Haziran 13, 2018 09:13 Europe/Istanbul

Cumhuriyet: İttifak çatırdıyor: MHP'liler rahatsız!

Milli gazete:

FETÖ'den Yunanistan'a kaçan üyelerine imaj talimatı

Yeniçağ:

Şeker fabrikasında işçilere büyük şok

Yeniasya:

Meral Akşener'den 'Kaynak nerede?' sorusuna cevap

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Emre Kongar, 12 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “Kamuoyu yoklamaları neyi gösteriyor?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bülent Tanla’nın PİAR araştırma şirketi, siyasal eğilimlerdeki başarılı ölçümleriyle, kamuoyu araştırmalarının stratejik önemini, topluma 1980’lerde gösterdi. Benim de tam bu dönemde, sakal bahanesiyle, 12 Eylül 1980 askeri darbesini ve YÖK’ü protesto etmek için Hacettepe’den istifa edip Hürriyet’te çalışmaya başlamamla, siyasal kamuoyu araştırmaları, Hürriyet’in öncülüğünde medyada kurumlaştı.Siyasal kamuoyu araştırmalarının önem kazanmasıyla, kaçınılmaz olarak, bunların kötüye kullanılmaları da başladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Özal’ın kurdurduğu Star Televizyonu, onun partisi olan ANAP’ı, çok önde gösteren abartılmış sonuçlar yayınlamaya başlamıştı. Çünkü sağ seçmenin, önde giden favori parti lehine bir tercih yapacağı düşünülüyordu.

Ben de 1983 seçimleri öncesi Hürriyet’te bir araştırma yapmıştım ve tam sonuçları yayınlayacağımızı ilan ettiğimiz gün, sıkıyönetim komutanlığından yayın yasağı gelmişti. Bunun üzerine ANAP’ın kazanacağını önceden bildiğim bu araştırmayı notere tasdik ettirmiş ve sonra yayınlamıştım.

Meraklısı, öyküsünü, hem Cumhuriyet’in eski yazıişleri müdürlerinden, sevgili genç dostum rahmetli Mehmet Sucu’nun “12 Eylül Yasakları” adlı kitabında, hem de belgenin fotokopisini benim “Herkesten Bir Şey Öğrendim” adlı nehir söyleşimde bulabilir.

Kamuoyu yoklamalarında konuşulan kişilerin kesinlikle sakladıkları veya yanlış yanıt verdikleri üç konu vardır:

Müşterinin isteğine göre ısmarlama sonuç yayınlayan ahlaksız şirketleri bir yana bırakırsak, işini doğru dürüst yapan araştırma şirketleri, hangi partinin, kimin yüzde kaç oy alacağından çok, siyasal hayattaki yükseliş ve düşüş eğilimlerini çok daha doğru ve net olarak belirleyebilirler.

Şu arada yayınlanan bütün kamuoyu araştırmaları:

1) Erdoğan/AKP iktidarının ve Cumhur İttifakı’nın gerilemekte olduğunu...

2) Muhalefeti temsil eden CHP/İYİ- Parti/Saadet arasında kurulan Millet İttifakı ile HDP’nin yükselişte olduğunu gösteriyor:

Bu eğilimler bağlamında, 16 Nisan 2017 Halkoylaması sonuçları düşünüldüğünde, Erdoğan/AKP/Bahçeli/ MHP ittifakının Meclis’te çoğunluk sağlaması ve ikinci turda Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı seçilebilmesi pek olanaklı görünmüyor!

…***

Kazım Güleçyüz, 12 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, “OHAL’de de U dönüşü”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Erken seçim kararı ile OHAL’i 5. kez uzatma kararını aynı gün alan ve dahası seçim beyannamesinde “Halk tam olarak huzura kavuşuncaya kadar OHAL’i sürdüreceğiz” diyen iktidar, ne olduysa bu konuda da keskin bir U dönüşü manevrası yaparak seçim sonrasında OHAL’i kaldırmaktan dem vurmaya başladı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Cumhurbaşkanı, seçimden hemen sonra OHAL’i masaya yatırıp, işi fazla uzatmadan kaldırabileceklerini söyledi. Başbakan da konunun yeni hükümet tarafından gündeme alınarak OHAL’in kaldırılacağını ifade etti.

Bu manevra, bir dizi sualin kapısını açıyor

Bir defa, madem kaldıracaktınız; niye bir defa daha uzattınız? Üstelik ısrarlı “Uzatmayın, kaldırın” çağrılarına kulak tıkayarak...

Dahası, düne kadar “OHAL kalksın” taleplerini “terör örgütlerinin ekmeğine yağ sürmek” olarak görüp karalıyordunuz; şimdi ne oldu ki, siz de OHAL’i kaldırmaktan söz edenlere dahil oldunuz?

Üstelik seçim beyannamenizde bile “OHAL sürecek” derken, hemen peşinden OHAL’in kaldırılmasını seçim vaadi yaptınız!

Hangisini esas alıp itibar edelim?

İktidar şimdiye kadar hep “OHAL teröristlere karşı ilan edildi, halkın günlük hayatını hiç etkilemedi, OHAL’den dolayı hak ve özgürlükleri kısıtlanan hiç kimse yok” iddiasını tekrarlayarak bugüne geldi.

Ama şimdi, seçim bildirisinde “Sürdüreceğiz” dediği OHAL’i kaldırmayı seçim taahhütleri arasına dahil etmiş bulunuyor!

Müthiş bir tutarlılık örneği daha!

