Türkiye'den köşe yazarları
Birgün: CHP'nin adayı Muharrem İnce: "Geleceğimizi geri alacağız!"
Cumhuriyet:
CHP'li Altay'dan dörtlü ittifak açıklaması: Buradan ismini çıkarabiliriz
Evrensel:
İşçi temsilcisi: Tek adama kızıyorsak aşağıdan örgütlenmeliyiz
Yeniçağ:
HDP'li Ahmet Türk ve Önder, İYİ Parti'yi hedef aldı!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Kemal Can, 4 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “İyi Parti’nin seçimi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Seçim kararının alınmasından sonra hareketlenen, sürpriz tartışmalara, beklenmedik çıkışlara sahne olan siyasi gündem, bu haftanın tamamlanmasıyla bir “ara final” tablosu üretecek. Cumhurbaşkanı adayları ve partiler arasında kurulan ittifaklar artık şekillendi ama liderlerin pozisyonlarının, partilerin stratejilerinin bu tablonun oluşmasındaki rolü ve bu tablonun getireceği olası sonuçlar seçime kadar ve seçimden sonra da konuşulmaya devam edecek.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu tablonun oluşması öncesindeki hareketliliğin lideri tartışmasız Kılıçdaroğlu, tablonun belirleyici aktörü ise kesinlikle Akşener oldu. 15 vekil hamlesi, çatı aday tartışmaları ve sıfır baraj ittifakı çabası ile Kılıçdaroğlu sürecin lideriydi. Başlatılan arayış ve tartışmaları çok erken kapatan, endişeleri konusunda katı barajlar koyan Akşener ise, dediğini yaptıran bir aktör olarak “finalin” patronu oldu. Ama bu resim bir açıdan da, toplam fayda için risk alabilen siyasi tutumla, kendi pozisyonu için riski başkalarına yükleyen siyasi yaklaşım arasındaki farkı gösterdi.
Akşener ve İYİ Parti, kendi siyasi yolculuğu kadar, bütün muhalefetin kaderini de şekillendiren tutumunu, çoğu MHP’den olmak üzere Cumhur ittifakından aldığı oyun riske atılmaması fikriyle gerekçelendirildi. Bazı araştırmalarla da desteklenen bu tez, muhalefet blokunun kazanabileceklerine değil de kaybedeceklerine odaklanmasına neden oldu. Getirebilecekleri nedeniyle ilgi gösterilen, pozitif bir beklenti yaratabilen Akşener, kaybedebileceklerini masaya sürerek güvensizliğini bütün muhalefete yayan bir aktöre dönüştü.
Muhalefet, bu “ara final” resmiyle normalleşme iddiasını devam ettiremeyerek, anormal koşulları kabullenme sonucuna ve iktidarın başlangıç gündemine dönmeye razı bir görüntü verdi. Ayrıca, her bir muhalefet aktörünün başarısını belirleyecek olan, muhalefetin toplam başarısında çok etkili olacak HDP oylarının sandıkta yalnız bırakılmasının risklerini de seçim sürecinde göreceğiz.
İYİ Parti’nin, muhalefetin birkaç hafta gündemi belirleyerek elde ettiği psikolojik üstünlüğe ve ortak bir muhalefet sinerjisi yaratılmasına fazla katkısı olduğu söylenemez. Bu durum, CHP’nin de, kendisinden İYİ Parti’ye doğru oy akışını önleyecek hatta terse çevirecek bir seçeneğe yönelmesiyle Akşener’in ikinci tur stratejisini fazlasıyla zayıflatacak. Belki de HDP alerjisiyle MHP’ye kaybedeceği oydan fazlası CHP’ye geri dönecek. Elinde, altı fazla dolu olmayan “bana mecburlar” argümanı dışında bir şey kalmadığı için, Kürt seçmen konusunda umutlu olması da artık daha zor. “İmkân” olarak ilgi görüp, imkânsızlıkları anlatan aktöre dönüşmenin baştan ölçülemeyen sonuçları olacaktır.
Kılıçdaroğlu’nun uyarısını dikkate almayıp HDP’nin yalnızlaştırılmasına rıza gösteren Akşener, şimdi kendisi ve seçmenleri bir “şeytanlaştırma” saldırısının hedefinde kaldı. Akşener, Kılıçdaroğlu’nun imzalara destek çağrısıyla, seçim dışına itilme girişiminde olduğu gibi bir mağduriyet ivmesi yakalayabilir elbette, ama yaşananlar da eksiksiz demokrasinin herkese lazım olduğunu gösteren bir tablo olarak siyasi tarihe kaydolacak. İYİ Parti ve Akşener seçimleriyle açtığı yolda ilerliyor, bunun siyasi faturasını da kendisi ödeyecek. Fakat, muhalefetin Akşener’in sınırlarına bu kadar bağımlı kalmasının sonuçları için tartışma muhtemelen daha geniş bir zeminde yapılacak.
…***
Esfender Korkmaz, 4 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Enflasyon yine moral bozdu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Nisan ayında, gıda fiyatlarındaki 0.21 oranında gerilemeye rağmen, Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) yüzde 1.87 oranında arttı. Yıllık TÜFE oranı 10.85 oldu. Geçen sene Nisan ayında Yıllık TÜFE oranı yüzde 11.87 idi. Yurt İçi Üretici Fiyatları Endeksi(Yİ-ÜFE) de, Nisan ayında yüzde 2.60 oranında arttı. Yıllık Yİ-ÜFE oranı yüzde 16.37 oldu. Geçen sene Nisan ayında bu oranı aynı oranda yüzde 16.37 olmuştu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
TÜFE oranında geçen yıla göre düşme var ve fakat yine çift hane devam ediyor.2004 yılında TÜFE oranı tek haneye gerilemiş ve yüzde 9.3 olmuştu. 14 yıldır enflasyon kronik yapı kazandı. Bazı yıllar yüzde 10'un altına iniyor. Bazı yıllar üstüne çıkıyor.
