Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Yeli ve milli lafta kaldı
Aydınlık:
Saadet Partililer CHP listesinde olacak
Evrensel:
Yapılması gereken işçinin birleşerek güçlenmesi
Yenişafak:
İnce’nin ekibine tırpan
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Emre Kongar, 20 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Muharrem İnce: Hukuk devleti nasıl kurulamaz?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Hukuk Devleti, tek bir adamın duygu ve düşüncelerine, kişisel emirlerine itaat eden bir yargı mekanizması ile kurulmaz. Hukuk Devleti, vicdanları ile cüzdanları arasında sıkışmış savcı ve yargıçlarla kurulmaz. Hukuk Devleti, hakkı, hukuku, demokrasiyi sadece kendileri için isteyenler tarafından kurulamaz. Hukuk Devleti, Demokratik Rejimi tahrip ederek, demokratik kurum ve kuralları yok sayarak kurulamaz. Hukuk Devleti, temel insan hak ve özgürlüklerini göz ardı ederek kurulamaz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Hukuk Devleti, tek bir dinin, mezhebin, ırkın, milletin, inancın emrinde, sadece onlar için kurulamaz. Hukuk Devleti, insanlığın bazı kesimlerini düşman görerek, ya da dışlayarak kurulamaz. Hukuk Devleti, topyekûn suçlamalarla, bir dini veya etnik grubu hain ilan ederek kurulamaz. Hukuk Devleti, kin ve intikam duygularıyla kurulamaz. Hukuk Devleti, savcıları ve yargıçları bir tarikatın, bir cemaatin mensubu yaparak kurulamaz. Hukuk Devleti, savcıları ve yargıçları bir partinin mensupları yaparak kurulamaz. Hukuk Devleti, “Devlet bağırsaklarını temizliyor” diyerek kurulamaz. Hukuk Devleti, “Kurunun yanında yaş da yanar” diyerek kurulamaz. Hukuk Devleti, bütün muhalifleri hapsederek kurulamaz. Hukuk Devleti, gizli tanıkların ifadelerine dayanarak insanları mahkûm etmekle kurulamaz. Hukuk Devleti, fiilen şiddet olaylarına ve terör eylemlerine katılmamış olan gazetecileri ve yazarları hapsederek kurulamaz. Hukuk Devleti, insanların iradesi dışında, haberi olmadan elektronik araçlarına yüklenen programlarla suçlanarak kurulamaz. Hukuk Devleti, “bilirkişi” diye siyaseten taraflı ve bağımlı, bilgice yetersiz kişilerin kullanılmasıyla kurulamaz. Hukuk Devleti, “onlar da ne haksızlıklar, ne hukuksuzluklar yapmıştı” gerekçesiyle yeni haksızlık ve hukuksuzluklar yaparak kurulamaz. Hukuk Devleti, yargı hiyerarşisi yok sayılarak, Anayasa Mahkemeleri devre dışı bırakılarak veya kararlarına uyulmayarak kurulamaz. Hukuk Devleti, “önce tutukla sonra yargıla” yönteminin genel ilke olarak uygulanmasıyla kurulamaz. Hukuk Devleti, insanları, kendilerine ve avukatlarına neyle suçlandıklarını bile söylemeden hapsederek kurulamaz. Hukuk Devleti, taraflı ve bağımlı bir yargı mekanizması ile kurulamaz.Peki nasıl kurulur Hukuk Devleti? Muharrem İnce, “Ben ‘devri sabık’ yaratmayacağım, kimseyi yargılamayacağım. Beni de yargılayabilecek olan bağımsız bir yargı kuracağım” diyor... İşte öyle kurulur.
…***
Esfender Korkmaz, 20 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Çıkış yolu dikenli”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye açısından bakarsak, 2000 yılında sabit kur rejimi vardı… Bu gün ise dalgalı kur sistemi var. Devalüasyonu piyasa yapıyor. Sonuçlar da farklı oluyor. Ekonomik sorunlar bir gece yerine uzun döneme yayılıyor. Fark finansal krizler sonrası ekonominin resesyondan daha hızlı çıkmasıdır.Ayrıca istikrar sorununun uzun döneme yayılması, sinsi işleyen ve fakat maliyetleri daha ağır olan bir istikrar sorunudur.Söz gelimi, 2001 krizinde eksi büyüme yaşadık ve fakat ertesi yıl GSYH daha hızlı büyüdü. Dış borç stoku 129 milyar dolardı.İşsizlik oranı ise yüzde 8'in altındaydı. Yüksek enflasyonda Kriz sonrası IMF'nin getirdiği güçlü ekonomiye geçiş programı sayesinde 2004 yılında yüzde 9'a geriledi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu gün finansal krizi yok fakat maliyetler çok daha yüksektir. İktidar yalnızca büyümeyi hedef alıyor. Ancak üretim dışa bağımlı olduğu için aynı büyüme cari açığın ve dış borcun artmasına neden oluyor. Özel sektörü zora sokuyor. Popülizme dayanan büyüme bankalar için risk yaratıyor. Üstelik istikrarlı bir büyüme de yaşanmıyor. Kur artışına gelince… Elbette dış faktörlerin etkisi var. Dalgalı kur siteminin ve günübirlik politikaların getirdiği kırılganlık sorunu var. Eksi reel faizin etkisi var… Ancak temel sorun siyasi, hukuki, demokratik altyapının kaybolmasıdır.Başkanlık sitemine geçilmesi, OHAL, hukukun üstünlüğünde geri düşmemiz, yüz yıl önceki dünyaya mahsus olan düşünce suçlularının yaratılması, siyasi iktidara olan güveni sarstı. Güven bunalımı ekonomik kaos yarattı.Doların yüzde 25 oranında daha değerli olması belki daha da artmaz diye bir pisikoloji yaratabilir. Olmazsa seçime kadar kaos derinleşecektir.Hükümetin yaşanan olayları görmezden gelmesi, Doların artışını kabul etmiyorum demesi, farklı algı yaratmak istemesi, Doların 4.50 olmasını, enflasyonun ve işsizliğin çift haneye çıkmasını, cari açığın 34 milyar dolardan 54 milyar dolara çıkmasını, dış borç stoğunun 460 milyar dolara çıkmasını engelleyemedi. Uzun dönemde yapılacaklar bellidir. Ancak kısa dönemde seçime kadar bu günkü siyasi iktidar bir çıpa bulmak zorundadır.
