Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: YSK 'Millet ittifakı' ile ilgili kararını Verdi
Aydınlık:
Dolar tekeli dünyayı tehdit ediyor
Yeniçağ:
İnce Akşener ile görüştü
Yenişafak:
Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndan ABD'nin çekilme kararına tepki
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Çiğdem toker, 8 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Ziraat AKP’nin arka cebi midir?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hükümet talimatlı konut stoku azaltma operasyonunun gerekçesine bakın: Sektördeki “çarklar” tekrar dönmeye başlayacakmış. Başbakan Yıldırım’ın bahsettiği “çarklar”ın kime ait olduğunu merak etmemek mümkün değil. Başındaki, Türkiye Cumhuriyeti kısaltması olan T.C. ibaresini fazlalık bulup atmış olan Ziraat Bankası’nın ilgi alanına konut, gayrimenkul, emlak alanında faal, iktidara yakın müteahhitlik şirketlerinin daha fazla girdiği malum.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Haliyle Ziraat’ın “çarklarını” döndüreceği konut sektöründen yararlanacak olanlar, bir zamanlar hedef kitlesi olan “kamu” değil, yapılı porselen dişleriyle pozlar veren, futbol kulüplerine sponsor olan bir avuç konut müteahhidinin olması yüksek ihtimaldir.
Başbakan Yıldırım’ın bu talimatı geçenlerde açıklanan “genel kurul ertelemesine” de ışık tutmuş bulunuyor.
Meraklısı, OHAL rejimi altında Türkiye Varlık Fonu’na (TVF) devredilmiş bulunan Ziraat Bankası’nın geçen haftalarda yapacağı 2017 yıllık olağan genel kurulunun, 24 Haziran seçimleri sonrasına bırakıldığını hatırlar.
Ziraat’ın 2016 yılı genel kurulu da ertelenmiş, o da zamanında yapılmayarak 16 Nisan referandumu sonrasına bırakılmıştı. Eğer Ziraat Bankası’nın 2017 yılı genel kurulu zamanında yapılmış olsaydı, bütün denetim raporları gündeme gelerek okunacaktı.
Ziraat Bankası genel kurulunu seçim sonrasına bırakarak, hem Doğan Grubu’nun Demirören’e devri sırasında yine hükümet talimatıyla sağlandığı söylenen krediyi “görünmez” kıldı, denetimden kaçtı. Bunlara ek olarak da genel kurulun ertelendiği süre zarfında da şeffaf olmayan operasyonların daha kolay yapılmasına zemin hazırlanmış oldu.
Dolayısıyla genel kurulu ertelenmiş, dolayısıyla denetim raporları okunmamış, tartışılmamış, dahası kamu sermayesi özel bir şirkete devredilmiş Ziraat Bankası’nın “stok eritme” göreviyle yaptığı/yapacağı işlemler, bankacılık teamülleri açısından belirsiz bir döneme girecektir.
Bitirirken, Ziraat Bankası’nın 2016 yılı Sayıştay denetim raporunda, banka nezdinde yüzlerce milyon TL riski bulunan birkaç şirket hakkında, belli işlemler yapılması için zaten önemli “tavsiyeler” yer aldığını not düşelim.
Başından T.C’yi atsa, Hazine payını Varlık Fonu’na devretse de Ziraat Bankası, AKP’nin arka cebi olamaz, olmamalı.
…***
Cevher ilhan 8 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, ““İktidar cephesi” tedirgin”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
““Süper baskın seçim” öncesinde kotarılan “cumhur ittifakı” dayatmasıyla âdeta AKP’ye “iltihak” eden ve yüzde üç-dörtlerde kaldığı belirtilen MHP’ye sıfırlatılan “yüzde 10 baraj”ı aşamayan partilerin oylarını gaspla millî irâdenin doğru tecellisinin engellenmesi ve iktidar cenâhının bir defa daha kazanması hedelenmişti.Ne var ki, iktidarın “çok partili siyasi sistemi” yeniden “tek parti” ve “tek adam rejimi” ne dönüştürme ameliyesine karşı, muhalefetin -CHP, İyi Parti, SP ve DP’nin-yeni bir anayasa ile kuvvetler ayrımına, hukukun üstünlüğüne, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına dayalı parlamenter demokratik sistemi, hak ve hürriyetleri ve Meclis’in güçlendirilmesini esas alan “millet ittifakı”, bu planı zora soktu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor.
…***
Bundandır ki, iktidar cânibince yine devlet imkânlarının tepe tepe kullanılmasıyla, AKP Genel Başkanı olarak Cumhurbaşkanı’nın ve vekili Başbakan’ın konuşmalarının onlarca televizyonda saatlerce canlı yayınlanmasıyla kamuoyu yine manipüle edilmeye çalışılıyor.
Yine bunun içindir ki “fren tutmayıp artan döviz fiyatları” ndan, “makro ekonomideki belirsizlikler”le ekonomik çöküşten, “Suriye ve Irak merkezli hâdiselerde savaş senaryoları” yla dış politikadaki çıkmazdan yakınan ve jet hızıyla “zorunlu seçim” kararı alan iktidar on beş yıldır tek başına iktidarda değilmiş gibi muhalefeti suçluyor. OHAL baskısı altında, “evet” propagandasına karşı “hayır” demenin âdeta yasaklanıp “suç” haline getirildiği müdahalelerle ve “mühürsüz zarflar”la muallel 16 Nisan referandumunda iktidar baskısıyla muhalefetin önünün kesme senaryoları bir kez daha devreye sokuluyor. Kamu kurumlarının, iktidar belediyelerinin, muhtarların seferber edilmesiyle kamuoyu manipüle edilmeye çalışılıyor. Panoların, bilbordların yüzde 99’unun “evet” reklâmlarıyla doldurulduğu, “hayır” yazan bir-iki afişin gün ortasında kesildiği müdahaleler tasarlanıyor. Memur ve öğrencilerin tâlimatlarla iktidar mitinglerine götürülüp siyasilerin alkışlatıldığı “tarafgirane seçim” provaları yapılıyor. İktidar sözcülerinin hakaretâmiz yakıştırmaları, Başbakan’ın “şer odakları ittifakı” yaftası ve Cumhurbaşkanı’nın miting meydanlarında, “birileri fitne fesat kaynatıyor” diyerek “millet ittifakı” nı büyük bir öfke ile “oyun ve tezgâh” olarak karalayıp, “münafıklar çetesi” tahkiri ve tepkisi cabası.
