Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: Muharrem İnce son oy oranını açıkladı
Evrensel:
Televizyonda tek adam dönemi
Yenişafak:
Dolar operasyonu ters tepti
Milli gazete:
AKP, 2007'de "yerli uçağımız göklerde" demişti! Süleyman Soylu'dan "uçak yapacağız" vaadi...
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Aydın Engin, 27 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “‘Yiğidim’ çıkmış meydana…”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“CHP ve MHP seçim bildirgelerini açıkladılar. Ciddi, ağırbaşlı bir “köşe” yazarı o günkü yazısını bunlara ayırır, analizler döktürür. Doğru. Ancak ben ne ağırbaşlı bir gazete yazarıyım, ne de analizler döktürecek kadar derin bilgi sahibiyim. Bu bildirgeler üstüne yazmayacağım demek değil. Ama aklımın ermediğini, aklının erdiğine inandığım, güvendiğim meslektaşlara, arkadaşlara sorup danıştıktan sonra yazsam daha iyi olacak.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Mesela CHP seçim bildirgesinin ağırlık noktalarından biri maliyeye ve SGK’ye prim borcu takmamış KOBİ’lere, ödediği vergi ve SGK primi kadar krediyi sıfır faizle vermek. Kılıçdaroğlu bildirgeyi açıkladığı toplantıda döndü döndü bunu vurguladı. Ekonomiyi ve daha önemlisi Türkiye’nin geleceğini sağlığa çıkaracak, aydınlığa kavuşturacak bir ekonomik manivela olduğunu uzun uzun anlattı.
Mümkün. Ancak ben yine de ekonomi ulemasından birilerine “Bu sahiden çok önemli bir proje mi? Sözü edildiği kadar etkili ve olumlu sonuçlar doğuracak mı” diye soracağım… Yani yoğurdu üfleyeceğim.
Zaten kime sorsam, kime danışsam diye düşünür dururken Reis’in sesi Erzurum taraflarından bizim gazeteye, oradan da benim masaya kadar ulaştı. evet ben, AKP’nin seçim bildirgesini açıkladıktan sonra bu AKP Reis’inin niye sesi soluğu çıkmıyor diye merak ediyordum. Zaten fare doğuran dağdan beter içerikteki “seçim beyannamesini” açıklarken de Reis’in süngüsü epey düşüktü. Acaba dolar kuru mu çarptı diye soruyordum.
Bir de “Yeme bizi Reis” dense. O senin faiz lobisi dediğin aslında küresel kapitalizmin tefecileridir. Nerede dolara acilen ihtiyaç duyan o yüzden istese de istemese de faizleri yükseltmek zorunda kalan ülkeler varsa paralarını oraya yollayıp tatlı faiz gelirleri elde ederler. Ancak getirdiklerini geri alamama kaygısı duyduklarında da dolarlarını alıp daha güvenli limanlara yelken açarlar.
Yani faiz lobisi filan yok, Reis’in ve partisinin bir parçası, bir halkası olduğu küresel kapitalizm ve onun dümenine oturan finans kapital var.
…***
Vedat İlbeyoğlu, 27 Mayıs tarihli Evrensel gazetesinde, “Bu ‘ağırlık’ Kürtlere mi yüklenecek sadece?!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye siyasetinde ‘özgül ağırlık’ kavramının popülerleşmesinde Bülent Arınç’ın ‘müstesna’ katkısı unutulamaz herhalde! Zaman içinde AKP’de pekişen ‘tek adam’ hegemonyasının ağırlığı altında ezilmiş ve kenara itilmiş haliyle, nemli gözlerini kırpıştırarak şöyle sitem etmişti:“Ben bu partinin kurucusuyum, benim bir özgül ağırlığım vardır...” Nafile bir hafife alınmama gayretiydi ve “bakın dişlerim hâlâ sağlam” demek istiyordu. Malum, dişleri tamamen çekildi sonra! En son, Gül’ün adaylığı olasılığına karşı hatırlanıp çağrıldığı Saray’ın kapısında yüzüne geçirdiği gevrek gülüşüyle, “Genel Başkanıma zarar verecek hiçbir hareketin içinde olmam” sözleriyle kayda geçen o ‘özgül ağırlık’tan geriye, oğlunu AKP aday listesine yazdırmak kaldı. Allah bereket versin, bu müşkül durumda bu kadarı da iyidi!”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:
…***
Mehmet Ağar da ‘müesses nizam’ içinde ‘özgül ağırlığı’ epeyce ‘derinlerde’ biriydi. “Devlet için kurşun atıp yiyen şerefliler”in resmi koordinatörlerindendi. Derinlere kök salmış ‘özgül ağırlığı’ siyasette (Elazığ dışında!) hiç para etmemişti ama Saray’ın ‘vefalı’ belleğince hatırlandı. Onun siyasetle uzaktan yakından ilgisi olmamış oğlu da adaylık listesine geçirildi ve ‘veliaht’ niyetine hemşerilerine gönderildi!
Konumuz Arınç ya da Ağar değil ama. Her ‘özgül ağırlık’ onlarınki gibi çürük olmuyor çünkü. Çürükler girizgâh sadece. O familyadan biri, Hüseyin Gülerce’nin de ‘Devr-i Cemaat’te kaldı ‘özgül ağırlığı.’ Az buz değildi, ‘Fethullah’ın sözcüsü’ sıfatının ağırlığıyla yer kaplıyordu şu dünyada. Çözüldü, öte öte kuş gibi hafifledi sonra! Şimdi Saray’a akıl fikir satmaya çalışmakta. Bakın bu ‘ağırlıklarını atmış’ ötücü kuş, neye dikkat çekiyor son yazılarından birinde: “Aday listeleri yüzde 1, HDP yüzde 10 etkiler...”
