Türkiye'den köşe yazarları
Yeniçağ: Bahçeli'nin af önerisine Başbakan Yıldırım'dan yanıt!
Cumhuriyet:
Anket şirketi ANAR'dan 'Erdoğan'ın oy oranı yüzde 55'' haberine yalanlama
Yenişafak:
Hükümetin gündeminde Af yok
Milli gazete:
Gezici, ilk kez oy kullanacak olanların yüzde 70'inin Recep Tayyip Erdoğan'a oy vermeyeceğini söyledi.
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Aydın Engin, 13 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Acep seçimi Reis kazansa daha mı iyi?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ekonomiden iyi anlayan, yargısına, çözümlemelerine, değerlendirmelerine, öngörülerine güvendiğim; beni hiç yanıltmadığı, vardığı sonuçlar hep doğru çıktığı için duraksamadan güvendiğim bir arkadaş-meslektaşla sohbet ettim. Adını sormayın. Hem reklam olmasın hem de çalıştığı medya kurumundan “Vay sen Cumhuriyet’teki o heriflere bilgi mi veriyorsun” diye kapının önüne konmasın... Aslında derinlemesine bir iktisat dersi almak niyetinde filan değildim. Sadece AKP Reisi’nin Ekonomi Bakanı’nı soracaktım.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hani şu akıllara zarar cümleyi kuran, “Şu anda ekonomimiz ihracat, istihdam, yatırımlar, turist sayısı ve makro ekonomik göstergeler itibarıyla oldukça sağlam adımlarla ilerliyor. Tüm bu olumlu gelişmelere rağmen kurda yaşanan artışı kabul etmiyorum” diyen Ekonomi Bakanı’nı...
Koskoca bakanın bir bildiği vardır herhalde. Merakım, acaba dolar kuru artarken “ekonomi bakanı kardeş, doların değerini biraz artıracağız kabul ediyor musun” diye soruyorlar mı? Benimki kıs kıs güldü. Ardından “Sen asıl cümlenin baş tarafına bak” diye ekledi.
Türkiye ekonomisi tümüyle çöküp dibe vurmadan ancak uzun erimli, çok sabırlı ve hepimizin çok zorlanacağı bir toparlanma süreci yaşamak zorunda. AKP Reisi yönetiminde ülke ekonomisinin aldığı derin ve ölümcül yaraların sağaltılması öyle üç beş günün işi değil ve kimsenin elinde sihirli reçete yok. Hem de hangi siyasal iktidar gelirse gelsin bu ağır bedel çok gecikmeden ödenecek. Çünkü dibe vurmaya çok az kaldı...25 Haziran’da bu ateşten gömleği kim giyecek? Bizim Ege’de “İti öldürene sürütürler” derler. Acaba 25 Haziran için Kemal Kılıçdaroğlu ile konuşsam, “Kemal Bey fazla yüklenmeyin, şöyle 100, 120 milletvekillik çabalayın, ötesini Reis’e bırakın” desem beni dinler mi? Selahattin Demirtaş’ı etkileyebilir miyim? “Yav heval, nasıl olsa iki kişilik bir hücredesin, fazla çabalama. Dışardakilere söyle bir grup kuracak kadar yüklensinler, ötesini boş versinler...” desem kulak asar mı?
...***
Esfender Korkmaz, 13 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Kararsız büyüme”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Siyasi iktidar ekonomik istikrar sorunu olduğunu kabul etmiyor. Sorunu şiddetle reddediyor ve büyümeyi gerekçe gösteriyor. Ayrıca faizlerin düşmesinde de israr ediyor. Bir anlamda halkın ekonomik gündemi ile hükümetin ekonomik gündemi farklı yerlerde olduğu anlaşılıyor. Ne var ki istikrarlı bir büyüme değil. Tersine büyüme istikrarı bozdu. Cari Dolar olarak Fert başına GSYH 2016 yılında 10.807 dolar iken 2017 yılında 10.513 dolara geriledi. Yıllık ortalama Dolar kuru aynı yıllarda 3.53'ten, 3.91'e çıktı. 2016 yılı enflasyonu yüzde 8.53 iken 2017 yılında yüzde 11.92 oldu. İş aramayıp çalışmaya hazır olan işsizleri de katarsak, 2016 yılında 5 milyon 673 olan işsiz sayısı, 2017 yılında 5 milyon 761'e yükseldi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Cari açık bir yılda 14.1 milyar dolar artarak, 33.1 milyar dolardan 47.2 milyar dolara yükseldi. 2016 yılı dördüncü çeyreğinde Dış borç stoku 408.2 milyar dolar iken 2017 dördüncü çeyreğinde 453.2 milyar dolara çıktı. Dış borç ülkeye kaynak girişi demektir. Büyümeyi artırır. Ancak bu borçlar geri ödenince de, büyüme düşer . Borçla büyümek ülkenin gelecekteki potansiyelini bu günden kullanmak demektir. Kamu borçlanma gereği, aynı yıllar itibariyle, 26.7 milyar dolardan 71.4 milyar dolara yükseldi. Kamu harcamalarında yatırımların payı yüzde 11 cari harcamaların payı yüzde 39'dur. Bütçenin yapısı ve popülizm kalıcı gelire dayanmayan geçici ve suni bir talep artışı yaratıyor.Türkiye eğer dış borç veya cari açığı , yatırım malı ithal etmek için vermiş olsaydı , sorun olmazdı. Zira yapılacak yatırım kendi borcunu öderdi. Türkiyenin çine karşı verdiği dış ticaret açığı 21 milyar dolardır. Bu açığı incik-boncuk, deri çanta, oyuncak ve kalitesiz Çin mallarını ithal etmek için verdik. İstikrar bunun neresinde; Akıl bunun neresinde?Büyüme-Enflasyon-Cari Açık Grafiği; büyümenin olduğu yıllarda hem enflasyonun hem de cari açığın artığını gösteriyor. Söz gelimi 2009 yılında eksi büyüme var. Cari açık da en düşük seviyesindedir. 2011 yılına 11.1 gibi yüksek büyüme var. Aynı yıl cari açık da en yüksek düzeyde, 74.4 milyar dolardır. Büyüme ile enflasyon paralel gidiyor. Çünkü Türkiye’de popülizme dayanan bir talep artışı var.Sonuç: Türkiye 2017 yılında büyüdü, ancak bu büyüme dış borca dayalı bir büyümedir ve gelecekteki büyüme potansiyelini, bu günden tüketmeye dayanıyor. Onun için de istikrarı bozuyor. Büyümeyelim mi peki? Elbette büyüyelim… Ancak önce ekonomide tırmanan sorunlara doğru teşhis edelim. Cumhurbaşkanı faiz insin dedi… Aynı gün piyasada faiz arttı. Ekonomi Bakanı ''kur artışını kabul etmiyorum'' dedi. Aynı gün döviz kurları arttı.Doğru teşhis konulmadan doğru politika uygulanmaz.
