Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: MHP’de ittifaka karşı isyan
Evrensel:
ABD'nin Kudüs Büyükelçiliği kanla açıldı: Gazze'de en az 58 ölü
Milli gazete:
Torba yasa: Erken emeklilik için onay yok!
Yenişafak:
Kudüs hepimiz için ortak vatandır
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Kadir Gürsel, 15 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Üç yıl sonra HDP yine anahtar”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“HDP’nin “Millet İttifakı”nda yer alması eşyanın tabiatına aykırıydı. İçinde İYİ Parti’nin bulunduğu bir seçim ittifakı HDP’yi doğal olarak dışarıda bırakır. Tersi de geçerlidir: HDP’yi içeren bir ittifakta da İYİ Parti olamaz. Bu acıdır, üzücüdür ama günümüz Türkiye’sinde muhalefetin gerçeğidir. HDP muhalif ittifaka alınsaydı, iktidar, parlamento ve cumhurbaşkanı seçimlerinde HDP’ye alerjik sağ oyları yanına çekmek için kullanışlı bir aleyhte propaganda imkânına sahip olacaktı.Ama bir gerçek daha var: Önce HDP ve sonra genel olarak Kürt oyları, 24 Haziran 2018 baskın seçimlerinin anahtarı konumundadır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Parlamento seçimlerinde HDP yüzde 10’luk seçim barajını aşamazsa “Cumhur İttifakı”nın çoğunluğu alması neredeyse kesin. Dolayısıyla “Millet İttifakı” HDP’yle seçim ittifakına gidemiyorsa bile bu partinin seçim barajını geçerek parlamentoya yeniden girmesini istemek zorunda.
Cumhurbaşkanı seçimi ikinci tura kalırsa HDP ikinci kez anahtar parti olacak. “Bu anahtarla muhalefetin adayı Cumhurbaşkanlığı’nın kapısını açabilir mi” sorusunun cevabı o adayın kim olacağına ve aynı zamanda ülkenin 24 Haziran sonrasındaki koşullarına bağlı.
Dolayısıyla “Millet İttifakı” mensubu partilerin reel politika gerekçesiyle aralarına alamadıkları HDP ve tabanıyla iyi münasebetler geliştirmeleri kendi menfaatları icabıdır. Bu hususta en aktif, en yaratıcı ve en avantajlı pozisyonda olan şüphesiz ki CHP’nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce: HDP’nin hapisteki adayı Selahattin Demirtaş’ı ziyaret etti ve Hakkâri’de miting yaptı, sıcak mesajlar verdi. İyi ve doğru bir başlangıçtı.
Ne ilginç değil mi? HDP 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri’nde de anahtardı, üç yıl sonra şimdi yine anahtar...
Ya bu üç yılda olup bitenler?
Önce “çatışmasızlık dönemi” sona erdi... Sonra Güneydoğu’nun kent ve kasabalarında PKK’nin kazdığı hendeklerle sarsılan devlet otoritesi, iktidarın yeni fiili ortağı Devlet Bahçeli’nin Nisan 2016’da yaptığı “Taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayın” şeklindeki çağrısının bulduğu “olumlu cevap”la yeniden sağlandı.
16 Nisan 2017 Anayasa Referandumu öncesinde de HDP’nin fiilen tasfiyesi için harekete geçildi.
Mayıs 2016’da milletvekili dokunulmazlığı kaldırıldı; Kasım 2016’da Eş Genel Başkan Selahattin Demirtaş içeri alındı; “Seni başkan yaptırmayacağız” sloganının bedeli kendisine halen sürmekte olan hapislikle ödetilmek istendi. Çok sayıda HDP milletvekili tutuklandı, serbest bırakıldı, yeniden tutuklandı. Belediyelere kayyım atandı, belediye başkanları içeri atıldı. HDP’nin binlerce yöneticisi ve üyesi halen terör örgütü üyeliği suçlamasıyla hapiste.
Bütün bu inzibati tedbirlere rağmen HDP, seçmenin karşısına bir kez daha anahtar parti olarak çıktı. Selahattin Demirtaş hapiste ama yine partisinin cumhurbaşkanı adayı. HDP’nin “Türkiye partisi” olma iddiası, Selahattin Demirtaş liderliğindeki partinin gerçek bir siyasi aktöre dönüşme arzusunun taşıyıcısıydı. Bu arzunun ifadesini bulduğu slogan da “Seni başkan yaptırmayacağız” idi. HDP, 7 Haziran ve 1 Kasım 2015 genel seçimlerinde yüzde 10’luk vicdansız ve ahlaksız seçim barajını geçerek parlamentoya girebilmesini, Demirtaş’a, Türkiye partisi olma iddiasına ve “Seni başkan yaptırmayacağız” sloganına borçluydu. Çatışmasızlık döneminin 2015’in yazında yerini çatışmaya bıraktığı koşullarda HDP’nin bir Türkiye partisi olma iddiasının hakkını veremediği, istese de buna gücünün yetmediği görüldü. Bu dezavantaja rağmen parti, 1 Kasım 2015 “tekrar seçimleri”nde barajı aşarak parlamentoya girmeyi yine başardı.
HDP ülkenin batısındaki seçmeni ikna ederse, kendisini kuşatan olumsuzluklara ve üzerindeki ağır baskıya rağmen 2015’teki başarısını 24 Haziran’da da tekrarlayabilir.
