Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: AKP seçim torbası gerekçesinde korkuyu itiraf etti
Evrensel:
Adaylık başvurusunda noter onaylı üniversite diploması şartı kalktı
Yeniçağ:
Muhalefet ittifakta anlaştı
Yeniasya:
15 Temmuz da seçime alet edildi
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Çiğdem Toker, 2 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Maliyet 24 milyarın çok üstünde”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Başbakan Binali Yıldırım’ın açıkladığı seçim paketinin verdiği ilk mesaj, AKP’nin 24 Haziran seçimleri konusunda endişeli olduğudur. Afrin harekâtını ve harekâtı takiben ilan edilen Cumhur İttifakı’nı içine alan sürecin, iktidar partisine yüzde 51 garantisi vermediği konuşuluyordu. Dayatma seçim takvimiyle birlikte de İYİ Parti’nin seçimlerde yer almasında kuşku algısı yaratacak prosedürel engeller, bunun CHP hamlesiyle aşılmasıyla da önceki Cumhurbaşkanı Gül’e “gönderilen” ziyaretçiler bu endişeyi enikonu görünür kıldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Son olarak da bütçe kaynaklarının 90’lı yılları hatırlatır tarzda saçılmasıyla sonuçlanacak malum paket, AKP’nin iktidar kaybetme endişesinin bir korkuya dönüştüğünü belgeliyor.
O kadar ki, yanlış rakamlar telaffuz edecek/ettirtecek kadar.
Hangi 24 milyar? Başbakan Yıldırım, emekliden esnafa, çiftçiden üniversite öğrencisine dek milyonlarca “seçmen”in cüzdanına doğrudan etki eden paketin, bütçeye maliyetinin 24 milyar TL olduğunu söyledi. Ne var ki, paketin af, yapılandırma, indirim, borç silme, aylık artışı gibi birbirinden farklı unsurlarını toplu olarak dikkate aldığımızda, bu rakam gerçek durumu yansıtmıyor.
Başbakanların toplumu bilerek yanıltmayacağı varsayımından hareketle açıklanan rakamın yanlış olduğunu vurgulayalım ve rakamlarla açmaya çalışalım. Upuzun liste bir yanda dursun. Sadece “Emeklilere her yıl Ramazan Bayramı ve Kurban Bayramı öncesi olmak üzere biner TL ikramiye” vaadi bile bizi paketin açıklanan toplam maliyetine epeyce yaklaştırıyor.
Şöyle: Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) verilerine göre, Türkiye’de emekli aylığı alan kişi sayısı: 11 milyon 473 bin 735. (Dağılım ise şöyle: SSK: 7 milyon 70 bin 162, Bağ-Kur 2 milyon 430 bin 880, memur: 1 milyon 972 bin 693)
Toplam 11 milyon 473 bin 735 kişiye biner TL ikramiye verilmesi, 11 milyar 473 milyon 735 bin TL’dir. Bu ikramiyeyi iki bayram ödediğinizde bütçeye 22.9 milyar TL olarak yansır.
Yani Başbakan Yıldırım’ın 24 milyar TL açıklamasını veri aldığınızda, emekliye iki bayramda biner TL verildiğinde, geriye 1.1 milyar TL kalıyor.
Kalan bu tutara üstelik paketin diğer bütün unsurlarının sığması gerekiyor. Sayın Başbakan, stok affı, ceza yapılandırması, emekli borcu, sağlık imkânı, gençlere prim desteğini “maliyet” saymıyorsa bir diyecek yok. Ama bu paket kapsamında devletin vazgeçtiği cezalar, vergi ve prim alacaklarının en az 20 milyar TL’ye ulaşacağı konuşuluyor. Bu durumda paketin, mali sisteme yansıyacak toplam büyüklüğünün en az 40 milyar TL civarında olması bekleniyor.
Maliye Bakanı Naci Ağbal, geçen yıl sonunda Meclis’teki bir yasa görüşmeleri sırasında bir daha vergi affı olmayacağını söylemiş, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek de CHP’nin seçim dönemi emekliye ikramiye vaadine “Kaynağını göstersinler CHP’ye oy veririm” demişti.Bu hatırlatmalar, iktidarın siyasetin nasıl da belleksizlik üzerine oynadığının somut örnekleri. Bundan daha somut ve vurucu olan ise devletin resmi rakamları ortadayken, dolayısıyla basit hesap yaparak gerçeğe ulaşmak mümkünken yanlış söylenen ya da söylettirilen rakamlar. Gerçekten yazık.