Sadece o da değil; “Kürt oyları” Saray’ın seçim mevzilerinde giderek daha çok ilgilenilen bir konu oluyor:
“Cumhur Kürtlerin oyunu alır mı?” diye soruyor biri...
AKP’nin ortağı MHP’nin aslında Kürtleri nasıl da çok sevdiğini, hiç de “Kürt düşmanı olmadığını” ispatlama telaşında bir diğeri...
Bir diğer düdük ise şöyle üfürüyor mesela: “Bütün adaylar Kürt seçmen tarafından samimiyet testine tabi tutulacaktır. Her birinin Tayyip Erdoğan kadar Kürt insanının gönlünde yer etmesi lazımdır...”! Örnekler çoğaltılabilir... Hepsi de Kürt oylarının, HDP’nin artık görmezden gelinemeyecek ‘özgül ağırlığı’nın öttürdüğü kuşlar... Tayyip Erdoğan pratiğinin “Kürt insanının gönlünde” nasıl bir yer tuttuğu tartışılır elbette...
…***
Fatma Çelik, 27 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Yeni rejimin baş enstrümanı: Cumhurbaşkanlığı kararnamesi”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Geçtiğimiz günlerde "geçiş dönemi" ile ilgili yazıda, bu seçimin yalnızca yeni meclis ve yeni cumhurbaşkanını belirlemekle kalmayacağını, aslında sistem oylamasını da yinelemiş olacağını yazmıştım. Bildiğiniz gibi, 'Millet İttifakı' parlamenter sisteme geri dönme taahhüdünde… 'Cumhur İttifakı' ise başkanlık sistemi taraftarı… O halde "24 Haziran'da halk aslında neyi oylayacak?" bu soruya yanıt için 16 Nisan referandumu ile getirilen sistemi iyi bilmek ve iyi anlamak gerekiyor… Bunun için ise, öncelikle, yeni sistemin baş enstrümanı 'Cumhurbaşkanlığı kararnamesi' ni iyice öğrenmekte fayda var…”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
16 Nisan referandumu ile kabul edilen yeni rejimde, kanun hükmünde kararnameler, tüzükler Bakanlar Kurulu tarafından çıkarılan yönetmelikler, Bakanlar Kurulu kararları, üçlü kararnameler, ikili kararnameler, Başbakanlık kararları gibi işlemlerin tümü kaldırılarak, bu işlemler yerini "Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi"ne bırakıyor ve…6 ayrı Cumhurbaşkanlığı kararnamesi kategorisi öngörüyor:1) Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir.2) Cumhurbaşkanı, "sosyal ve ekonomik haklar ve ödevler" bölümündeki hak ve özgürlükleri kararname ile düzenleyebilir.3) Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin teşkilatı ve görevleri Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenir.4) Olağanüstü hallerde Cumhurbaşkanı, olağanüstü halin gerekli kıldığı konularda (…) Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir.5) Kamu tüzelkişiliği, Cumhurbaşkanı kararnamesiyle kurulabilir.6) Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri ile teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulması Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenlenir.Böylesine geniş bir yetki ise, dengeleri elbette ki alt üst ediyor… Şöyle ki…Mevcut sistemde, Bakanlar Kurulu, Meclis'ten "yetki kanunu" ile konusu ve süresi açısından sınırları belirli bir yetki almadan kanun hükmünde kararname(KHK) çıkaramıyor. Ancak yine kanun hükmünde olan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarmak için böyle bir yetki kanunu gerekliliği bulunmuyor.Bu yönüyle Cumhurbaşkanlığı kararnamesi, hangi düzenlemeyi çağrıştırıyor? OHAL KHK'larını.Ancak mevcut sistemde, OHAL KHK'ları dâhil Bakanlar Kurulu'nca çıkarılan tüm KHK'lar TBMM "onayına sunulmak" zorunda. Cumhurbaşkanlığı kararnameleri için ise böyle bir zorunluluk mevcut değil.Özetle, Meclis'in yetki vermesine de onayına da ihtiyaç yok artık.Ancak… Anayasa(AY) madde 7 hükmünü hatırlayalım… "Yasama yetkisi, TBMM'ye aittir ve devredilemez."Bu hüküm, yeni sistemde de mevzuatta yerini koruyor. Peki, ama Meclis, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi karşısında bu denli saf dışı bırakılmışken, yasama yetkisi hala Meclis'te diye nasıl söyleyebiliriz?Bunu söyleyebilenler argüman olarak, yürütme-yasama erklerinin etkileşimine ilişkin hükmü (AY m. 104) ileri sürüyor. O halde, bu hükme bir bakalım…"Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez."Bir kararnamenin yürütme yetkisine ilişkin olup olmadığının tayini Cumhurbaşkanınca yapılacağından, temel hak ve özgürlüklere veya siyasi hak ve ödevlere ilişkin bir konuda "yürütme yetkisine ilişkin" iddiası ile Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılabilmesinin önünde bir engel olmadığı gibi, yeterli bir denetim mekanizması da -ne yazık ki- yoktur."Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz.