Türkiye'den köşe yazarları
Cumhuriyet: ‘80 milletvekilimize el konmak isteniyor’
Evrensel:
Kılıçdaroğlu: Filistinlilere vizeyi kaldıracağız
Yenişafak:
Ekonomide TL devri
Yeniçağ:
İYİ Parti çadırına bıçaklı zabıtalar saldırdı!
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Kadri Gürsel, 29 Mayıs tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “24 Haziran’da iktidarın işi artık daha zor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türk Lirası’nın ABD Doları karşısında son iki haftada yaşadığı büyük değer kaybı, seçmen eğilimlerini iktidar aleyhinde etkiledi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhur İttifakı, AKP ve MHP’ye verilen destek son iki haftada kritik oranlarda düştü. İstanbul Ekonomi Araştırma’nın önceki gün paylaştığı kamuoyu yoklaması sonuçlarına göre, cumhurbaşkanı seçiminin birinci turunda oyunu Erdoğan’a vereceğini belirtenlerin oranı 16 Mayıs’ta ölçülen yüzde 47.79 seviyesinden yüzde 44.02’ye indi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Bu sonuca göre cumhurbaşkanı seçimi 8 Temmuz’daki ikinci tura kalıyor. Erdoğan’ın 8 Temmuz’a yüzde 44 ile gittiği varsayıldığında rakibinin kazanma şansı beliriyor. Çünkü Cumhurbaşkanı’nın, ilk turda alacağı oyun üzerine, kendisine seçimi kazandırabilecek oranda yeni oyu ikinci turda eklemesi pek kolay değil.
İstanbul Ekonomi Araştırma, Erdoğan’ın oy oranını 25 Nisan’da yüzde 48.6, Mayıs’ta ise yüzde 47.65 olarak ölçmüştü. O tarihlerde Erdoğan’ın oyu ilk turda seçimi kazanmaya yakın bir seviyede tutunmuş gibi görünüyordu; ta ki 14 Mayıs’ta Londra’da Bloomberg TV’ye verdiği söyleşiye ve aynı gün uluslararası fon yöneticileriyle yaptığı kapalı toplantıya kadar... Uluslararası finans piyasasının aktörleri, Erdoğan’ın söylediklerinden, onun başkanlığındaki bir Türkiye’de bağımsız bir merkez bankasının olamayacağı, faiz politikalarının Erdoğan tarafından belirleneceği, faiz denetiminin tam anlamıyla siyasallaşacağı ve Türkiye’nin yatırıma uygun ülke olma vasfını tamamen yitireceği sonucunu çıkardılar.
Erdoğan, yatırımcıların kendisine duyduğu güveni böyle bitirdi ve TL’den kaçış bunun neticesi oldu.
Mamafih Erdoğan’ın 10 gün içinde ölçülen yüzde 3.7 seviyesindeki önemli oy kaybının kalıcı mı yoksa konjonktürel mi olduğunu görmek için İstanbul Ekonomi Araştırma’nın önümüzdeki bir hafta içinde tekrarlayacağı kamuoyu yoklamasının sonucunu beklemek gerekecek. Erdoğan’ın oyundaki düşüş, TL’de yaşanan ani değer kaybının seçmende yol açtığı bir paniğin neticesi olabileceği gibi, siyasi maliyeti ağır, gerçek bir kırılma da olabilir.
İstanbul Ekonomi Araştırma’nın kamuoyu yoklaması 23-26 Mayıs tarihlerinde 12 coğrafi bölgede 1500 deneğin katılımıyla “online” olarak düzenlendi. Araştırmada 1 Kasım 2015 Genel Seçimleri baz alındı ve deneklerin yanıtları, siyasi, coğrafi, yaş ve eğitim durumlarına göre kalibrasyona tabi tutuldu. Yanılma payı artı/eksi iki buçuk.
Şirketin bu yazıda zikrettiğimiz önceki araştırmalarında da aynı yöntem uygulanmış.