Özetle, demokrasiyi ve hukuku ifna eden, seçimlerin meşruiyetini, hakkaniyeti, adâleti, eşitliği berhava eden, sandık güvenliğini muallel hale getiren oldu bittiler yeniden piyasaya sürülüyor. Belli ki Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın İyi Parti’nin seçimlere girebileceğini bildirmesine rağmen, YSK’nın “saray ittifakı” hesabına bu partiyi seçime sokmama” kumpasını, ana muhalefetin on beş milletvekiliyle grup kurdurarak aştırması, “iktidar cephesi”nde büyük travma meydana getirmiş. Özellikle AKP-MHP dışında “millet ittifakı” ekseninde Meclis çoğunluğunun sağlanacağına dair tahliller, “iktidar cephesi”ni ciddi şekilde tedirgin etmiş. Ancak “cumhur cephesi”nin agresif sert söylemler savurarak kutuplaşma üzerinden siyasî rant devşirme itiyadıyla sürdürdüğü garabetli çarpıklıklara karşı, millet irâdesinin bütün antidemokratik bâdireleri aşıp tuzak ve tezgâhları boşa çıkaracağının emâreleri gün geçtikçe kuvvetleniyor.
…***
Esfender korkmaz, 8 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Seçim, riskleri artırdı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Erken seçim ekonomik istikrarı altüst etti. Bunun temel nedeni popülizmdir.2018 bütçesi zaten bir popülist bütçe olarak hazırlanmıştı. Bütçede seçim harcamalarını da içine alan cari transferlerin payı yüzde 39, buna karşılık yatırım ödeneklerinin payı yüzde 11'dir.66 milyar lira olan bütçe açığı, seçim popülizmi nedeniyle 90 milyar liraya çıkıyor.Öte yandan her seçimde vergilerde yeni bir düzenleme yapılıyor. Vergi sistemi yalama oldu. Vergi afları, vergiye karşı vergi mükellefinde tepki oluşturuyor. Hem vergi mükellefleri arasında haksız rekabet ortaya çıkıyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Vergi kayıp ve kaçağı artıyor.Yetmedi, siyasi iktidar ve Cumhurbaşkanı Erdoğan, muhalefeti ''Münafıklar çetesi" olarak suçluyor. Gerçekte ise muhalefet bu toplumun en az yarısını oluşturuyor. Bu durum toplumda ayrışmaya ve tepkiye neden oluyor. Elbette ki ekonomik istikrarı da olumsuz etkiliyor.Ekonomik sorunların barometresi sayılan döviz kurları, yüzde 22 oranında daha değerli hale geldi. Reel kur olarak şimdi bir doların 3.20 olması gerekirdi.Merkez Bankası kur artışını frenlemek için Rezerv Opsiyonu mekanizması kapsamında döviz imkan oranı üst sınırını yüzde 55'ten yüzde 45'e düşürdü. Bu yolla döviz arzı 2 milyar dolar arttı. Karar sonrası dolar, 4,26 seviyesinden gerileyerek 4,25'in altını gördü ancak öğleden sonra tekrar 4.26'nın üstüne çıktı. Kur artışının enflasyonu artırması yanında daha da önemli olan, iki acil sorun yaratıyor: Birisi dış borç riskinin artmasıdır. Diğeri de ekonominin kan damarları olan bankalarda sorun çıkma riskidir.Türkiye'nin Kredi Risk Swapı (Credit Default Swap-CDS) diğer ülkelere göre daha yüksektir. Kur artışı ile birlikte de artmaya başladı.CDS, dış borç riskinin sigortasıdır. Kredi temerrüt sigortası gibidir. Dış borcun ödenmemesi durumuna karşı uluslararası bir sigorta yöntemidir. Geri ödeme riski yüksek olan ülkelerin CDS'si de yüksek olur.Riskli ülkelerden Brezilya 184, Rusya 140 iken, on gün önce 195 olan Türkiye'nin CDS'i dün 225 oldu.Bankalara gelince...Fitch, Türk bankalarının dış borcunun 172 milyar dolara çıktığını, bu borcun kalan vadeye göre 96 milyar dolarının bir yıl ve daha kısa vadeli olduğunu hesaplıyor.Bu durum bankaların dövize ihtiyaçları olduğunu ve artan kurların ilave yük getirdiğini gösteriyor.Sorunlu kredileri artarsa bankalar sıkıntı yaşayabilir.
Seçim popülizmi enflasyonla mücadeleyi de engelledi. İşsizliğin artmasına da aynı popülizm neden oluyor. Evde oturanlara para değil iş dağıtmak önemlidir.Çözüm nedir? Seçime kadar siyasi iktidar popülizm dışında farklı bir uygulamaya gitmez. Risk daha da artar. Yani siyaset için her şey mübahtır anlayışının çözümü yoktur.