Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: İnce: Seni indirdiğim zaman bunlar zaten inecek
Evrensel:
Pervin Buldan: Çalamayacakları oranda bir oya ihtiyacımız var
Yeniçağ:
Ünal'dan ilginç CHP çıkışı: "FETÖ sizin ikliminizde büyüdü"
Yenişafak:
Dünya Kudüs için ayakta
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Güray Öz, 13 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “KHK İktidarı”başlıklı yazıswını okuyucularla paylaşıyor.
“Seçimlere az bir zaman kaldı, akıl almaz işler çoktur da biz en tuhafına, en sonuncusuna bakalım. Cuma günü Çiğdem Toker yazdı. Ben de yineleyeyim. Nisan referandumunun gereği olan uyum yasaları çıkartılmadı. Şimdi gereğinin kararnamelerle yapılmasına karar verdiler. Olmadık bir iş yaptılar.
Üç günlük ömrü kalmış Bakanlar Kurulu’na yeni Cumhurbaşkanı yemin edip göreve başlayana kadar, “uyum yasaları” yerine “Kanun Hükmünde Kararname” çıkarma yetkisi verdiler. Aslında suç işlediler. Meclis’i bir kenara koyuyor, “by pass” ediyor, kararnamelerle devleti yeniden kuruyorsunuz. Yetki sizin, kapsam geniş.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
...***
Oldu bitti, Anayasa Komisyonu’nda görüşülmeden acil koduyla Meclis’e geldi, parmaklar havaya, tasarı yasalaştı. Şöyle yazmışlar “...Kanun ve KHK’larda yer alan bakanlıkların, kamu kurum ve kuruluşlarının kurulması, kaldırılması, görevleri, yetkileri, personeli ve teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması (...) Cumhurbaşkanı’nın yürütme yetkisine ilişkin hususlara dair hükümlerin düzenlenmesi, değiştirilmesi, yürürlükten kaldırılması.”
Ne yapacakmış ömrü tükenmiş Bakanlar Kurulu bu KHK’lerle? Devlete biçim verecekmiş. Cumhurbaşkanının yürütme yetkisine ilişkin hususlara dair hükümleri düzenleyecek, değiştirecek, gerek görürse yürürlükten kaldıracakmış. Yeni Cumhurbaşkanının kim olduğuna bakılacak her halde yetkiler saptanırken; bir de bakmışsınız bir kararnameyle parlamenter sisteme dönüvermişiz!
İyi ama yeni Cumhurbaşkanı, yeni Meclis belki bu “Cumhurbaşkanlığı Hükümeti sistemini” değiştirme kararlılığıyla işbaşına gelmiş bir Cumhurbaşkanı, bir Meclis’tir, ki öyle olması da muhtemel. Peki işi bitmiş Bakanlar Kurulu neden KHK çıkarmaya, devleti kendi gönlünce şekillendirmeye devam etsin ki? Yeni Meclis’in toplanması, Cumhurbaşkanının yemin ederek göreve başlaması nereden baksanız 20 - 30 gün ister, bu arada siz kimsiniz, işi bitmiş bir Kurul olarak neyin kararnamesini çıkartacaksınız?
Bu koşullarda ilk akla gelen, “ben yaptım oldu” alışkanlığının devam ettiğidir. Son günlerde, bugüne kadarki alışkanlıklarından yola çıkılarak, AKP iktidarının, iktidarı vermemek için neler yapabileceği sık sık gündeme geldi. Birtakım ek destek konularla, savaş gibi, yükselen terör gibi bahanelerle Meclis’in yetkilerini gasp edecek, seçim sonuçlarını tanımayacak bir KHK için olmasın bu hazırlık diye düşünüyor insanlar.
Kuşku duyanlar haklı olabilirler mi? Olabilirler. İktidarın bugüne kadarki uygulaması, “performansı” her şeyi yapabilecek bir iktidarla karşı karşıya olduğumuzu bize öğretti. Ne söyledilerse tersini gerçekleştirebiliyorlar. Dün söyledilerini bugün inkâr edebiliyor, yapmayacağız dediklerini yapabiliyorlar. Söz konusu “uyum yasalarını” Meclis’e getirmeleri gerekiyordu, bin türlü bahaneyle getirmediler. Şimdi de “zaman kalmadı, Bakanlar Kurulu KHK ile bu değişiklikleri yapıversin” diyorlar.