…***
Faruk Çakır, 20 Mayıs tarihli Yeniasya gazetesinde, “İsrail’e kim hesap soracak?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Filistin’de ve Gazze’de yaşananlar dolayısıyla İsrail’e hesap sorulmaması ya da İsrail’in hesap vermemesi eşyanın tabiatına aykırı olur.Küfür devam etse de zulüm devam etmeyeceğine göre İsrail’in Gazze ve Filistin’de yaptığı haksızlık ve zulüm de devam edemez, etmemeli.Gazze ve İsrail arasındaki sınırın normal bir sınır olmadığına dikkat çeken dergi “Gazze bir hapishane, bir devlet değil” demiş ve 365 kilometrekarelik bir alanda iki milyon kişinin yaşadığı Gazze’nin dünyanın en kalabalık ve perişan yerlerinden biri olduğunu hatırlatmış.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Bölgede, ilâç ve elektrik sıkıntısı yaşandığı, çeşme suyunun içilemediği, temizlenemeyen kanalizasyonun denize pompalandığı hatırlatılan yazıda şöyle denilmiş: “Bölgeden askerlerini 2005’te çeken İsrail artık Gazze’nin kendi sorunu olmadığını söylüyor. Ama hâlâ Gazze’yi havadan, karadan ve denizden kontrol ediyor. Bir Filistinli, çiftçi olsa bile sınıra 300 metreden fazla yaklaştığında vurulabiliyor. İsrail, mal girişini kısıtlıyor. Sadece çok az sayıda Filistinli meselâ tedavi için bölge dışına çıkabiliyor. Mısır da ayrıca bu sefalete katkıda bulunuyor. Sina’ya açılan Refah kapısı bir başka kurtuluş supabı. Ama bu yılın ilk dört ayında sadece 17 gün açık kaldı. Filistin yönetimine hâkim olan El Fetih de Gazze’deki memurların maaşlarını askıya aldı, bölgeye ilâç ve bebek maması girişini kısıtladı ve İsrail’e Gazze’ye elektrik verilmesi için ödenen parayı kesti.”
Ekonomi, politika ve finans haberlerine ağırlık veren İngiliz dergisi The Economist’in “İsrail Gazze’deki ölümlerin hesabını vermeli” demesi önemli bir gelişme olarak görülmeli. Evet, İsrail’e uluslar arası hukuk nezdinde hesap sorulmalı, ama bunu kim yapacak?
Bugün için uzak bir ihtimal gibi görünse de inşallah İsrail’e böyle bir hesap sorulur. Çünkü her dinden ve her ırktan insanlar İsrail’in yaptığı bu zulmü, bu haksızlığı kınıyor. Hatta İsrail’de ya da başka ülkelerde yaşayan bazı İsrail vatandaşları bile bu zulme itiraz ediyor. Bu itirazlar birleşip bir noktada güç haline getirilebilirse o zaman İsrail’e hesap sormak mümkün olur. Nitekim BM İnsan Hakları Özel Raportörü Michael Lynk, İsrail’in Filistinli göstericileri kasten öldürmesi ve yaralamasının Roma Statüsü’ne göre savaş suçu teşkil ettiğini söylemiş.
Evet, en kalabalık, en perişan ve yüzde 44’le dünyanın en yüksek işsizlik oranının olduğu bölgenin Gazze olması ve ilâve olarak bu bölgede 2007’den bu yana üç savaş yaşanmış olması ortada tahminlerden daha büyük bir trajedi olduğunu gösterir.
Hür dünya İsrail’in bu zulmü karşısında daha fazla sessiz kalamaz. Sivil toplum kuruluşları bir araya gelerek idarecileri ikaz etmeli. Onlar da dünyadaki bütün platformlarda konuyu gündeme taşımalı ve İsrail’e hesap sormalıdır. Filistin ve Gazze’de yaşananlar sabır taşlarını çatlatmak seviyesine kadar gelmiş durumda. Eğer BM ve benzeri kuruluşlar hukuk önünde İsrail’e hesap sormazsa kendileri de zarar eder. Filistin ya da dünyanın hangi bölgesinde olursa olsun bütün insanlar insanca yaşama hakkına sahiptirler. Vicdanlar nezdinde mahkûm olan İsrail’in dünya hukuku önünde de mahkûm olması gerekir. Bugün değilse yarın, ama bir gün mutlaka İsrail’in mahkûm olduğu görülecek inşallah.