Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: Merkez bankasından dolara hamle
Cumhuriyet:
İnşaatta iflasın itirafı
Yeniçağ:
İmzalar gelmeye devam ediyor
Evrensel:
Muharrem İnce: İzin çıkarsa Demirtaş ile de görüşeceğim
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Orhan Bursalı 7 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Evet, kazanabilirsiniz!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
““Millet İttifakı” partilerine, Saadet’e, İYİ Parti’ye ve CHP’ye sesleniyorum: Evet, kazanabilirsiniz! Aklınızda ne var öncelikle, milletvekilliği mi? Tamam, bu ittifakla, milletvekilliklerini garantilediniz, Meclis’e girdiniz, orada siyasi olarak var oldunuz, gönüldaşlarınızı da mutlu ettiniz, oyları iradeleri Meclis’te ses bulacak. Barajı yüzde 10’da tutarak, sadece kendisine ittifak yolu açılacağını sanan AKP/MHP, karşılarında bir de “Millet İttifakı”nı bulunca derin hayal kırıklığı yaşıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Neymiş? Bu rakip ittifakın tek amacı RTE’yi iktidardan düşürmekmiş! İktidar olmak değilmiş! Zaten ne programları varmış ne de iktidara gelince yapacakları bir iş... Hepsini zaten AKP’yi yapmış, yapıyormuş, onlara yapacak ne kalmış..
Muhalefetin düşüncesi şuymuş: “Varsa yoksa RTE iktidardan düşsün de, gerisi ne olursa olsun!” AKP liderleri bunu söylüyor, zaten yandaşları ekranlarda ve köşelerinde uzun zamandır bunu yazıyor. Ekliyorlar: Ne istiyorsunuz RTE’den!
AKP’nin = RTE demek olduğunu söylüyorduk. Erdoğan’sız bir AKP sizler de asla düşünemiyorsunuz. Belki de haklısınız.
Cumhurbaşkanı’nın gücü de buradan geliyor. O varsa siz de varsınız. Bu nedenle Erdoğan ile iktidar özdeşleşmiştir. AKP mi iktidar, Erdoğan mı? Binali Bey “Bedelli askerliği düşünebiliriz” diyor. Hemen yalanlama geliyor: Zamansız ötmemek lazım, hele şu seçimler bir geçsin! Fakat Binali Bey de haklı, yüz binlerce genç de parasını vererek askerlik yapmama ayrıcalığını satın almak istiyor.. Bunların da epey oyu varsa!
RTE ne demiştir: Yahu ne diyor şu Binali de!
Muhalefetin de Erdoğan’ı hedef almasından, ona yüklenmesinden daha doğal ve normal ne olur ki!
“İşiniz gücünüz Erdoğan..” İktidar demek Cumhurbaşkanı demek, Binali Bey’i, diğer bakanları, parti ve hükümet sözcülerini hedef alacak hali yok muhalefetin.
Erdoğan=AKP olduğuna göre, “Erdoğan’ı devirmeye çalışmak, iktidarın el değiştirmesi” demek oluyor..
İktidar olmak mı niyetiniz yoksa Meclis’e milletvekili sokmak mı? Biliyorsunuz, iktidar olmak, Cumhurbaşkanlığı’nı almaktan geçiyor! Meclis’te güçlü olmak, Cumhurbaşkanlığı’nı da iyi denetlemek anlamına geliyor. Tabii Yasama Meclisisiniz aynı zamanda! Bu ittifak Cumhurbaşkanlığı’nı da alabilir ve iktidar olabilir..
Yoksa, “Bunu beceremeyiz, Erdoğan yeniden seçilir, biz şimdilik Meclis’le yetinelim” görüşünde misiniz? Muharrem İnce’ye sormuyorum şüphesiz! İkinci tura kalırsa seçimler, ki önemli bir olasılık bu, iktidar olabilirsiniz! Bir özel yabancı şirketin yaptırdığı ciddi bir araştırmanın sonuçları, AKP-MHP’yi yüzde 45 olarak görüyor! Böyle gerçekleşirse ilk tur, ikinci tur iktidar kapılarını açabilir. İkinci turda, şüphesiz ki ittifak yeniden kurulacak.
En çok oyu alan Başkanlığa ve ittifakın unsurları da başkan yardımcılıklarına...
Hükümete, programa, yapılacaklara hepsine hazır olmalı muhalefet. İktidar olma heyecanı duyarsanız, bunu seçmenlerinize iletebilirseniz, umut ederseniz, gerçekleştirebilirsiniz.. Şüphesiz HDP’li seçmenlerin de oyun alanında olmasıyla.. Türkiye’nin demokratikleşmesinden en çok yararlanacak olan şüphesiz ki HDP olacak..
