vatandaş’ların da tartışmanın seviyesini aşağılara çektiği dikkatten kaçmıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu şu ifadelere yer veriyor:

...***

Tartışmaların seyrini ve seviyesini görmek için ‘sanal âlem’de yapılan yorumlara, değerlendirmelere ve  paylaşımlara bakmak her halde yeterli olur. Bazı paylaşımları akılla, iz’anla, insafla izah etmek mümkün değil. Üstelik bahsettiğimiz paylaşımlar dünyaya iyilik örneği sunma iddiasında olanlardan da geliyor. Bir adım daha ileri gidip, insaf düsturlarına uymayan paylaşımların bazı mütedeyyin insanlardan dahi geldiği söylenebilir.

24 Haziran 2018 tarihinde hem milletvekili hem de cumhurbaşkanı seçimi yapılacak. İki seçimin bir arada olması, cumhurbaşkanı adaylarının daha fazla tartışılmasına yol açtı. Bürokrasi görevinden istifa edip milletvekili adayı olanlarla ilgili değerlendirmeler şimdilik gündemi meşgul etmiyor. ‘Ortak aday’lar gündeme  geldiği için tartışma iyice alevlendi. AKP’nin kurucuları arasında yer alan ve cumhurbaşkanı makamına da oturan Abdullah Gül’ün aday olma ihtimali gündeme gelince eski dostlukların düşmanlıklara dönüştüğüne de şahit olundu.

 “Sel akar, kum kalır” misali tartışmalı geçse de seçim günleri, seçim havası geride kalır ve kalacak. Aklın gereği hiçbir zaman ve tabiî ki bilhassa seçim dönemlerinde kırıcı, ayrıştırıcı, ötekileştirici dil kullanmamaktır. Maalesef, siyasetçilerin büyük çoğunluğu “birlik ve beraberliğe en çok muhtaç olduğumuz bu günlerde” diye başlayıp, birlik ve beraberliği havaya uçuran dil kullanabiliyorlar. Siyasetçiler neyse de bu kötü dili  vatandaşların ve bilhassa mütedeyyin insanların dahi tercih ettiğini görmek çok üzücü.

Aday olmayacağını açıklayan Gül’ün “Türkiye’nin geleceği güçlü bir demokrasiden, kuvvetler ayrılığı  prensibinden, hak ve özgürlüklerin evrensel niteliklerdeki standartlarda uygulanmasından geçtiğidir” tesbiti de önemlidir. Güçlü bir demokrasiye, kuvvetler ayrılığına ve özgürlüklerin ‘dünya ölçüsündeki standartlara’  ihtiyaç duyuluyorsa bu seviyeye uzak olduğumuz anlaşılır.