Türkiye’den Köşe yazarları
Cumhuriyet: Merkez Bankası'ndan faiz kararı
Yeniasya:
Ekonomi için acil tedbir: OHAL’i kaldırmak
Yenişafak:
Milleti kandırmanın maliyetini kim ödeyecek?
Karar:
Faizler artırıldı
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
…***
Çiğdem Toker, 23 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Merkez Bankası’nın ‘bağımsızlığı’”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Merkez Bankası’nın web sayfasını açınca hemen görünen iki cümle 16 Mayıs’tan kalma:“Piyasalarda gözlenen sağlıksız fiyat oluşumları yakından takip edilmektedir. Gelişmelerin enflasyon görünümü üzerindeki etkileri de dikkate alınarak gerekli adımlar atılacaktır.” Bu kısa açıklamanın üzerinden bir hafta geçti. Dolar 4.65’i gördü. Sayfada kolayca görünen diğer metin ise 30 Nisan 2018 tarihli Enflasyon Raporu. Orada da bu yıl sonunda enflasyona dair yüzde 8.4 tahmini duruyor. Tek hanede ısrar eden bu tahminin imkânsızlığı da artık ortada.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Özel sektör bilançolarındaki tahribat onarılması güç eşiklere taşınırken diğer yandan da tüketici güveni düşüyor. Gerçekten Merkez Bankası’na göre, TL’deki bu değer kaybı bile henüz adım atılmasını gerektirecek düzeyde olmayabilir mi? TL’deki korkutucu değer kaybının enflasyonu nasıl etkileyeceğini ölçmemesine imkân var mı? Peki, dışardan umursamazlık gibi görünen bu tepkisizlik hali nedir?Yaşanacak tahribatın derinleşeceği, yayılacağı biline biline Merkez Bankası’nın kıpırtısız kalışının izahı artık açık: Banka’nın Beştepe’den yönetilmesi. Geçen hafta Merkez Bankası Başkanı’nı AKP bayrağı altında gösteren fotoğraf bir süredir “de facto” konuşulan bu olguyu, resmi olarak da belgeliyordu.Merkez Bankası’na, siyasi otorite karşısında bağımsızlık kazandıran yasal düzenleme, 2001 krizinin ardından tüm topluma ödetilen ağır reçetenin içinde özel yasayla geldi. Banka bağımsızlığı, eğer koşulları varsa, gerektiğinde faiz artırımına gitmekten kaçınmamayı daha doğru anlatımla “korkmamayı” gerektiriyor. Fakat bugün gelinen noktada, faiz artırımından başka rasyonel seçeneği görünmeyen Merkez Bankası, bu zorunlu adımı atamıyor. Bu seyretme halini “korku”dan başka gerekçeyle izah etmek zorlaşıyor. Korku dediğiniz çeşit çeşit. Kaybedileceklerin ağırlığına ve atfedilen öneme göre iktidarın ayrı, bürokrasinin ayrı, kurumların ayrı, kişilerin ayrı korkuları var.Olası faiz artırımının, mali piyasalara yansımaması imkânsız. Kredi faizlerinde artış ise reel sektör, sanayi üretimi üzerinde baskı demek. Üretimin yavaşlamasının, başta istihdam olmak üzere olası sonuçları ise bilen biliyor. Hasılı, AKP ve Beştepe zaviyesinden bakıldığında seçim ortamında, faiz artırımının istenmemesini, dahası garip garip teoriler dillendirilmesini anlamak bir parça kolaylaşıyor. Tabii bu bizler için geçerli. Memleket dertlerine kafa yoranlar için yani. Yoksa toplumun azımsanmayacak kesimi, TL’deki değer kaybının dış güçlerin oyunu olduğuna inanmaya hazır. Bütün mesele ise bu sürecin daha ne kadar götürülebileceği.Seçimde kaybetme korkusuyla Merkez Bankası’na zorunlu adımları attırmayan irade, bütün topluma ve ülkeye zarar veriyor. Banka ekranına konulan iki cümlelik “adım atma” mesajları, kanamalı bir hastayı ameliyata almak yerine, yarasına üstten pansuman yapıp evine göndermeye benziyor. Bu nedenle Merkez Bankası’nın 7 Haziran’daki Para Politikası Kurulu toplantısı öncesinde karar alıp almayacağı konusu giderek yaşamsal hale geldi. Bu yaşamsal önem de neredeyse saat başı artıyor. Enflasyonun etkilerini giderek ağır hissettiğimiz bugünlerde TL’deki değer kaybının günlük hayatımıza etkileri sanılandan daha ağır olabilir. Daha sözleşmeleri döviz üzerinden imzalanmış, devletin taraf olduğu Hazine garantili Kamu-Özel İşbirliği (KÖİ) projelerini hiç saymıyoruz üstelik.