26 Mayıs tarihli araştırmanın gösterdiği diğer önemli bir sonuç, “Cumhur İttifakı”nın ilk kez yüzde 45’in altında gözükmesi... AKP-MHP ortaklığının oyu 25 Nisan’da yüzde 53.1 iken, 6 Mayıs’ta yüzde 47.84’e düşmüş, 16 Mayıs’ta da yüzde 48.8 olarak ölçülmüş... 26 Mayıs’ta ise yüzde 44.5’e inmiş Cumhur İttifakı.
Araştırma, MHP’nin eridiğini gösteriyor. MHP oyları 6 Mayıs’ta yüzde 5.4 seviyesinde iken bu oran 26 Mayıs’ta yüzde 3.8’e gerilemiş. MHP’den İYİ Parti’ye doğru bir oy göçü yaşanıyor. Ayrıca, İYİ Parti’nin İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerde orta sınıf AKP seçmeninden oy almaya başladığı da görülüyor. AKP’nin şehirli orta sınıfında, ekonominin durumundan ve Erdoğan’ın duruşundan rahatsızlık arttıkça İYİ Parti’ye oy geçişleri meydana geliyor.
Velhasıl, Cumhur İttifakı’ndaki kaybın en önemli iki nedeninden biri İYİ Parti, diğeri de ekonomideki kötü gidişat. Merkez sağda bir alternatifin şekillenmeye başlaması etkisini şimdiden hissettiriyor.
…***
Sabri Durmaz, 29 Mayıs tarihli Evrensel gazetesinde, “İşçiler, grevlerini yasaklayanlara hayır demeye hazırlanıyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Türkiye’nin siyasi tarihini yazacak tarihçiler, 24 Haziran’da yapılacak seçimi, “Türkiye’nin siyasi tarihinin en önemli seçimi” diye yazacaklardır.Çünkü bu seçimle birlikte Türkiye’nin işçi sınıfı ve halkları; ya “tek parti tek adam rejimi”ne doğru kesin bir adım atılmasına destek vermiş olacak ya da “tek parti tek adam rejimine hayır” diyerek, kendi kaderlerine el koymak üzere ciddi bir adım atmış olacaklardır.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Elbette, “tek adam rejimine hayır” demek için işçilerin ana kitlesinin de önemli ölçüde böyle bir tutum takınması gerekir. Çünkü işçilerin ana kitlesinin büyük çoğunluğu, bugüne kadar AKP ve MHP’ye oy vermiş, pek hoşnut olmasalar bile onların çağrıları doğrultusunda hareket etmişlerdir.
16 Nisan referandumunda işçiler, AKP ve MHP’ye oy veren işçilerin önemli bir bölümünün, o güne kadar oy verdikleri partilerin isteğinin aksine “hayır” diyerek, AKP-MHP ittifakından bir kopuşun olduğunun işaretlerini vermişti.
16 Nisan’dan beri AKP’nin emek mücadelesinde hayli ‘ilerlediğini’ gördük. Örneğin 130 bin metal işçisinin grevini daha başlamadan yasaklamıştı. Bu yasağın gerekçesi de AKP ve MHP’ye oy veren işçilerin, patronlar karşısında haklarını korumak için yapacağı bir grevin “Milli güvenliği tehdit eden nitelikte olacağı”ydı!
Dahası, 16 yıllık iktidarı boyunca AKP iktidarı işçi haklarının ilerlemesi için kayda değer bir yasal düzenleme getirmediği gibi, seçim kampanyasında da işçilere yönelik bir vaatte bulunmamıştır. Tersine AKP iktidarı, patronların gönlünü kazanmak için işçi haklarını ayaklar altına almayı vadetmeyi tercih etmiştir. Seçime bir ay kala Soda Kromsan işçilerinin grevini yasaklayarak, emek düşmanlığında nereye geldiğini göstermektedir.
Nitekim, işçiler arasından yapılan haberler ve gazetemize gelen işçi mektuplarından da anlaşılıyor ki, işçiler arasında AKP’ye oy verip verilmemesi, ülkenin nereye gittiğine dair tartışmalar hayli ileriden yapılmaktadır. Bu tartışmalar içinde var olan tutumun da; “Grev yasaklayana oy yok demeliyiz” biçiminde yaygınlaştığı anlaşılıyor.