Bu yüz seksen derecelik çelişkili dönüşün tek sebebi var. O da Millet İttifakına dahil partilerin “İlk işimiz OHAL’i kaldırmak olacak” şeklindeki söylem ve vaadlerinin seçmen kitlelerinde mâkes bulmuş olması.İktidar, hukuksuz OHAL uygulamalarının ve yol açtığı mağduriyetlerin, kendisini de hızla aşağı çekerek dibe vurdurduğunu, ancak bunu gördükten sonra anladı ve kafası nihayet “dank” etti. Ama geçmiş ola.Sürecin başından itibaren yapılan uyarı ve çağrıları dikkate alıp gereğini yerine getirmiş olsaydı bu duruma düşmeyebilirdi. Ama iktidar sarhoşluğunun getirdiği kibir ona bunları göstermedi ve duyurmadı. Bildiğini okumaya devam etti. Sonucu da böyle oldu. Kendi düşen ağlamaz ve zarara rızasıyla girene de merhamet edilmez.

Devlet gücü ve iktidar başta olmak üzere bütün imkânlar ellerinde. Su gibi para akıtıyorlar. Bütün TV kanalları ve gazeteler emirlerine amade. Tek yanlı propaganda tamgaz. Ama yine de “Bir aksilik olursa...” diyerek tedirginliklerini açığa vurmaya başladılar. Diken üstündeler...

...***

Esfender Korkmaz, 12 Haziran tarihli yeniçağ gazetesinde, “Kimin için büyüdük?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“2018 ilk çeyrekte (Ocak-Şubat-Mart), Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)  Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın (GSYH) yüzde 7.4 oranında büyüdüğünü açıkladı.Bu oran dünya büyüme ortalamasının üstündedir. Bizdeki büyüme oranı ile Çin'deki büyümeyi karıştırmamak gerekir. Çin cari fazla vererek büyüyor. Biz ise tersine cari açık vererek büyüyoruz.Cari açık nihai olarak dış borçla finanse ediliyor. Geçen sene ilk çeyrek büyüme oranı yüzde 5.4 idi. Cari açık 8.3 milyar dolardı. Bu sene 7.4'e yükseldi. Cari açık da 16.4 milyar dolara çıktı. Bu artışın bir kısmı enerji fiyatlarının artmasından, bir kısmı da üretim artışı için ara malı ve ham madde ithalatının artmasından ileri geldi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Mamafih, bu sene ilk çeyrekte ihracattaki artış yüzde 0.5 ve buna karşılık ithalattaki artış yüzde 15.6 oldu.Bu demektir ki Türkiye'de büyüme cari açığa neden oluyor.Öte yandan kur artışı ile ihracatın artması ve ithalatın azalması gerekirdi. Dışa bağımlı bir üretim yapısı olduğu ve içeride yatırım ortamı olmadığı için ithalat azalmadı. Çünkü ithal girdi olmasaydı, sanayi yüzde 8.8 oranında büyümezdi.Ülkenin kendi potansiyeline değil de dış tasarruflara, dış kaynaklara, dış borçlanmaya dayanan büyüme, sürdürülemez. Zira Türkiye net dış borç ödeyen ülke olunca, kaynak çıkışı olacak ve büyüme olumsuz etkilenecektir.Bir anlamda Türkiye, gelecekteki potansiyelini bugünden kullandı. Biz büyüdük cari açık verdiğimiz ülkeler zenginleşti.  Sektörler olarak, en yüksek, yüzde 10 oranında ticaret sektörünün de içinde olduğu hizmetler sektörü büyüdü. Sanayi sektörü yüzde 8.8, inşaat sektörü yüzde 6.9 ve tarım sektörü de yüzde 4.6 büyüdü.İnşaat sektöründe arz fazlası oluştuğu için önümüzdeki çeyreklerde daha düşük büyüme beklenebilir. Büyümeye en yüksek katkı özel tüketimden geldi. Özel tüketim yüzde 11 büyüdü. Büyümeye katkısı 6.64 puan oldu.

İkinci sırada yatırımlar geliyor. Yatırımların GSYH'ya katkısı yüzde 3.21 puan oldu.Stoktaki değişme de yüzde 1.88 oldu. Stok artışı, üretim var ve fakat bir kısmı satılmıyor, stoka gidiyor şeklinde düşünülebilir. Bu durumda, nasıl oluyor da tüketimde yüzde 11 büyüme varken, üretimin bir kısmı stoka gidiyor şeklinde bir çelişki ortaya çıkıyor.Ne var ki, millî gelir yeni seri hesaplarında stoklar tam bir gösterge değil. Zira  zincirleme hacim endeksinde, eski hesaplardaki sabit fiyatlardan farklı olarak, reel GSYH için bir önceki yılın fiyatları kullanılıyor. Her bir alt seride fiyat farklılıkları ortaya çıkıyor. Büyümeye katkı farklı çıkabiliyor. Gelir yöntemiyle GSYH bileşenleri içinde iş gücü ödemelerinin Gayri Safi katma değer içerisindeki payı da azaldı.

GSYH, büyümeden emek faktörüne daha az pay vermek; gelir dağılımının bozulması demektir.Yukarıdaki tablo dikkatle incelenmelidir. Siyasi iktidar ücretleri yalnızca enflasyona göre artırıyor. Büyümeden çalışana pay verilmiyor. Gelir dağılımı bozuluyor.Toplumun bilinçli olması gerekir... Koli yerine, yardım yerine iş istemesi, yarattığı katma değerden hakkı olan payı istemesi, siyasi tercihlerini de aynı paralelde yapması gerekir.