Aslında 2018 bütçesi enflasyon bütçesidir. Cari harcamaların payı yüksek, yüzde 39.25'tir. Yatırımların payı ise yüzde 11.03'tür. Bu enflasyon bütçesi üstüne şimdi bir de seçim ekonomisi geldi. Bütçenin 2018 açık hedefi 66 milyar liradır. Üstüne seçim popülist harcamaları da geldiği için bu açık takriben 90-100 milyara çıkar. Muhtemelen borçlanma sınırı artar. Bu sonuç enflasyon için baskı demektir.Kaldı ki yalnızca kamu değil, seçim nedeniyle partilerin ve adayların harcamaları da artar. Talep artışı da enflasyon baskısı yaratır.Ayrıca kamu cari harcamaları ile yatırım harcamaları arasında optimal bir denge olması gerekir. Söz gelimi öğretmene maaş veriyorsun, buna karşılık okul yatırımın yok. Öğretmen atıl kalır. Kaynak israfı olur. Verimlilik düşer. Düşük verimlilik enflasyon yaratır. Üretimde maliyet artışı var. Kur artışı ayrıca petrol fiyatlarının artışı, üretim maliyetlerinin yüksek kalmasına neden oluyor.Nisanda ÜFE oranı TÜFE oranından daha yüksek çıktı. Demek ki maliyet artışı perakendeye de yansıyacak ve önümüzdeki aylarda da TÜFE artacaktır. Geçen sene Nisan ayında yıllık çekirdek enflasyon yüze 9.42 iken bu sene yüzde 12.4'e yükseldi. Çekirdek enflasyon, fiyatları etkileyen geçici faktörlerin arındırılması sonucunda fiyatlar genel düzeyindeki artışı gösterir. Çekirdek enflasyonun geçen seneye göre yüksek çıkması da, enflasyon eğiliminin artış yönünde olması demektir.
Sonuç olarak, enflasyon istikrarsızlık demektir. Yatırımlarda belirsizlik yaratır. İşsizlik artar. Gelir dağılımı bozulur. Buna rağmen ekonomik istikrar seçim popülizmine kurban ediliyor. Tercümesi bir kişinin kazanması için 80 milyon zarar görüyor.
...***
Bülent Falakaoğlu, 4 Mayıs tarihli Evrensel gazetesinde, “Enflasyon yükseldi dolar rekor kırdı: Cebimiz boşalıyor!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hükümetin, ‘Bugün düşecek’, ‘Olmadı yarın düşecek’ dediği enflasyon artışını sürdürüyor.Mart ayına göre enflasyon yüzde 1.87 oranında arttı.Mart’ta yüzde 10.23 olan yıllık enflasyon nisan ayında yüzde 10.85’e yükseldi. Bu sefer ki günah keçileri: Giyim ve ulaştırma ‘Baz etkisi’ denen bir avantaj vardı, lakin umulan olmadı! İlk üç ayda olmamıştı, ‘Belki nisanda tek hane görülür’ umudu da zaten geçen ay yapılan enerji zamları ile döviz kurlarındaki artış ile bitmişti.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Mayısla birlikte artık baz etkisi sona erdi.Üstelik ramazan geliyor.Süreç aleyhe işleyecek. Enflasyon yükselecek hayat pahalılaşacak! Beklentilerin üzerinde gelen enflasyon verileri sonrası kurlar adeta coştu. Güne 4.16 seviyesinde başlayan dolar kuru verilerin açıklanması ile 4.2487 TL ile tarihi rekorunu kırdı.
Avro ise yeniden 5 TL’nin üzerine çıktı.
4 TL’ye düşer mi denen dolar kuru artık 4.20 TL’de hareket ediyor.
İki yılda dolar kuru yüzde 33 değer kazanmış. Başka bir ifade ile ücret ve maaş ile geçinen sabit gelirlilerin gelirleri dolar cinsinden eridi.
Sadece dolar üzerinden değil erime.
Memura ve emeklilere ilk 6 için yapılan yüzde 4’lük zamlar da eridi. Zira ilk dört ayda enflasyon yüzde 4.69’u buldu ve yapılan zam oranını aştı.Üstelik günlük yaşam çok daha ağırlaştı.İnsanlar yaza sıcak bir merhaba diyemedi.
Kurlar yükseliyor. Kurlar yükseldikçe de, üretim ithalata bağımlı olduğu için, üretim maliyeti artıyor, fiyatlar yükseliyor.
Üretim enflasyonu aylık yüzde 2.60 oranında artarak yıllık bazda yüzde 16.37’yi buldu. Bunlar ileride mal ve hizmetlere zam olarak yansıyacak.
İmalat sanayi maliyetleri aylık yüzde 2.8 artarak, aylık tüketici enflasyonu yüzde 50 katlamış durumda.
Böylesi bir durumda hayat pahalılığı kaçınılmaz! Belirtmek gerekir ki bu canavarı hükümet yarattı. Enflasyonun artmasında yurt dışı etkenlerin yanı sıra hükümetin uygulamalarının büyük payı var. Hükümet ‘çok milliyim’ diyor ama Merkez Bankası ‘Hayır üretimi dışa bağımlı hale getirdin’ diyor. Hükümet ihracatta ‘Rekor kırdık’ diye övünüyor! Lakin ithalat artışı ihracat artışının önünde koşuyor.