...***
İhsan Çaralan, 23 mayıs tarihli Evrensel gazetesinde, “AKP-MHP ittifakının hesapları bozulabilir”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Halkların Demokratik Partisinin (HPD) Cumhurbaşkanı Adayı Selahattin Demirtaş’ın, cumhurbaşkanı seçiminde aday olması nedeniyle avukatları aracılığıyla yaptığı tahliye talebi, yargılandığı mahkeme tarafından reddedildi.Mahkeme başvuruyu, “Adli kontrol şartlarının bu aşamada yetersiz kalacağı!” gerekçesiyle reddetmiş!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Mahkeme böylece, 6 cumhurbaşkanı adayı arasında, “az çok adil bir yarış” olabilmesinin ilk şartı olan “Seçim kampanyasına serbestçe katılabilme” şartını görmezden gelerek, diğer 5 “yarışçı” için ellerinin ayaklarının serbest olduğu yarışa, Demirtaş’ın kollarında kelepçe, ayaklarındaki pranga ile katılmasına karar vermiştir!
Bu karar aynı zamanda; şimdiye kadar “seçim güvenliği” açısından endişelere konu olan 24 Haziran seçimini, Demirtaş ve HDP’yi adil olmayan koşullarda seçime katılmaya mecbur ederek, “seçimin meşruiyetini” de tartışmalı hale getirmiştir. Demirtaş hakkında verilen “tutukluluğa devam” kararı, “Ne yapalım mahkeme kararıdır. Mahkeme kararına müdahale mi edelim” gerekçesiyle geçiştirilemez. Çünkü bu sorun hukuki ve adli bir sorun değil, tamamen siyasi bir sorundur.
Kaldı ki Erdoğan-AKP yönetimi, 7 Haziran seçiminden beri HDP’nin emniyet, savcılar, özel mahkemeler ve Meclis gücü kullanılarak her yolla baskı altına alınıp sindirilmesini, böylece HDP’nin barajın altına itilerek, HDP vekillerinin AKP tarafından kazanılmasını sağlamayı amaçlamıştır. AKP ve MHP ittifakı ile bu amaç daha anlaşılır ve gözle görülür hale gelmiştir.
Bu yüzden de Demirtaş hakkındaki mahkeme kararı bu siyasi amaçla bağlantılıdır ve şeklen “mahkemenin kararı” olarak gösterilse de kamuoyu vicdanında haksız, hukuksuz, adil olmayan, seçimin meşruiyetini tartışmalı hale getirecek bir karardır.
Bu gelişmeler açıkça gösteriyor ki, 24 Haziran seçiminde sorun sadece bir cumhurbaşkanı adayının tutuklu olarak seçim kampanyası yürütüyor olması değildir.Öncesini bir yana bıraksak bile OHAL ilanından sonra; HDP’nin eş başkanlarının ve pek çok vekilin tutuklanması, bazı vekillerinin milletvekilliğinin düşürülmesi, Yüze yakın seçilmiş belediye başkanının görevden alınıp tutuklanırken yerlerine kayyım atanması, Binlerce HDP yöneticisinin bugün tutuklu olması, HDP’nin faaliyetlerinin polis ve savcıların baskısı altında olması ve parti binalarının keyfi baskılarla sürekli taciz edilmesi, AKP-MHP ittifakının, sadece Demirtaş’ı değil HDP’yi de seçim yarışına elleri kelepçeli ayaklarında pranga ile katmayı amaçladığına kanıttır.