...***
Remzi Özdemir, 7 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kötü ekonomi ve bankalar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“AKP'nin ekonomi politikasını üç kelime ile açıklayabiliriz:Banka, borsa ve inşaat!15 yıllık iktidarında Türkiye'de iyi olan sadece bu üç sektör var.Bankacılık sektörünün kârı AKP ile birlikte adeta patladı. Borsadaki payları ile yüzde 70'e yakını yabancı kontrolüne geçti ve bankalar Türkiye'de büyük paralar kazandı. AKP'nin güçlü ekonomi anlayışı hep "güçlü ve kâr eden banka" imajına dayanıyor. Bu nedenle bankaların Türkiye'de yaptıkları her şeye göz yumdu bu iktidar.Dünyada olmayan bir bankacılık modeli türedi.Dünyanın en saygın mesleği, bu 15 yılda tencere-tava satıcılığına dönüştü.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Eğitimin ve liyakatin hiçbir önemi kalmadı. Bankacı kredi kartı ve sigorta satsın, cami önünde, kahvelerde ve hatta evlerde emekli maaşı bulsun, bir de vatandaşın parasını vadelide değil de vadesizde tutacak yalanı söylesin yeter."Bugün bankalar şubede personel tutmuyor. Şubeye gelen zaten geliyor önemli olan sokaktan bulmaktır" mantığı ile zorunlu ziyaret hedefi koyuyor. Türkiye'de bankalar kredi almaya gelen insanlara zorla ve bazen de habersizce sigorta satıyorlar.10 bin lira kredi almaya gelen vatandaşa bir değil 3 tane sigorta zorla kesiliyor.Bu konuda hem BDDK hem de Hazine Müsteşarlığı hep sustu.Bunun tek bir nedeni var Türkiye'de bankaların istedikleri gibi at koşturmalarıdır.Cuma günü itibarıyla açıklanan bir istatistik var. Bankaların faiz geliri bir önceki yıla göre yüzde 33 artmış.Peki nerede kaldı kürsüde bankalara faiz çıkışı yapan politikacılar ve yöneticiler?Kürsüde bankalara bağıranlar oradan indikten sonra söylediklerini unutuyorlar. Eh böyle bir ortamda da bankalar "durmak yok yola devam" diyor tabii ki. Birçok şirket batıyor, vatandaş borcunu ödeyemiyor, Türkiye'nin en büyük şirketleri borç yapılandırma istiyor ama bankaların 2018 ilk çeyrek bilançoları adeta kâr fışkırıyor. Kimi bankanın kârı bir önceki döneme göre yüzde 20, kiminin de yüzde 30 artmış.Türkiye'de hangi sanayi kuruluşu ya da kimin kârı bir dönemde yüzde 30 artmış söyleyin?Türkiye fakirleşirken banka patronları büyük paralar kazanıyor.Bunu da hükümetin bankalara tanıdığı esneklikten sağlıyor.Tıpkı borsa ve inşaat sektöründe olduğu gibi.
...***
Cevher İlhan, 7 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, ““Millet ittifakı””başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“On altı senedir tek başına iktidarında 12 Eylül darbesinden kalma yüzde 10 seçim barajını kaldırmayan AKP’nin, küçük ortağı MHP’nin “baraj”a takılmaması adına gece yarısı operasyonlarıyla Meclis’ten geçirdiği “ittifak yasası”yla kurulan “cumhur ittifakı”na karşı muhalefetin demokratik parlamenter sisteme geçişi esas alan “millet ittifakı”nın “iktidar cephesi”-nin kimyasını bozduğu her haliyle görülüyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
AKP’ye iş yapan araştırma şirketlerinin anketlerinde dahi “cumhur ittifakı”nın oy oranının yüzde 42-43’te kaldığı vetirede, muhalefetin “seçim ittifakı”yla işbirliğine gitmesiyle iktidar cenâhının “baskın seçim” oyunu bozuluyor; hesapları altüst oluyor. Türkiye’nin başta ekonomi ve dış politika olmak üzere çıkmaza girdiği itirafıyla “mecburen” iki ay içinde apar topar gidilen “baskın seçim” sath-ı mâilinde iktidar cephesi sözcülerinin “benzemezler ittifakı”, “ilkesizler ittifakı” türü ölçüsüzce ve seviyesizce karalamaları bunun dışavurumu.Oysa “demokrasi ittifakı”nı yapan söz konusu partiler, 16 Nisan referandumunda, demokratik sistemi tümüyle devre dışı bıraktıran, cumhurbaşkanına Meclis’i feshettiren, devlet harcamalarını denetleme ve bütçeyi yapma yetkisini Meclis’ten alan, tek başına cumhurbaşkanı kararnâmesiyle Meclis’in yasama yetkisini gasbeden, yargıyı parti genel başkanı olan cumhurbaşkanına bağlayan “cumhurbaşkanlığı hükûmet modeli” paravanındaki “tek adamlık otoriter sistemi”ne karşı çıkmışlar; demokratik parlamenter sistem içinde Meclis’in yasama yetkisinin iâdesini, yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını savunmuşlardı.Nitekim, son “seçim ittifakı” ve işbirliğini de bu temel esaslar üzerinde kurmaktalar. “Millet ittifakı”nın “temel ilkeler deklarasyonu”nun başında parlamenter sisteme dönüşle “tek adamlık yönetimi”ne karşı katılımcı demokrasi, adalet, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ekseninde kuvvetler ayrılığı, kutuplaşma ve ayrıştırma siyasetine karşı uzlaşmayla bütünleşme ve “ekonomide âdil paylaşım”ın olması önemli. “Millet ittifakı” “seçim işbirliği”yle, yüzde on antidemokratik barajın aşılmasının yanısıra Meclis’te öncelikle salt çoğunluğun sağlanması ve ârızaları giderilmiş demokratik parlamenter sisteme geçişin önünün açılması hedefleniyor. Öncelikle barajı aşan partilerin, aşamayanların oylarını gaspıyla millî irâdenin doğru tecellisinin engellendiği çarpık tablonun önüne geçiliyor. 16 Nisan 2017 referandumundan bu yana fiilen uygulanan, yürütmenin yanısıra yasamayı ve yargıyı güdümüne alan tek adam yönetiminin tahribatını tâmir etmek, demokratik parlamenter sisteme geçişi sağlamak büyük ehemmiyet taşıyor.