Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Hükümet ikramiyeyi seçimden 2 hafta önce hatırladı
Evrensel:
Üniversitelerin bölünmesine karşı her kesimden tepki var
Milli gazete:
Güçlü Meclis için işbirliği
Yeniçağ:
İttifak için kritik görüşme
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Orhan Bursalı 30 Nisan tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “AKP lideri RTE, Cumhurbaşkanı RTE’ye karşı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Salı günü AKP Grup toplantısında konuştuğuna göre, Parti lideri olarak kürsüdeydi diyebiliriz. Kürsüde, parti lideri olarak, Beştepe mukimine sesleniyordu adeta: “Yeni dönem, daha fazla demokrasi dönemi, daha güçlü hukuk devleti dönemi olacaktır. Daha geniş özgürlük dönemi olacaktır. Yargının daha bağımsız hale geldiği bir dönem olacaktır.” Beştepe’de oturan ile partinin başında oturan iki kişinin birbiriyle kavga ettiğini düşledim.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Biri gerçekte ülkenin, adalet- özgürlük, insan hakları konusunda ana eksenini yerle bir edecek eylemlerde bulunuyorken.. Diğeri ona sesleniyor: Hey ne yapıyorsun sen, ülkenin var oluş ve gelecek değerlerini yerle bir ediyorsun..
Beştepe’dekine mi sesleniyordu şunları söylerken veya Beştepe’deki, partinin liderine mi talimat veriyordu, milyonlarca kişinin Adalet Yürüyüşü’ne ve daha sonra mitinge katılması karşısında: “Bir yerde adalete olan özlem çok fazla ifade ediliyorsa orada zulüm vardır demektir.”
Hele şu sözlere bakın:
“Çocuklarımıza bırakmak istediğimiz bir ülke fotoğrafı var. Bu fotoğrafta, yokluğa, yoksulluğa, yasaklara, baskıya, haksızlığa, adaletsizliğe, esarete yer yoktur. Bizim büyük ve güçlü Türkiye fotoğrafımızda sadece demokrasi, adalet, temel hak ve özgürlükler vardır..”
Reis, adeta Beştepe’yi dövüyor! Dövüyor ne söz, topa tutuyor topa!
Şiddetli yoksulluk altında yaşayan 7 milyon çocuğumuz var, bunlar hayata sıfır fırsatla başlıyorlar ve en düşük sınıfın adayları, müstakbel sürdürücüleridir.. OHAL’in yasakladıklarına bakın.. Tiyatroyu bile Ankara’ya sokmayan, her türlü mitingi yasaklayan valiler, kaymakamlar var.
Haksızlık ve adaletsizlik, hakkında takipsizlik kararı verilen FETÖ soruşturmalarından aklananları görevlerine iade bile etmiyorsunuz.. Nedir o Cumhuriyet davasında zulüm tiyatrosu? İki laf ettiler, barışı savunuyoruz dediler diye, binlerce akademisyeni üniversiteden attığınız yetmiyormuş gibi, bir de ceza davaları açtıran Beştepe’deki mi yoksa Parti liderliğinde oturan mı?
Kafam karıştı... Hukuk, adalet, özgürlükler, basın özgürlüğü vb. tüm konularda dünyanın en geri ülkeleri sınıfına soktuğunuz Türkiye’de... Evet, gerçekten de tüm bunları savunacaksa yine bu durumun yaratılmasında başrolü oynayan tek lider savunabilir.
...***
Arslan Tekin, 30 Nisan tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Aday olmadı ama tavrı net”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Abdullah Gül beklenen açıklamasını yaptı ve cumhurbaşkanlığı için aday olmayacağını söyledi. Ama "Ortak aday" gösterilseydi adaydı.Bu şu demek: "Ben Erdoğan'la köprüleri attım."Saray etrafında toplaşanlar, A. Gül için: "Reis'in yanında olmak yaraşır... eski dostlar..." falan diyorlar ama, A. Gül'ün bağrının neden yanık olduğunu akıllarına getirmiyorlar.Ak Parti'nin kongresi, sırf genel başkan adayı olur diye, A. Gül'ün cumhurbaşkanlığından ayrılışından bir gün önce yapılmış, önü kesilmişti. Hatırlayın... A. Gül'ün hanımı kongre öncesi, "Bizi çok üzdüler... Asıl intifadayı ben başlatacağım." demişti. O kadar kırgındılar.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
4 ay önce, 1 Ocak'ta "Erdoğan köprüleri attı" başlıklı yazımda, artık bir araya gelmelerinin mümkün olmadığını belirtmiştim:"A. Gül'ün en son 'ucu açık kararname' için 'Böyle kararname olmaz!' demeye getirmesi, Saray ve çevresini fena öfkelendirmişti. R. T. Erdoğan'ın dünkü şu sözlerinin mutlaka karşılığını bulacağını düşünüyorum:'Bu birliği, beraberliği zedeleyenler bilsinler ki artık bu kervanın samimi yolcuları değildir. Ve bu yola bu akitleşme ile çıkarken de şunu bir defa çok iyi bilmemiz lâzım. Sadakatin aslolan bir kavram olduğunu bilerek çıktık. Ama bu trenden düşenler kusura bakmasınlar düştükleri yerde kalırlar. (...) Türkiye yanarken, İslâm dünyası yanarken, insanlık inim inim inlerken sesleri solukları