Mayıs 07, 2018 13:29 Europe/Istanbul

Yenişafak: İki yeni destek geliyor

Yeniçağ:

İYİ Parti'den çok sert açıklama: Akan her damla kanın sorumlusu Bahçeli'dir!

Cumhuriyet:

Erdoğan’dan hep ertelenen vaatler

 

Aydınlık:

Karamollaoğlu 100 bini buldu imzalar Perinçek’e yöneldi

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

 

...***

Orhan Bursalı 6 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘7 seçim kaybetti, iktidarı istemiyor’ propagandası”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“CHP kurultaylarında sürekli izlediğim Muharrem İnce, büyük bir mücadeleci yapıya sahip bir siyaset insanı. Cumhurbaşkanı adayı olarak kariyerinin tepe noktasına ulaştı. CHP’ye alanlarda meydan okuyacak, rakiplerinin dillerini çok iyi konuşacak, polemikse dibine kadar yapacak yüksek enerjili bir aday gerekiyordu. Kılıçdaroğlu uzun süre önce aday olmayacağını açıklamıştı. Onun yerine süreci yönetmeyi üstlendi ve gelinen nokta gerçekten başarıdır. Böylece AKP’ye karşı meydan okuyacak yeni bir ses olarak İnce, CHP’nin ve Kılıçdaroğlu’nun “en önemli savaşçısı” olarak meydanlara çıktı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

AKP, asla anlayamayacağı bir kültürle karşılaştı. “Lider dediğin her şeyi yapar” anlayışı, kolektif başka irade ile karşılaşınca, çuvallıyor. On paralık yorumlar ileri sürülüyor: “Kılıçdaroğlu, partideki konumunu kaptırmamak ve harcamak için İnce’yi aday yaptı. Nasılsa kazanamayacak.. CHP’nin hiçbir zaman iktidar olma meselesi olmadı.. İşleri güçleri Erdoğan’ı başkan yaptırmamak için uğraşmak..”

Üstelik bu yorumları akademik unvanlı, ama esas işi iktidar propagandası yapmak olanlar da servis ediyor ve hepsi tek ağızdan konuşuyor. Belli ki CHP’yi aşağılama programı ellerine verilmiş.

Kılıçdaroğlu’nun “koltuğu yitirmemek” diye bir sorunu var mı? En iyisini kendisi bilir şüphesiz. Ama düşüncem: Gerektiğinde bırakır.. Ayrıca parti iradesi şüphesiz ki tamamen delegeye ipotek edilmemiştir. Delege, zamanı geldiğinde güçlü bir lider değiştirme iradesini geçmişte gösterdi.. Ayrıca delege son iki kongrede, Muharrem İnce’yi başkanlığa getirebileceğinin güçlü işaretlerini verdi ve Kılıçdaroğlu da bunu net gördü.

Bir partinin “iktidar olmamak için” var olduğu görüşünün, hiçbir siyasette karşılığı yok. Bu sadece ucuzun da ucuzu bir polemik, ancak konuyu anlayamayacak, sallama başlar için uydurulmuştur ki onlar da günlük hayatta başkalarına bir malmış gibi bunu satabilsinler.

Tıpkı, Kılıçdaroğlu’nun 7 seçim kaybettiğini dillerine yapıştırmaları gibi.

Bir siyaset analizcisi, seçimleri ve sonucunu değerlendirirken, ülkenin, iktidardaki partinin dinamiklerine bakar. Bir ana muhalefet partisi uzun süre seçimi kazanamayabilir. Bu kendisinden çok, kendi dışındaki olgulardan kaynaklanır. AKP’yi iktidardan düşürecek dinamiklerin olgunlaşması diye de bir mesele var!

CHP daha önce de seçimleri kazanıp tek başına iktidar olamamıştı! Bunun yakın tarihsel nedenlerinin uzun analizi gerekir.

AKP bir “bütünleşik parti”dir. Türkiye’nin siyasi partiler yapısı bu iktidardan önce merkez ve sağ partiler olarak çok parçalıydı. Hepsi, Türkiye ile birlikte o zamanki merkez sağı da çökertti ve siyasi boşluktan AKP adım adım birleşik güç olarak yükseldi.

Bugün AKP dışında Saadet ve İyi Parti yeni yeni filizlenmeye çalışmakta. İktidarın en çok korktuğu bu filizlenmedir. Yoksa CHP değil! Ayrıca AKP yeni seçim yasası ile başkalarına hazırladığı tuzağa düştü ve seçimleri kaybetme riski ile karşı karşıya bulunuyor.

...***

İhsan çaralan, 6 Mayıs tarihli Evrensel gazetesinde, “‘Seni cumhurbaşkanı yaptırmayacağız’, yeniden...”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Demirtaş, bir buçuk yılı aşkın bir zamandan beri cezaevindedir. Ama sıcak siyasetin içinde olmaya da devam etmeyi başarmıştır. Bu yüzden bir sorun yoktur. Ancak seçim meydanlarında kurulan kürsüleri ve medyayı çok iyi kullanan bir kişilik olarak Erdoğan ve AKP propagandasının “Kimyasını bozacak” yeteneğe sahip Demirtaş’ın “saha”da olmaması, elbette HDP için olduğu kadar tüm muhalif güçler için de bir kayıptır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Buna rağmen Demirtaş fiziki olarak “saha”da olmasa da, Demirtaş etrafında yürütülecek kampanyanın katılımcılarının daha çok, daha planlı ve daha yaratıcı bir çalışma ile onun yokluğunu en aza indirmesi mümkündür.