Her neyse bu yetkiyi kendilerine veren yasayı Meclis’te onaylattılar. Şimdi duyduğumuz CHP’nin AYM’ye başvuracağıdır. Bu başvuru neye yarar, ne zaman karar verilir bilinmez. O nedenle seçim sonuçlarına var olan tüm olanaklarla sahip çıkmak gerekecektir. Nisan referandumunun oyunu mühürsüz pusulalardı, 24 Haziran’ın oyunu ne olur bilemiyoruz. Birtakım “uyma, uydurma” manevralarıyla karşılaşabileceğimizi unutmamak, ona göre hazırlanmakta yarar var. Seçim sonuçlarını, ansızın karşımıza çıkacak marifetli bir Kanun Hükmünde Kararname’ye karşı korumak gerekebilir. Aman dikkat...
...***
Mıgırdiç Margosyan, 13 Mayıs tarihli Evrensel gazetesinde, “‘Tekçi zihniyet’ meselesi”başlıklı yazısını okyucularla paylaşıyor.
“Ezelden beri ülkemizin siyaset sahnesinde hemen hemen hiç değişmeyen, giderek bir nevi huy, bir nevi alışkanlık, hatta neredeyse tutku haline dönüşen seçim nutukları, şu sıralar yine aynı minvalde “Tencere dibin kara, seninki benden kara” klasik girizgahıyla start aldı.Meydanlarda, ekranlarda, şurada burada birbirlerini acımasızca eleştirip, daha da doğrusu güya eleştirirken, aslında “hakaret” etmeyi hüner belleyen bu “vatan kurtaran Şabangiller” tayfasının, hani mil pardon “havhavlar”ın önüne atsan dönüp koklamayacağı lafları tıpkı makinalı tüfek tarrakaları gibi birbirlerinin ardından sıralarken, aynı zamanda kimi deyimlerin, kimi mısraların gölgesine sığınıp kendilerince birer “belagat” ustası kesiliyorlarlar...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelre yer veriyor:
...***
Nitekim, yere göğe sığdıramadığımız gibi, keza keçisinden armuduna, bağlarından bostanlarına kadar övgüler düzdüğümüz bu “güzel” payitahtımızın yüce Meclisine önümüzdeki günlerde seçip postalayacağımız vekillerimizin icraatlarını heyecanla izleyeceğiz.
Heyecanla izleyeceğiz, çünkü özellikle son zamanlarda başta “ekonomi” olmak üzere hemen her konuda maalesef rayından çıkmış, hangi menzile doğru yol alacağı hayli tartışmalı bu ortamda, dahası da, kimi yetkili ağızlarca zırt pırt dillendirilen “beka sorunu” yaşadığımız şu zor günlerde, “geçim” derdini şimdilik bir kenara dehleyip, bunun yerine “hayırlara vesile” umuduyla selametle Ankara’ya uğurlayacağımız bu muhterem zevatın, pembe koltuklarına oturduktan sonra nasıl bir performans sergileyeceklerini şimdiden kestirip, bir bakıma müneccimliğe soyunmak abesle iştigal olsa da, öte taraftan demokratik hukuk devletimizin misakımilli sınırları dahilinde yıllardan beri yapılan bilumum seçimlerin serencamına ayna tutulduğunda; “açık seçik” görünen o ki, vatandaşlarımızın kahir ekseriyeti tüm bu seçimlerin akabinde hep aynı nakaratı tekrarlayıp durdular, duruyorlar:
“Ankara Ankara senden yardım umar her düşen dara!”