çıkmayan, en küçük bir aksiyonlarını görmediğimiz kişiler bir anda sahaya inmeye, konuşmaya başladılar. Hayırdır? Bir anda bu hız, bu heves nereden çıktı? Biz milletimizle olan muhabbetimizi derinleştirirken bu bozgunculuk merakı nedir?Bize yakışan, birlik olmaktır. Dayanışma içinde hareket etmektir."R.T. Erdoğan'ın bu ağır sözlerinin adresi çok açık. Mutlaka bir karşılığı olacaktı. Yazıyı "Yumuşak atın tekmesi pek olur." teşbihiyle bitirmiştim.A. Gül, "ortak aday" olamadı ama şu açıklamayla tavrını net ortaya koydu:"Geniş bir mutabakat söz konusu olursa o zaman üstümüze düşeni arkadaşlarımla beraber yapmaktan kaçınmayacağımı da söylemişimdir. Gelecekle ilgili kaygılarım varken toplumun büyük kesiminden de talep gelince böyle bir sorumsuzluk göstermeyeceğimizi de ifade etmişimdir."Bu sözlerinde altı çizilecek üç nokta var:"Üstüne düşeni arkadaşlarıyla beraber yapmaktan kaçınmayacağım", "Gelecekle ilgili kaygılarım" ve "toplumun büyük kesiminden gelen talep".Abdullah Gül arkadaşlarıyla birlikte hareket ettiyse, kurduğu parti için de bir hesabı var demektir. Köprüleri tamamen atmış ve tavrını net ortaya koymuştur; hiçbir surette R. T. Erdoğan ve ekibiyle birleşmeyi düşünmemektedir. Gelecekle ilgili kaygıdan bahsetmesi, toplumun talebini dile getirmesi, aralarındaki uçurumu daha derinleştirmektedir.Uzun yıllardır Tük siyaseti içinde yer alan, değişik bakanlıklarda bulunan, başbakanlık, cumhurbaşkanlığı makamlarına oturan A. Gül aday olmasa bile üç beş cümleyle ortaya koyduğu tavır, muhalif blok için "altın" değerinde argümanlardır.Saadet Partisi kanadının açıklayacağı cumhurbaşkanlığı adayı da önemli...Normal seçimler yapılacağını varsayarsak hakikaten Saray ve çevresinin işi zor.
...***
Necati Doğru, 30 Nisan tarihli Sözcü gazetesinde, “Korkmuş general, sindirilmiş Gül”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bunun 2 açıklaması olmalı. 1- General korkutuldu, korkutmaya gitti. 2- General, sustu, susarak cevap verdi. Helikoptere bin. Gül'ün bahçesine in. Sakın ha! Reis'e karşı gelmeyesin. Partiyi bölmeyesin. Yıkılıyor demokrasi. Yıkılıyor özgür irade. Yıkılıyor balon olmuş sivil bilinç kabarması. Yıkılıyor asker kışlasında kalsın, siyasete karışmasın ilkesi. Yıkılıyor, “Türkiye'de darbeyle sivil korkutma geleneği bitti” cümlesi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Yıkılıyor temiz vicdanlar. Aklanıyor kirli hatıralar: 27 Mayıs darbesi. 12 Mart darbesi. 12 Eylül darbesi. 28 Şubat ittirmesi. Bunların hepsi tarihte generallerin sivil siyasetçileri korkutup “iktidardan indirmesi” ve tank yürüterek gözdağı verip “siyasetten ittirmesi” ile sonuçlanmıştı. Bitti diye inanmıştık. Tarihe gömdük; “Askerin sivil seçilmişi korkutma geleneği Türkiye'de de son buldu artık, seçimle gelenler seçimle gidecek” demiştik. Umutlanmıştık!
Ne yaptın General! Darbeciliği güncelledin. Niçin yaptın general? Bindin helikoptere. Aldın Saray'ın sözcüsü ve sazcısını yanına ve koydun Saray'ın tembih, telkin ve tekdirini (azarlama) aklına, indin Gül'ün villasının bahçesine. Bunu yaptın mı general? Yaptım demiyorsun. Yapmadım da… Susarak cevap vermiş oluyor; zaten bunu yazan iki-üç gazete ile iki-üç gazeteci kaldı, yazar, yazar, konuşur, konuşur onlar da bıkarlar diye düşünüyorsun. Öyle olsa bile! Bu tutarsızlığı! Nereye sığdırıyorsun?General! Darbe yaparak sivil seçilmişleri korkutmuş generalleri, yüksek sesle eleştirmiş, kınamış, mahkemeler kurup, ömür boyu hapislere mahkum etmiş Türkiye'de; sizin gibi kurmay eğitimi almış bir general “sivil siyasetçiyi korkutmanın güncellenmiş türü olan bahçede güller arasına helikopterle inmeyi” özgür iradesiyle yapmış olamaz. Sizi kim korkuttu? Neyle korkuttu? Sizden öncekiler; tank yürütüyordu, radyodan “bildiri” okutuyor, e- muhtıra yazıyor, makama çağırıp azarlıyordu, siz ise bahçeye helikopter indiriyorsunuz. Bu; tankın yerini helikopterin aldığının göstergesi sayılabilir ama “sizi korkutup Gül'ü sindirmeye mecbur kılmışlar ihtimalini” ortadan kaldırmaz. Konuşun General! Kılıcınız var. Korkunuza kılıç çekin. Korkunuz sizden korksun. Evinin bahçesine helikopter dolu tembih, telkin, tekdir indirilerek sindirilmiş Abdullah Gül de susuyor. General helikopterle geldi mi, 3 saat ne anlattı? Kimin telkinini, tembihini, tekdirini (azarlama) getirdi? Gazeteci basın toplantısında sordu, Gül cevap vermedi. Sindirilmiş Gül!