Elbette seçim sadece cumhurbaşkanı seçiminden ibaret değil. 24 Haziran’da 81 ilden 600 milletvekili de seçilecek.

İçinden geçtiğimiz koşullar, milletvekili seçiminde galip çıkmayı cumhurbaşkanlığı seçimini “Erdoğan’ın kaybetmesi” kadar önemli kılıyor. Dahası sistem partileri yüzde 10 barajını yaptıkları “ittifaklar”la kendileri için kaldırırken, barajı sadece HDP için engel haline getirmiş bulunuyorlar.

Seçimde HDP’ye destek elbette Kürt halkıyla dayanışma, onun “eşit hak” talebine verilen bir destektir ve önemlidir. Ama aynı zamanda HDP’nin baraj altında kalması durumunda, AKP-MHP ittifakı en az 70-80 milletvekili daha çıkaracaktır. Ki, bu durumda AKP oyları yüzde 30’lara bile düşse, AKP’nin Meclis çoğunluğunu ele geçirmesi işten bile değildir. Dolayısıyla HDP’nin barajı aşmasının sadece HDP için değil, tüm muhalif güçler için büyük önemi vardır.

İçinden geçilen koşullar; “boykot”, “Oy vermeme”, “Oy verilmeyecekleri tarif etme” gibi ayak sürçmelerine izin vermeyecek kadar ciddidir. Çünkü bu tür gerekçelerle HDP ve Demirtaş’a destekten geri durmak, niyetten bağımsız da olsa, Erdoğan-Bahçeli ittifakına, olmadı diğer sistem partilerine destek anlamına gelmektedir.

...***

Adnan Nacir, 6 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, “Seçim ve geçim”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Normal süresine uyulsa 2019 yılında yapılacak olan Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin 24 Haziran 2018 tarihine çekilmesinin muhtemelen pek çok sebebi var.İlik nakli yapılmış cübbelerle işlenen hukuk cinayetleri, keyfi işletilen ve muhalif fikirli insanları sindirmek için kullanılan OHAL rejimi, içeride ve dışarıda günü birlik değişen politikalar ve dost/düşman tanımı, liyakat değil yakınlık ve sadâkat gözetilerek doldurulmuş kadrolar, bir türlü dikiş tutturulamayan eğitim sistemi, tıkanma noktasına gelen sağlık sistemi gibi devlet işleyişini olumsuz etkileyen durumlar, bütün vatandaşları ilgilendirdiği halde herkesi aynı anda ve aynı şekilde rahatsız etmiyor olabilir.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Kimi “Bana dokunmayan OHAL bin yaşasın” diyebilir, parası olan özel okul ve hastaneleri kullanarak kaçabilir, memuriyetle ilgisi olmayanlar liyakat ihlâllerini umursamayabilir mesela... Ancak dövizler fırlar, faizler yükselir, işsizlik ve enflasyon oranları patlar ve borsa çakılırsa, işte bunları hissetmeyecek kimse kalmaz.

2018 itibarıyla 60 milyar dolar civarlarına dayanan cari açık, 500 milyar dolara yaklaşan dış borçlar, düşen kredi notlarımız, kısa zamanda tek haneye inmesi zor görünen enflasyon, türlü oyunlarla maskelenmeye çalışılsa bile bütün zamanların en yüksek değerine ulaşan işsizlik oranı, 20-25 yıl sürelerle kullanım-geçiş garantisi verilmiş, köprü, otoyol, tünel, havalimanı ve hastane gibi altyapı projeleri, değil sadece bugünü, önümüzdeki belki 20 yılı kapsayan dönemde kolayca tamir edilemeyecek ekonomik arızalardır. Hele de satılacak herhangi bir kamu işletmesi de kalmamışsa... Erken seçimi dillendirip karar alınmasını sağlayanlar, ülkenin 2019 Kasım’ına kadar dayanacak gücü olmadığını ifade etmişlerdir. Seçimi kim kazanacak olursa olsun, işi kesinlikle kolay olmayacak ve faturasını millet olarak hepimiz üstleniyor olacağız.

Kısa vadede iktisadî çözümler bulmak için yerin altında bulacağımız ve değeri yüksek bir maden işe yarayabilir. Ya da, uzay madenciliği işine girebiliriz, ama onun için de yüksek teknoloji gerekiyor ve oldukça yüksek masrafları var. Değerli madenler barındıran gök cisimlerinin ülkemiz semalarından düşmesini bekleyebiliriz ki, bugüne kadar Sarıçiçek Köyü haricinde fazla bir örneğine rastlamadık. “Göklü ve millî” servetin gelip gelmeyeceği ya da ne zaman geleceği belli değil. Bir diğer çıkış yolu da katma değeri yüksek ürün/hizmetler bulup ihraç etmek. Bugün piyasa değeri Türkiye’nin ve pek çok ülkenin toplam milli gelirine eşit ve hatta daha yüksek olan yazılım/mobil uygulama şirketleri dünyada mevcuttur. Bunu başarabilmenin yolu da bilimsel ve teknik kapasitesi yüksek kadrolar yetiştirmek ve bu insanlara gerekli kolaylığı sağlamaktır.