...***
İhsan Çaralan, 13 Mayıs tarihli Evrensel gazetesinde, “İnce, 'tek adam rejimi'ne karşı mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Muharrem İnce, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olduğundan beri, siyasi gündemi belirleyen olmaya çalışıyor. Bunda da başarısız sayılmaz.Kürsüyü doldurun jestleri, konuşma tarzı, hazır cevaplılığı, Demirtaş’ı ziyaret etme cesareti göstermesi ve Hakkari’de miting yapmak gibi bir CHP’li için olumlu sayılacak hamleleriyle, örneğin Akşener’in yarattığı imajı gölgeleyen bir pozisyon tutmuş görünüyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Elbette seçimler gibi büyük kitlelerin katıldığı bir kampanyada sloganlar önemlidir ve slogan her zaman siyasi hedefle motamot denk düşmeyebilir. Ama en azından onunla çelişmemesi de gereklidir, zorunludur.
Ne var ki, İnce’nin sloganlaştırdığı sözler bırakalım çelişmemeyi, seçimin bugünkü hedefiyle taban tabana zıttır!
Çünkü 24 Haziran seçimi, iktidara hangi partinin geleceğinin belirlendiği rutin bir seçim değil. Tersine 16 Nisan referandumunda olduğu gibi “tek adam tek parti rejimi”ne “evet” mi “hayır” mı yanıtının alınacağı bir mücadeledir.
Nitekim kurulan “ittifaklar” ve siyaset sahnesindeki saflaşmalar da “tek adam rejimi”ne karşı olup olmama üstünden biçimlenmiştir.
Muhalefet güçleri arasında hem “Milli İttifak” hem de HDP, “tek parti tek adam rejimine karşı” olmakta hemfikirdir.
Ancak İnce sloganlaştırdığı sözlerle “tek adam rejimi”ne karşı olduğunu değil “Bir yiğidin bir ülkeyi kurtaracağını” iddia ediyor. Bu yiğit de İnce’dir! Yani tam da Erdoğan’ın savunduğu rejimi tarif ediyor İnce. Gerçi İnce bu söylemiyle “Bana dört yıl verin memleketi kurtarayım” diyen Kılıçdaroğlu’nun bıraktığı yerden sürdürüyor ama şimdi durum, ortalığa konuşulacak bir zaman değil. Çünkü vatandaş somut olarak bir rejim tercihine çağırılmaktadır: Tek adam rejiminden yana mısın, değil misin?
İnce ise sloganıyla, niyetinden bağımsız da olsa, “Ben tek adam rejiminden yanayım. Ama benim tek adam olduğum rejimden” demektedir!
CHP ve İnce, slogan haline getirdikleri sözlerin anlamı ve bugün çağrıştırdıkları üzerine düşünmek ve bir çözüm bulmak durumundadır. Aksi halde “tek adam” karşıtı saflarda kafa karışıklığı yaratarak Erdoğan’ın değirmenine su taşır duruma düşeceklerdir.
ÖDP Başkanlar Kurulu Üyesi Alper Taş BirGün’den Ece Zereycan’a konuştu. Taş, CHP’den kendisine milletvekilliği adaylığı teklifinin gelip gelmediği sorusuna; “CHP’den bir aday teklifi olacağı yansıdı. Bize gelmiş resmi teklif söz konusu değil. Resmi teklif gelirse, bu teklifi değerlendiririz. Teklif gelirse, ÖDP ve Haziran’da değerlendirir, hep birlikte karar veririz.” diye açıkladı.
Ama ÖDP’nin seçim taktiği en azından şimdilik, “Oy verilmeyecek olanları işaret edip” taraftarlarını serbest bırakmak” biçimindedir. ÖDP bunu yapmazsa Taş’ın HDP için söylediği, “HDP’nin barajı geçmesi önemli ama bizim destek vereceğimiz kadar da önemli değil” anlamına geliyor.ÖDP taraftarlarının bu çelişki içinden nasıl çıkacakları merak konusu.Doğrusu Alper Taş’ı CHP’den aday görürsek ve Haziran’ın ve ÖDP’nin CHP’ye destek çağrısını duyarsak şaşırmayacağız.