Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: AKP listelerinde FETÖ rahatsızlığı
Cumhuriyet:
Dolar gece yarısı tüm rekorları kırdı
Yenişafak:
Akaryakıtta yeni system devrede
Yeniasya:
İşini yapana soruşturma
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Şükran Soner, 22 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Tek başına sandıkla demokrasi gelmiyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Bu yazıyı okuduğunuz saatlerde 600 kişilik Meclis için siyasi partilerin belirledikleri aday listeleri, YSK’ye teslim edilmiş halleriyle, üç aşağı beş yukarı kesinlik kazanmış olacak değil mi? Gürültüsü, dedikoduları kuşkusuz sonrasına çok tartışmalı yansıyacak. Görülen o ki, eski Meclis dağılımı aritmetiğinde, en azından demokratiklik ilkeleri ölçüleriyle, milletvekilliğinin hakkını vermiş olanların çok azı yeni Meclis içinde yerlerini alabilecek. Kişisel tartı terazimden elbette söz etmiyorum. Kendi partilerinin kimlik ve ilkeleri ölçümlenmesi sınavından geçirilmiş olarak milletvekiliğinin hakkını verenlerin çoğunluğu harcanmış olarak yeni listelerin oluşturulmuş olması gerçeği ile bir kez daha yüz yüzeyiz.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu tablo her zaman için AKP seçim yenilenmelerinde yaşanıyor, ancak kimselerin sesi soluğu çıkamıyordu. AKP’de Liderlik, Gülen Cemaati ile iktidar ortaklığının söz konusu olduğu uzun dönemler için, ikili iktidarları erkinin biat kültürü belirleyici idi. Çok sayıda, isim değişikliği İktidarları çıkar ağları paylaşım hesaplarında çok daha verimli sonuçlar üretiyordu. Sadakat düzeni, çıkar ağlarının çok daha verimli işletilmesinde sayısız yararlar getiriyordu. Yeni isimler, kadrolar ile yeni yandaşlık çıkar hesaplarında saadet zinciri ağları genişletilmekle kalmıyor, sadakat kanıtlanması bağlantılı milletvekilliği düşürülenlerin saadet zinciri halkaları içinde yaşamın her alanına yönelik yeni görevlendirilmeleri, paylandırılmalarında özen eksilmiyordu..
CHP içinde milletvekili listelerinin ülkenin bu çok sıkışık, zorunlu koşullarında çok yaşamsal hesaplarla hazırlanmasından ortaya çıkan sonuçlara, sorgulamalara gelince.. Olumlu, olumsuz bire bir tanıklıklar, hesaplar, kaygılarla ortaya çıkmış sonuç listelere bakıldığında, CHP özelinde hiç bu kadar taban ağırlığı, demokratik, CHP penceresinden milletvekiliğini hak ediş ölçülerinde yaralanmaların söz konusu olduğu bir tablo, sonuç ile karşı karşıya kalınmadığı sonucuna varmak sizce abartı, duygusallık olabilir mi? Azımsanmayacak sayılarla CHP’nin yıllarca partisine sadık kalmış yönetim kadrolarında hafife alınmayacak bu isyan, duygusal tepkinin nedeni mi ne? Çok yalın neden, en olumsuz seçimlere gidiş koşullarında dahi, CHP’nin örgütleri, taban ağırlıkları, parti içi milletvekili aday belirleme koşullarının işletilemediği demokratik koşullardan kaynaklanmış olması değil mi? Önseçim artı merkez yoklaması bile ne kadar daha demokratik sonuçlar üretebiliyormuş değil mi?