...***
Saygı Özgürt, 15 Mayıs tarihli Sözcü gazetesinde, “Gizli seçim hilesi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
““Seçim” denelince akla “hile” geliyor. Hilenin de tam 100 ayrı yöntemi var. CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, hilelere karşı sivil toplum örgütleriyle birlikte ortak çalışma yapıyor. İncelemeler gösterdi ki 30 bin sandık için sorun var. Örneğin 200 seçmenli sandıktan 250 oy çıkıyor. 603 seçmenli yerde, oyların tamamı aynı siyasi partiye verilmiş. Hele sayım sırasında tutanağa geçen rakamda yapılan oynamalar öyle, böyle değil…Birçok yerde seçimin kaderini de değiştiriyor. Bakanlıklar yeniden yapılandırılıyor. Bunun için Kanun Hükmünde Kararname (KHK) çalışması sürüyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Daha önce yapılan, bütün bürokratları görevden alma, sonra bunların arasından seçim yapmak, AKP'nin sıklıkla başvurduğu bir yöntem. “Bunun seçim hilesiyle ne ilgisi var?”Anlatayım hile yöntemini: Görevden alınıp toplu olarak kızağa çekilen ve bürokrasi deyimiyle “Havuza atılan” kamu görevlilerinin yeni sisteme göre atamaları Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra yapılacak biçimde bekletilecek. Bunların atamaları “seçim performansı”na göre gerçekleştirilecek. Örneği Milli Eğitim Bakanlığı'ndan verelim. Okul müdürü, ilçe milli eğitim şube müdürü, ilçe milli eğitim müdürü, il milli eğitim şube müdürü, il milli eğitim müdür yardımcısı, il milli eğitim müdürü, il milli eğitim şube müdürü, bakanlık daire başkanı, genel müdür yardımcısı, genel müdür, müsteşar yardımcısı, müsteşar derken bu sayı 80 bin kişiyi buluyor. AKP'ye yakınlığı ile bilinen öğretmen sendikası dışındaki sendikaların tepkisini çeken “Öğretmen Performans Değerlendirmesi” uygulaması seçim sonrasına bırakıldı. Öğretmen atamasında, “Mülakat sonuçlarının açıklanması” seçimden sonra yapılacak. Yönetici ataması mülakat sonuçları seçimden sonra açıklanacak. Bunların her biri seçim kozu. Örneği Milli Eğitim'den verdim ama benzer durumlar hemen her bakanlığı, hatta bütün kurum ve kuruluşları da ilgilendiriyor. Yani, hileler yalnız sandıkta değil, Devlet gücü kullanılarak bu şekilde de yapılıyor. Günümüzde “Külliye” denilince akla Cumhurbaşkanlığı sarayı geliyor. Saray yerleşkesinde ne olduğu bilinmeyen dev binalar yapılıyor. Örneğin şu anda yapımı devam eden binalardan birisine TBMM'nin taşınacağı söyleniyor. İnşaatları kim yapıyor, kaça yapıyor, ihale var mı, yok mu, varsa kırım ne kadar yapılmış bunlar da bilinmiyor, bu konudaki soru önergeleri de hep cevapsız kalıyor. Atatürk Orman Çiftliği'nden sonra Okluk Koyu'nda da yaptırılan Cumhurbaşkanlığı binaları için on binlerce ağaç kesildi, binalarla ilgili her şey gizli… Cumhurbaşkanlığı sarayını- külliyesini bir kenara bırakalım ve yeni külliyeye geçelim. Yapımına 2013 yılında Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından başlanan Kuzey Ankara Külliyesi de ramazanda açılacak. Külliye, Türkiye' nin bu şekilde kompleks olarak yapılmış ilk projesiymiş.
...***
Sedat Ergin, 15 Mayıs tarihli Hürriyet gazetesinde, “15 Temmuz’da mağdur olan generallerin durumu”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“GEÇEN cuma günü Ankara’da 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili bir davada mahkeme heyeti son derece kritik bir karara imza attı.Heyet, Kara Kuvvetleri Komutanlığı davasından ayrılan sekiz sanıklı ek darbe davasında, tutuklu sanık Korgeneral Yıldırım Güvenç’in adli kontrol şartıyla tahliye edilmesine karar verdi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Mahkemenin oybirliğiyle aldığı kararın ilgili bölümünde şöyle denildi:
“İddianamede üzerine atılı eylemlerin niteliği, iddianame anlatımı, dosyaya yeni giren HTS kayıtları ve tanıkların dinlenmiş olması, suç vasfının sanık lehine değişme ihtimali ile tutuklu kaldığı süre de dikkate alınarak sanık Yıldırım Güvenç’in TAHLİYESİNE...”
Bu şekilde serbest bırakılan Güvenç, 22 Temmuz 2016 tarihinde tutuklanmış, darbe girişime katıldığı iddiasıyla üç kez ağırlaştırılmış müebbet, FETÖ/PDY terör örgütüne üye olduğu iddiasıyla da ayrıca 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırılması istenmişti.
Bu generallerin ortak bir paydası, FETÖ/PDY mensubu darbecilerin 15 Temmuz gecesi bütün birliklere gönderdiği görevlendirme belgelerinde kâğıt üstünde kendilerine görev verilmiş olmasıdır.
Örneğin, Angun’un hem İkinci Ordu’daki görevine devam etmesi hem de Malatya Sıkıyönetim Komutanlığı’nı üstlenmesi öngörülmüştür. 15 Temmuz’da Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanı olan Korgeneral Güvenç’in ise pozisyonunu sürdürmekle birlikte, buna ek olarak TRT Genel Müdürlüğü görevini de üstleneceği yazılmıştır bu belgelerde.