...***
Esfender Korkmaz, 23 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Milletin seçim sınavı”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“24 Haziran seçimlerinde hem Cumhurbaşkanı, hem de milletvekilleri seçilecek. 24 Haziran'da Cumhurbaşkanlığı için geçerli oyların salt çoğunluğu sağlanmadığı takdirde 8 Temmuz'da ikinci oylama yapılacak.Anket yapanlar, siyasi partilerin oy oranını tespit etmek için anket yapıyorlar. Anketler arasında da çok fark var. Söz gelimi bir şirketin anketinden AKP'nin oy oranı yüzde 56.2 çıkarken bir başkasının anketinden yüzde 38.5 olarak çıkmış. Yine birisinin anketinden MHP'nin oy oranı yüzde 23.4 çıkarken diğerinden yüzde 5 olarak çıkmış.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Her şeyden önce bu anketlerin paralı yaptırıldığı, manipülasyon olduğu ortadadır. Eğer siyasi partiler bu anketleri kamuoyunu yönlendirmek için yaptırıyorsalar yanılırlar... Ters teper... Çünkü anketlerde manipülasyon olduğu çok açıktır. Öte yandan siyasi parti oyları ile Cumhurbaşkanı oyları çok farklı olacaktır. Söz gelimi Muharrem İnce'nin oy potansiyelinin, partisinden daha yüksek olduğu, kalabalıkları toplamasından ve halkla bütünleşmesinden anlaşılıyor.Daha önemlisi, parti oylarından daha önemli olarak, bu seçimler aynı zamanda Türkiye'nin siyasi geleceğinin oylanmasıdır. Hukuk alanında yapılan düzenlemelerin gerekçesi ne olursa olsun, ister FETÖ terörü olsun, ister hukuk düzeninin daha hızlı çalışmasını sağlamak olsun, ister yargıya hâkim olmak olsun, sonuç olarak Türkiye hukukun üstünlüğünde geri düştü. Toplumda yargı bağımsızlığı tartışılmaya başlandı. OHAL kararnameleri, yalnızca OHAL konusu alanlarla sınırlı olmuyor, Türkiye'nin hukuk düzenini, yaşam şeklini, demokrasiyi etkileyecek şekilde çıkarılıyor. İşte bu seçimde aynı zamanda OHAL'in kaldırılması ve Hukukun Üstünlüğü oylanıyor. Anayasa oylamasında Başkanlık sistemi kabul edildi. Ancak iç ve dış çevrelerde yapılan yorumlar, referandumun oldu bitti olarak yapıldığı ve referanduma gölge düşüldüğü şeklindedir.Referandumla siyasi rejim değişti. Oysa ki oylamada halk rejimi değil, siyasi parti tercihlerini oyladı. Geçiş dönemi uygulaması gösterdi ki, başkanlık rejimi demokrasiyi daha çok tahrip edecektir.Muhalefet adaylarından birisi kazanırsa, Meclis'te bugünkü muhalefet çoğunluğu sağlarsa, yeniden parlamenter sisteme dönülecektir.Bu nedenle bu seçimlerde demokrasi oylanıyor. Türkiye'nin medeni müttefikleri, Avrupa Birliği, Türkiye'deki basın özgürlüğünü tenkit ediyor. Uygulamada basının yüzde 90'ı yandaş medya oldu. Birçok gazeteci tutukludur.Bu seçim aynı zamanda Türkiye'de basın özgürlüğünü oylamak demektir. AKP iktidarı 16 seneyi spekülatif sermaye ve sıcak para girişine dayanan, günübirlik politikalarla geçirdi. Türk ekonomisi dünyanın en kırılgan ekonomisi ilan edildi.