Demek ki ne imiş? Rejimi demokrasi sayılan dünya ülkeleri içinde en antidemokratik, ucube, Saray, Tekadam rejimini, en sivil diktatoryal yönetim modelini ortaya çıkaran söz konusu metin üzerinden yapılacak seçim sonuçlarına karşı demokrasi cephesi, hak-hukuk-adalet arayışlarımız yaşamsal önemde, değerdeymiş.. Ellerimizle, tırnaklarımızla toprağı kazıma zorulukları içinde olsa dahi, bu dünyadaki sivil diktatörlükler rejimlerinin çoğunu dahi mumla aratacak adı başkanlık Tekadam, Saray rejiminin ülkemizde kurumsallaşmaması için toplumsal reflekslerle oluşmuş arayışların çözüm getirebilecek seçim sonuçları için umutlu oy kullanma, sandıklara sahip çıkma kararlılığımızdan hiçbir koşulda, gerekçeyle vazgeçmemeliyiz.
Her seçmenin kendi doğruları penceresinden en bilinçli, akılcı kararlılıkla, bu yaşamsal seçime yönelik, oyunu kullanma ile de sınırlı olmama koşulu ile, sandıklara sahip çıkmanın sorumluluklarının gereklerini yerine getirebildiği ölçülerle demokrasimizin önü açılacak. Kuşkusuz demokrasiden çok uzak koşullarda ortaya çıkacak milletvekili dağılımı, partilerin hak edilmiş milletvekilleriyle temsilini ortaya koyamayacak.
…***
Ender İmrek, 22 Mayıs tarihli Evrensel gazetesinde, “HDP'siz Meclis, Saraylı Türkiye'dir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Evet, HDP’nin barajı aşmadığı, daha doğrusu HDP’nin barajı aşmasının engellendiği, barajın altında kalması sağlandığı takdirde kazanan Erdoğan olacaktır.Ne yazık ki, CHP bu gerçeği atlamış bulunuyor. CHP’nin adını, özüne uygun biçimde ‘Millet İttifakı’ koyduğu ittifaka, HDP’nin de dahil edilmesinin bir formülünü bulmamış olması, bu tehlikeyi hâlâ atlatamamış gösteriyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Demokratikleşmeyi kavrayamayan, demokrasiyi sindirememiş olan CHP, İYİ Partinin ve elbette AKP ve MHP’nin baskısına göğüs geremeyerek HDP’yi baraj tehlikesiyle karşı karşıya bırakmış, dahası adeta yem olarak ortaya atmıştır.
CHP hâlâ, HDP’nin barajı aşmaması halinde kendilerinin alacakları oyun, çıkaracakları milletvekilinin hiçbir işlevinin olmadığını, olmayacağını görmüyor gibi hareket ediyor.
Ya da bunu biliyor, ancak bilmezlikten geliyor...Zira HDP’nin barajı aşmaması durumunda, 80 dolayında milletvekilinin, komple sarayın hanesine yazılacağını bilmiyor olamazlar.
Bunu bile bile HDP’yi dışlamaları, HDP için bir sorun olmayabilir, HDP, kendi gücüne güveniyor olabilir. Ancak kalkıp oturup Türkiye’nin geleceğinin AKP’nin gidişatının durdurulmasına, tek kişi diktatörlüğüne giden koşulları ortadan kaldırmaya, saraydakinin saltanatına son vermeye, ‘Türkiye’nin parlamenter, demokrat siteme dönüşü’ne bağlı olduğunu vurgulayan CHP’nin, bunun yolunun HDP’nin barajı aşmasından geçtiğini bilmiyor olacağı düşünülemez. Zira HDP’siz Meclis yok hükmündedir.
Zaten işlevsiz kılınmış TBMM, HDP’nin barajın altında bırakılması halinde, kapısına kilit vurulmuş olmaktan farksız bir TBMM’nin olacağını kestirmek için, üstün yeteneklere sahip olmaya gerek yoktur. HDP’nin barajın altında bırakılması, Erdoğan’ın hedeflediği iktidarın hızla hayata geçirilmesini sağlayacaktır.HDP’nin barajın altında bırakıldığı bir seçimden sonraki Türkiye sadece Erdoğan iktidarının devamı olmayacaktır, CHP de dahil olmak üzere siyasi partilerin ve TBMM’nin kıymeti harbiyesi de kalmayacaktır. Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucunun da HDP’nin barajı aşmasıyla direkt bağlantılı olduğunu vurgulamaya da gerek yok...