İşte yine bir seçim arifesindeyiz; gerek birey, gerekse toplum olarak “dara” düştüğümüz şu sıralarda, “baskın” bir seçimin ardından başımıza “taç” yapacağımız şu ya da bu zatı muhteremin kim olacağına dair sandıklarda karar verirken, bunu, acaba “cumhur”umuz “yerli ve milli” evlatlarının kurdukları ittifakın oyları mı, yoksa “hain” vatandaşlarımızın yan yana gelip yaptıkları “millet”in ittifakı mı belirleyecek henüz meçhul!
...***
Fatma Çelik, 13 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Yap-boz yasaları!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“OHAL süresince çıkarılan 31 adet Olağanüstü Hal (OHAL) Kanun Hükmünde Kararnamesinin (KHK) sonucunda, 141 adet mevcut kanunda değişiklik yapıldı. 141 Kanun içerisinde ise, 1000'in üzerinde kanun maddesi değiştirildi.Tüm bunlar OHAL ilanından sonraki süreçte, yalnızca OHAL KHK'ları ile yapılan düzenlemeler…Peki ya bu süreçte çıkarılan kanunlar? Yılda ortalama kaç adet kanun çıkarılıyor hiç baktınız mı? Şuan içerisinde bulunduğumuz 26.yasama döneminde 487 adet kanun çıkarıldı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Bunlardan 73'ü yalnızca 2018 yılına ait!Çıkarılan kanunların büyük çoğunluğu, mevcut mevzuatta değişiklik yapmaya yönelik.Üzerinde çok sayıda değişiklik yapılan kanunlara örnek olarak "Adli Sicil Kanunu" verilebilir. 2005 yılında yürürlüğe giren 20 maddeden oluşan bu kanunda 6 defa değişiklik yapılarak 12 madde değiştirilmiş.Diğer bir örnek olarak, toplamda 10 maddeden oluşan "Tütün Ürünlerinin Zararlarının Önlenmesi Ve Kontrolü Hakkında Kanun"da ise 8 defa değişiklik yapılmış ve 22 madde değiştirilmiş. 6 defa değişikliğe uğrayan madde var!Bu kadar değişikliğin başlıca sebebi elbette ki, "torba kanunlar".Birbiri ile konu yönünden ilgisi olmayan ve çok fazla sayıda başka kanunda ek ve değişiklikler yapan torba kanunları, genellikle "çeşitli kanunlarda" veya "bazı konularda" diye başlayan isimlerinden tanıyoruz.2001 yılından beri, 108 adet "Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun", 17 adet ise "Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun" çıkarılmış.Bu yıl çıkarılan 73 kanunun 8'i yine torba kanun.Bu torba kanunlarla, mevzuatta kaç maddede değişiklik yapıldığını saymak oldukça güç.Temel kanununa gelirsek… Temel kanun, TBMM İçtüzüğü'nün 91.maddesinde yer alan bir hızlandırılmış kanun yapma yöntemi…Bu yöntemde, kanun tasarı ya da teklifi, Genel Kurul görüşmelerinde 30'u geçemeyen maddelerden oluşan bölümler içine sıkıştırılarak görüşülüyor.Yöntemin uygulanma sıklığı son dönemlerde oldukça arttı. Hatta kimi torba kanunlar öylesine aceleye getiriliyor ki, karışık veya gerekçesiz maddeleri bile bulunabiliyor. Bazen de 8-10 maddelik kanun tasarı veya tekliflerinin dahi temel kanun kapsamında görüşüldüğünü görüyoruz.Oysa torba yasa uygulaması önemli bir konu. Çoğu defa 30 maddeden oluşan bir torba yasayla, 60-70 kanun içerisinde 150-160 maddede değişiklik yaptığına şahit olabiliyoruz…Torba kanun uygulaması, muhalefet ve sivil toplum kuruluşlarının yasa yapım sürecine etkin katılımını engellediği gibi, uygulama sürecinde de büyük problemlere neden oluyor. Bu yönde bir zorunluluk bulunmadığı halde, uygulamada torba kanunların hemen hemen hepsi temel kanun kapsamında görüşülerek hızla yasalaştırılıyor. Bu da, ortaya birçok yasama hatası çıkmasına neden olarak, tekrardan değişiklik yapılmasını gerektiriyor.