...***
Tuncay Mollaveisoğlu, 2 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “FETÖ yalanına dolananlar...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“İYİ Parti lideri Meral Akşener'in önünü kesmek için dillerine doladıkları FETÖ'cü yalanı, şimdi söyleyenlerin ayağına dolandı...Abdullah Gül'ün; inanması zor ama "çatı aday!" olarak tartışılması bile, akıl kârı değildi...Abdullah Gül'ün adını aday olarak tartıştıran çevrelerin;* halkın vergilerini namusu gibi gören,* milletin her kuruşuna elmas muamelesi yapan, harcamayan, harcatmayan, yüksek ahlakı ve yurtseverliği ile örnek olan 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in adını hiç anmaması nasıl kabul edilebilir!?”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Geçiyorum...Saray eşrafı ne diyordu?"Abdullah Gül bir FETÖ projesidir..."İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Ümit Özdağ yerinde bir tespit yapıyor; "Gül bir proje olarak geldi. Bu proje kapsamında Gül'ün paraşütle Erdoğan'a rakip olması için çok boyutlu baskı yapıldı. Hiç tahmin etmediğimiz yerlerden, odaklardan, kişilerden, telkinlere muhatap olduk. Fakat Sayın Akşener çok sert ve kararlı bir şekilde bunun mümkün olmadığını söyledi. Böylelikle Gül projesi doğmadan öldü. Ne diyor Saray, 'Gül bir FETÖ projesi'. Peki, bu projeyi durduran, ortadan kaldıran kim oldu? Meral Akşener. İktidar hâlâ ne diyor: İyi Parti bir FETÖ projesi. Bu dökülen bir iktidar yapısını göstermektedir."Son söz; bu çamur atanlara yakışır... Hatırlayacaksınız;CHP'li Haluk Pekşen'in ölülerin seçmen sayılacağı iddiası günlerce konuşulmuş, Pekşen nüfus kayıtlarında hâlâ yaşıyor görülen çok sayıda ismi deşifre etmişti...Bu hafta benim aldığım duyumlara göre "sahte nüfus cüzdanları basılıyor" iddiası Ankara'da dolaşıyor...Bu iki iddia birbirini destekliyor... Sahte seçmen üretmenin bir yolu, ölülere nüfus cüzdanı ile oy kullandırmaktır!Sabah kendi adına oy kullanacak bir kişi, bu yöntemle öğlen yeni bir kimlikle oy kullanabilir.Yapılması gereken aslında basit bir tedbir; parmak boyası...Bir seçmenin defalarca oy kullanmasının önüne geçmek için yıllarca kullanılan parmak boyası uygulaması, Cumhuriyet tarihinin bu en önemli seçiminde yeniden kullanılmalıdır.Evet, partiler hiç bu kadar hazırlıklı olmamıştı...Evet, sandık görevlileri ilk kez bu kadar gözü açık, diken üstünde olacak...Evet, her lider "sandık güvenliği namusumuzdur" diyor...Seçimlere katılım yüksek olacak ve seçmen bu kez gönül rahatlığı ile oy kullanacak...Ancak son güne kadar olası tüm hile seçeneklerini ve önlemleri düşünmek de aklın gereği.
...***
İsmail Hakkı Akkiraz, 2 Mayıs tarihli Milli gazetede, “Seçime değil, sanki şavaşa gidiyoruz.”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bahçeli erken seçim gerekçesi olarak şunları söylemiştir: “Türkiye’nin bu ağırlığın altında daha fazla kalması, 3 Kasım 2019’a kadar sabırla dayanması geldiğimiz bu aşamada mümkün, makul ve münasip değildir.” Erdoğan ise Bahçeli ile görüştükten sonra şu açıklamayı yapmıştır: “Seçim yapma kararını bir çeşit depreme hazırlık faaliyeti olarak görüyorum. Yani depremin yıkıcı etkilerine karşı hazırlık yapmış olacağız.” Bu açıklamanın arkasından Erdoğan “baskın seçimi” ilan etmiştir ve bu seçimi, “bir çeşit depreme hazırlık faaliyeti olarak” görmektedir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Sözünü ettiği deprem nedir ki, bu depreme hazırlık için seçime gidiliyor? Burayı gören ve okuyan yok. AK Parti; 16 yıllık iktidarı boyunca; vatandaşı borçlandırmış, esnafı, sanayiciyi borçlandırmış, devleti de ağır borç yükünün altına sokmuştur. Türkiye’nin iç ve dış toplam borçları 3 trilyon 604 milyar liraya ulaşarak milli geliri aşmış durumdadır. Sadece kamunun borcu 1 triyon liraya yaklaşmıştır ve devlet borcunu döndüremez hale gelmiştir. Vatandaş, bir taraftan bankalara ezdirilirken, bir yandan da devlet haksız vergiler ile onu daha da mağdur hale getirmektedir. Erdoğan’ın dediği deprem, uygulamaya konulacak acı reçetelerdir. Bu reçeteler herkesin canını yakacak ve yıkıcı etki yapacaktır. Erdoğan, yeniden tek başına iktidar olmak istemektedir. Bunun için seçim, erkene alınmıştır. Seçimin kuralları buna göre yeniden düzenlenmiştir. Çünkü bu seçimi kaybetmeyi kendisi için, bir tür beka meselesi olarak görmektedir.
Erdoğan ve ekibi bu seçimi alabilmek için, basını tamamen ele geçirmiştir. Televizyonlar, gazeteler muhalefeti susturmak ve etkisiz hale getirmek için elinden gelen karalamayı yapmaktadır. Sanki ülke seçime değil de savaşa gidiyor algısı yaratılarak bu seçim alınmak isteniyor. Özellikle Saadet Partisi için yürütülen ahlaksız kampanya gözlerden kaçmıyor. Anlaşılıyor ki bu karalama, ağırlaştırılarak devam edecek. Çünkü Saadet Partisi, Erdoğan ve partisinin iktidarda yaptığı yanlışlıkları, bu yanlışlıkların ülkeyi getirdiği durumu uygun bir üslupla dile getiriyor. Saadet Partisi’nin gündeme taşıdığı konulara yanlış da diyemedikleri için karalama yolunu seçiyorlar. İstiyorlar ki Saadet Partisi bu seçimlere girmesin.