…***
Fatma Çelik, 22 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Uyum mevzuatı ve seçim süreci”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Geçtiğimiz hafta, 6771 sayılı Kanunla Anayasa'da yapılan değişikliklere uyum sağlanması amacıyla, gerekli düzenlemeleri yapması için Bakanlar Kurulu'na yetki veren bir kanun ile yeni rejimde yer almayan bir süje son defa kullanılmış oldu: Yetki Kanunu.Malumunuz, yeni sistemde, yürütme yetkilerini tekelinde toplayan Cumhurbaşkanının çıkaracağı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi için Meclis'ten böyle bir yetki alınmasına ihtiyaç duyulmayacak.Ancak yasal olarak halen yeni rejime geçilmediğinden, kanun yerine kanun hükmünde kararnamelerle değişiklik yapmak için bu yetki kanunu gerekti, çıkarıldı ve uyum süreci başladı...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ancak, uyum süreci Anayasa'ya aykırılıkla başladı...Şöyle ki..."Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren en geç altı ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi bu değişikliklerin gerektirdiği Meclis İçtüzüğünü ve kanuni düzenlemeleri yapar".Oysa söz konusu kanun 12 ay önce yürürlüğe girdi ancak değişiklikler yapılmadı.Anayasa yalnızca aktif şekilde değil, bazen de pasiflik nedeniyle ihlal edilebilir. Burada da, Anayasa "6 aylık" bir süre öngörürken, anayasal yükümlülüğün yerine getirilmemesinden dolayı ihmal yolu ile anayasaya aykırılık söz konusudur.Bununla birlikte, Meclis'in 'yasama yetkisi' dâhilindeki bir yetki, hükümete devredilmiş olmaktadır.Yani, TBMM, 12 aydır ihmal ederek kullanmadığı görev ve yetkisini, Bakanlar Kurulu'na 1 ay gibi kısa bir sürede kullanması için devretmektedir.Peki, bunun sonucunda ne olacak?Bakanlar Kurulu ne gibi uyum düzenlemeleri yapar elbette ki henüz bilmiyoruz. Ancak bilinen şey şu ki, TBMM, bizzat verdiği yetki kanunu dayanak gösterilerek çıkarılan kararnameleri denetleyemeyecek.Devamında, Anayasa Mahkemesi elbette ki anayasallık denetimi yapacak, ancak yeni sisteme çoktan geçilmiş olacak. 24 Haziran'a giden süreç, önce "baskın seçim" açıklaması ile muhalefeti hazırlıksız yakalamak amaçlı başladı, eşit olmayan koşullarda yapılan kampanyalarla devam ediyor...Erken seçim kararı, eşit olmayan kampanya ortamı, eşit olmayan parti yardımları... Hepsi tek bir tarafın amacına hizmet ediyor...Parti yardımı olarak, AKP 450 milyon, CHP 234 milyon, MHP 108 milyon, HDP 99 milyon alırken; seçimde en iddialı adaylardan İYİ Parti ise yasalar gereği seçim yardımı alamıyor...Cumhurbaşkanlığı yarışında da adaylardan biri devlet imkânları ile oradan oraya uçarken, diğerleri destekçilerinin imkânlarına ihtiyaç duyuyor...Kimileri televizyonlardan düşmezken, kimileri kendine görsel basında hiç yer bulamıyor... Bir avuç gazete dışında hepsi, aynı kişiye hizmet ediyor...Tüm bunların yanı sıra, seçim günü, 1 başkan, 6 asil ve 6 yedek üyeden oluşacak sandık kurullarının 5 üyesi siyasi partiler tarafından verilecek. Ancak burada kriter, son seçime katılmış olmak olduğundan, İYİ Parti sandık kurullarına üye veremeyecek...