Çünkü AKP gelmiş geçmiş hükümetler içinde, işçilerin grevlerini yasaklamada rakip tanımayan bir partidir. Nitekim 16 yıllık iktidarı boyunca AKP iktidarı, 15 grevi yasaklamıştır. Özellikle de OHAL’in ilanından beri 7 grev yasaklayarak, grev yasağında nasıl yüksek bir performans gösterdiğini ortaya koymuştur!
Erdoğan-AKP yönetimi, iktidarı boyunca, az çok bir mücadele karakteri taşıyacak hiçbir greve izin vermemiştir.
…***
Batuhan Çılak, 29 Mayıs tarihli Yeniçağ gazetesinde, “AK Parti işi bu sefer sıkı tutuyor!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“16 Nisan referandumunda OHAL'in katkısına rağmen birçok büyükşehiri kaybeden, tartışmalı bir oylamayla rejimi değiştirenler, ipleri sıkı tutuyor.Öyle sıkı tutuyorlar ki vatandaşı "at", Erdoğan'ı ise "atın sahibi" olarak tanımlayabiliyorlar. Türkiye'nin son yıllarda belki de en çok suistimal edilen kavramı: Adalet...Cemaatlere, tarikatlara, şahıslara, kurumlara, partilere göre değişen, farklı yorumlanan bir kararlar silsilesi...AK Parti'nin kapatma davası ne kadar saçmaysa; Ergenekon ve Balyoz kumpası da o kadar saçmaydı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
…***
Ancak tüm bunlardan ders çıkarmak bir yana AK Parti iktidarı döneminde bile mevsim değişikliği gibi adalet sisteminde hem fikri hem fiziki değişiklikler yapıldı.Devlet bağlı olduğu ana kaideden koptu, anayasayı uygulaması gereken kurumlar parti binaları gibi çalışır hale geldi.Sürekli değişen yorumlar, getirilen düzenlemeler ve kadrolaşma sonucunda hukuka güven düştükçe düştü.Şu anda Türkiye'de en çok tartışılan kurumlarının başında Adalet Bakanlığı geliyor.Hâkim ve savcı atamaları ile ilgili eleştiriler, cezaevlerindeki aşırı yığılma, yıllarca arşivlerde bekleyen mahkeme dosyaları ve karar vermeden evvel "siyasi irade acaba ne der" diye düşünen hâkimler... En basitinden bir boşanma davasının sonuçlanması bile 3-4 yılı buluyor.Tartışmaların bu denli yoğun olduğu bir alanda siyasi istikrar aranır. Son 16 yıla baktığımızda siyasi istikrar olduğu ifade ediliyor. Ancak yaşananlar ve değişimler "istikrar" eyleminin sözde kaldığını gösteriyor.Abdülhamit Gül... Adalet Bakanlığı görevine getirilen son isim... Söylediği sözler, yaptığı yorumlar son derece önemli.Önceki gün Gaziantep'te AK Parti'nin iftar programı sonrasında konuştu.Konuşmasında "adalet" ve "yargı" ile ilgili tek bir cümle yoktu.Bakan Gül şunları söylüyor, "24 Haziran'da, Türkiye'nin 15 Temmuz mücadelesi, AK Parti'ye 'evet' oyu vermektir, Recep Tayyip Erdoğan'a 'evet' oyu vermektir."Bakan'a göre Erdoğan'a oy verilmezse, 15 Temmuz mücadelesi sürmeyecek!Lüks oteldeki iftar konuşması devam ediyor. Bu arada masaların ve sandalyelerin kadife örtülerle kaplandığını hatırlatalım. Ekonomi can çekişiyor, adaleti aramak için mahkeme önlerinde yıllarca sıraya giriyorsunuz, hastaneler en yakın randevuyu 2 ay sonrasına veriyor, eğitim her gün yeni müfredatla değişiyor, sınav sistemlerine girmiyorum bile...