Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: Kısa vadeli dış borç 122 milyar $’a çıktı
Aydınlık:
Gram altın tüm zamanların zirvesinde
Cumhuriyet:
Filistin’e 'barış gücü' çağrısı
Yenişafak:
MHP’de işadamı ağırlığı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Ahmet İnsel, 19 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “HDP’nin alacağı oyun önemi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine beş hafta kaldı. İlk defa bu iki seçim birlikte yapılacak. Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci tura kaldığı ve mecliste AKP-MHPBBP koalisyonunun azınlıkta olduğu bir durumun 24 Haziran gecesi ortaya çıkması, bugün itibarıyla sadece teorik bir ihtimal değil. Eldeki veriler, Cumhur İttifakı’nın mecliste çoğunluk için gerekli olan 301’den daha az temsilciye sahip olması ihtimalinin yüksek olduğunu gösteriyor. İktidardaki ittifakın meclis çoğunluğunu kaybetmesi, Erdoğan’ın başkanlık seçimini kaybetmesi ihtimalinden daha yüksek.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Cumhur İttifakı’nın meclis çoğunluğunu kaybettiği ama Erdoğan’ın birinci turda seçildiği bir durum da mümkün. Her ne kadar Tayyip Erdoğan bu durumda yeniden “seçim tekrarı” tehdidini gündeme getirmeye başlasa da, eli artık eskisi gibi rahat olmayacak. Erdoğan’ın bu tehdidi meclis çoğunluğunu kaybetmenin yeni düzende o kadar önemsiz olmadığını çok iyi gösteriyor. Ama artık meclisi lağvetmek için kendi seçimini de tekrar ettirmesi gerekecek. Cumhurbaşkanının göreve başlamasıyla yürürlüğe girecek anayasa değişikliği, cumhurbaşkanı ve meclis seçimini birbirinden ayrılmaz kılıyor.
24 Haziranda cumhurbaşkanı seçimi ikinci tura kalır ve Cumhur İttifakı mecliste çoğunluğu kaybederse, Erdoğan’ın ikinci turda seçilmesi de zorlaşacak. Ama ikinci turun tartışmasını bugün değil, 24 Haziran akşamını izleyen iki hafta süresince yapmak doğru olacaktır.
Görüldüğü gibi önümüzdeki milletvekili seçimleri, başkanlık seçimi kadar önemli. AKP ve müttefiklerinin mecliste çoğunluğa sahip olmasını belirleyecek en önemli veri, HDP’nin alacağı oy oranı olacak. Bu açıdan Cumhur İttifakı’nın ve Millet İttifakı’nın oy oranlarından çok daha büyük bir öneme sahip HDP’nin barajı geçip geçmemesi.
Nedeni basit: HDP seçimde yüzde 9.5 elde eder ve barajın altında kalırsa, alması gereken takriben 54-55 milletvekilliğinin (meclis 600 üyeli olacak) yüzde 90’ına veya biraz azına AKP tek başına el koyacak. Bu da 48-50 milletvekili demek. Geri kalan 5-6 milletvekilliği diğer dört partiye gidecek. Millet ittifakı seçimi rakip ittifakın birkaç puan önünde bitirse bile, meclis çoğunluğu AKP’de olacak.
Buna karşılık HDP Kasım 2015 seçimlerinde elde ettiği sonucu (yüzde 10.5) elde ederse, 65-67 arasında milletvekiliyle mecliste temsil edilecek. Bu durumda iki rakip ittifak başbaşa gelseler de, örneğin ikisi de yüzde 43-45 arasında oy alsalar da, ne biri ne diğeri tek başına mecliste çoğunluğa sahip olacak.
CHP’nin, İYİ Parti’nin veya Saadet’in oylarının bir puan az veya fazla olmasıyla, oyu baraj etrafında gözüken HDP’nin oy oranının yüzde 9.5 yerine yüzde 10.5 olması arasında kıyası mümkün olmayan çok büyük bir fark var.
Bu durumun elbette herkes farkında. Millet İttifakı’nın mecliste etkili olabilmesi, HDP’nin barajı geçmesine bağlı. Bu durumda HDP’ye 7 Haziran 2015’de olduğu gibi, önemli bir destek oyunun sol, sosyal demokrat seçmenden gelmesi beklenir. Cumhurbaşkanı seçiminde Erdoğan’ın birinci turda seçilmemesi için birçok kişi gayet doğru bir kararla oy vermeyeceği bir aday için imza verdi. Bu aynı zamanda çoğulculuğa sahip çıkmak demekti. 24 Haziran’da HDP’ye oy vermek bundan da daha önemli ve gerekli.
Buna seçim sandık kurullarında iktidar partisinin ezici hakimiyetini engelleme gereği ilave oluyor. Dün Çiğdem Toker sorunu etraflı biçimde Cumhuriyet’te anlattı ve alınması gereken tedbirler için on gün süre kaldığını hatırlattı. Özellikle binlerce üyesi, yöneticisi tutuklu olan HDP’nin güçlü olduğu seçim bölgelerinde, CHP ve Saadet’e büyük sorumluluk düşüyor. İYİ Parti sandık kurulu üyesi atayamayacak. Geri kalan muhalefet partilerinin yerel örgütlerinin diğer muhalefet partilerinin boş kalan üyeliklere isim önermeleri şart.
Bütün kuralları kendi lehine işlemek üzere tasarlayan ve dayatan bir müstebite karşı “tamam” demek ve bunu somut olarak hayata geçirmek halen mümkün. Muhalefetin farklılıklara saygı içinde büyük bir dayanışma göstermesi koşuluyla...
...***
İhsan Çaralan, 19 Mayıs tarihli Evrensel gazetesinde, “‘Saçmalama’ mı siyasi tutuklulara karşı saldırı hazırlığı mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Erdoğan ve AKP’nin Kudüs ve Filistin’de İsrail’in yaptığı katliamı protesto amaçlı miting, beklendiği gibi, bir seçim mitingi olarak yapıldı. Siyasi parti liderlerinden sadece Bahçeli’nin katılması, muhalefetin yeni bir “Yenikapı ruhu oyununa” düşmediğini gösterdi. Valilik, belediye ve AKP teşkilatının seferber edildiği “Yenikapı mitingi”, İsrail aleyhine, gerçekte karşılığı olmayan hamasi laf yığınına yeni boş laflar katmanın ötesine geçmedi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Akşener’in Cumhurbaşkanlığı adaylığı için imza toplamasını FETÖ’cülerin organize ettiği iddiasına kimsenin inanmaması, Bahçeli’yi yalanını büyütmeye zorladı. İddialarını, Akşener’e imza verenlerin sayısının 2015 seçiminde FETÖ’cü bağımsız adaylara oy verenlerin sayısıyla aynı olduğunu söyleyerek, imza verenleri FETÖ’cü ilan etmeye kadar götürdü!
Bu kadarla da yetinmedi Bahçeli. HDP’nin Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde olmasına tepki gösterip serbest bırakılması için yapılan çağrıların yayılması karşısında, “Kader kurbanlarına af” diye ortaya çıktı. Bahçeli’nin “af talebine” önce Başbakan Yıldırım, sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Gündemimizde af yok” diye net yanıt verince, o da tezini “kanıtlama”ya girişti. Ama, bunun da etkili olmadığını görünce Bahçeli, normal hiçbir insanın aklının almayacağı bir, hatta birkaç komplonun iç içe geçtiği bir senaryo eşliğinde iddialarını yineledi.
Siyasi tutuklulara karşı bir saldırı başlatılmak istenmektedir; Bahçeli, açıklamalarıyla böyle bir saldırının bahanesini şimdiden propaganda etmeye başlamıştır!
...***
Remzi Özdemir, 19 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Banka reklamlarında komedi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye gerçekten çok komik bir ülke.Bu nedenle birçok trajediyi bile komik olarak görüyoruz.Mesela banka reklamları.Farkında mısınız bankaların büyük bir bölümü reklamlarında hep komedyen oynatıyorlar. Komedyenler genelde hep müşteri rolünü oynuyor. Komedyenler aptal, bir şeyden anlamayan ve dahası sersem bir müşteri profili çiziyor. İnsanlar bu reklam filmlerini beğeniyor mu bilemem ama ben şahsen beğenmiyorum ve hep tepki gösterdim.Reklamlarında komedyen oynatmayan bankalar da var.Mesela geçen hafta anneler günüydü.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Özel ve Avrupa sermayeli bir banka anneler günü sebebiyle reklam filmi hazırlatmış. Kendi personelinin annelerini reklam filminde oynatmak çok akıllıca bir şey. Gerçekten başarılı bir çalışma. Ancak gelin görün ki, bu reklam filmini hazırlayan bankanın bir de farklı bir yüzü var.Bu banka en çok anneleri işten kovmakla ünlü. Özellikle süt izninde olan anneyi işten attığı için günlerce basının gündeminde olan banka, anneler günü sebebiyle reklam filmi hazırlatıyor.Güler misin ağlar mısın?Üstüne üstlük bu banka daha geçen yılın son bir haftasında birçok anneyi de işten çıkarttı. Bu sebeple de birçok bankacının anasını ağlattı.Sen gel Türk halkına şirin görünmek için anneler günü reklam filmi hazırlat.Yersen!Ama artık insanlar yemiyor!Mesela bu reklam filmini Twitter'da paylaşan bayan genel müdüre işten atılan anneler adeta ders verdi. Twitter'da çok sayıda tepki mesajı geldi.
Türkiye hiçbir ülkenin ve sermayenin sömürgesi değildir.Bu tür ikiyüzlülüklere hep itiraz edilmeli ve bunu yapanların yüzlerine vurulmalı. Bir avuç plaza çalışanı tarafından kurulan Plaza Eylem Platformu işte bunu yapıyor. Haksızlıklara ve ikiyüzlülüklere karşı mücadele veriyor. Süt izninde anneleri işten çıkartan sonra hiçbir şey yokmuş gibi şubelere süt odaları yaptırdıklarını açıklayan bankanın önünde eylem yaptı. Plaza Eylem Platformu bu kez bankanın Avrupa'daki merkezinin önünde eylem yapmaya hazırlanıyor.Reklam filmlerinde komedyen oynatan ya da tertemiz analarımızı ikiyüzlülüklerine alet eden bankalara buradan sesleniyorum:Yapmayın! Komik oluyorsunuz.