Türkiye'den köşe yazarları
Aydınlık: Ekonomide ani duruş riski
Star:
Turizmde rekor beklenti
Yeniçağ:
Cumhur İttifakı'nda tansiyon yükseldi: "AKP'li isimler ihanet içerisinde"
Hürriyet:
Enerjinin İpek Yolu devrede
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
Çiğdem Toker, 13 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Yoksulluğa bağlanan köprüler"başlıklı yazısını okıuyucularla paylaşıyor.
"Bayramda otoyol ve köprüler ücretsiz olacakmış. Tabii hepsi değil. Ulaştırma Bakanı Ahmet Arslan, “Karayolları Genel Müdürlüğü’nce işletilen” dedi. “Milletin cebinden beş kuruş çıkmayacak” sloganıyla yaptırılsa da 3. köprü, Osmangazi Köprüsü ile Avrasya Tüneli’nde paralı geçişler bayramda da sürecek. Çünkü Yap-İşlet-Devret (YİD). YİD malum Kamu Özel İşbirliği modelinin, ulaştırma alanında yoğun kullanılan türü."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Merkez Bankası’nca açıklanan Nisan 2018 dönemine ilişkin cari işlemler açığı, geçen yılın aynı ayına kıyasla 1 milyar 706 milyon dolar artarak, 5 milyar 426 milyon dolara ulaştı. 12 aylık cari işlemler açığı 57 milyar 73 milyon dolara çıktı.
Ülkenin döviz sorununun altını bir daha çizen bu veriler, Merkez Bankası’nın KÖİ’lerin yükünü irdeleyen Kasım 2016 tarihli Finansal İstikrar Raporu’nu anımsatıyor.
KÖİ projelerinde kur riskinin devletin üzerinde olduğu vurgulanan rapordan bir alıntı:
“YP (yabancı para) kredilerin önemlibir kısmının KÖİ projelerinde toplandığı değerlendirilmektedir. Mevcut durumda KÖİ projeleri kapsamında faaliyet gösteren Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine göre, toplam YP kredi borcu (...) 46 milyar ABD Doları’na ulaşmaktadır. Analizimize göre bu rakamın yaklaşık 31 milyar ABD Doları, kamu hizmet/ürün satın alma, kiralama, veya dolaylı garanti yöntemleriyle kur ve talep risklerine karşı korumaya sahiptir.”
Daha açık anlatımla, köprü, tünel,otoyol, şehir hastanelerini içine alan KÖİ projelerinde kullanılan 46 milyar doların 31 milyar dolarını ya o köprülerden geçenler ödeyecek. Ya da Hazine. Sonuçta hepimiz. Eşzamanlı olarak hem vergisini ödeyen tüm yurttaşlar hem de Hazine, kur riskini üstlenmiş durumda. Dahasını belirtelim. Merkez Bankası’nın raporu yayımladığı tarihte, Kasım 2016’da dolar kuru 3.4/ TL’ydi. Şimdi 4.55.
Bu sözleşmelerin dövizli yapılmasının en önemli sonucu, kur arttıkça, Hazine garantilerinin ve projelerden hizmet alanların sırtına binecek yükteki artıştır.
Finansal İstikrar Raporu’nda 31 milyar doları veri aldığımızda, kurdaki her 1 kuruşluk artışın getirdiği yük 310 milyon TL’dir.
Her bir liralık artış ise 31 milyar. Sonuç olarak; köprü, tünel ve hastanelere verilen talep garantileri döviz cinsinden olduğu için, kurdaki artış ekonominin yükünü sürekli artırmaktadır. KÖİ projelerinin finansmanı için şirketlerin kullandığı kredilere verilen Hazine garantisi riskli boyutlara ulaşmıştır. Bu sözleşmelerin yeniden gözden geçirilmemesi, orta ve uzun vadede yoksulluğun derinleşmesi anlamına gelecektir.
...***
Nuray Sancar, 13 Haziran tarihli Evrensel gazetesinde, " Dip dalga"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Her gün birbirini tutmayan anket sonuçları seçimde kimin, neyin kazanacağını ölçmeye çalışıyor. Günlük ya da anlık indi-çıktıları hesaplarken bir borsa gibi çalışan anket firmaları arasındaki yarışın partilerin yarışından aşağı kalır yanı yok. Millet ittifakı partilerinin, gelişine selam çaktığı “dip dalga”nın veya ateşi hiçbir dereceyle ölçülemeyen “gri alan”ın niteliği de, nihai refleksi de tanımlanamıyor.Çünkü işyerlerinde, evlerde, eş-dost ahbap arasında yapılan stratejik hesapların, taktik oy dağılımlarının, emanet oy hareketinin şimdiden doğru ölçülmesi o kadar kolay değil. Yurttaşın taktik hesapları, yıllardır ideolojik bariyerlerle ayrılmış seçmen bloklaşmasının dışındaki bir çözüm arayışına odaklanmış durumda."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor:
...***
Gri alanda yığılan kitle, kendi sınıfsal taleplerine yanıt ararken elbette mevcut seçenekleri kafasında evirip çeviriyor. Asgari ücret ve bayram ikramiyesi vaatlerini, krizi en az badireyle nasıl atlatacağını tartışıyor. Kendi kişisel bekası ile rejimin bekası arasında sayısız olasılık ilişkileri kurarak oyunu kendince en isabetli biçimde belirlemeye çalışıyor.
16 yıldır kendi seçmenini bir biçimde blok halinde tutmak için her fırsatı, lütfu değerlendiren, diğer seçmenleri de parçalı bloklara hapsetmek için elinden geleni yapan siyasi iktidar, bu istikrarsız biçimde gelişen, belli belirsiz bir sınıfsal ayrışmaya da işaret eden dip dalgasının, çalışmadığı yerden gelen bir soru’nun etrafında kaynadığını görüyor. Bu soru parti tercihlerine bakmaksızın yoksul emekçilerin ortak yanıtını arıyor: Geleceğim ne olacak?
AKP’ye oy vermiş yoksulların evlerinde de“Dört kişi asgari ücretten çalışıyoruz, geçinemiyoruz” şikayeti daha yoğun işitiliyorsa, açlık ve yoksulluk öncelikli ve temel bir sorun haline gelmişse, iktidarın hamasi destanlarını dinlemekten yorgun düşmüş sınıfın“Aya duble yol yapacağız desek inanırlar” kafasıyla bir hesabı olur gibi görünüyor.
Bu yaşamsal soruya hamasi cevaplar vermeye devam eden birinin dili sürçmesin de ne olsun. Buzdolabını, Süleyman Demirel Üniversitesini, 3. köprüyü, yolları ve havaalanlarını vb. biz yaptık diyerek istenen oy diyeti, boş dolaplar ve köprü borcunu ödemek için hayata geçirilen organize cep soygunu gerçeğiyle sınandıkça 16 yıldır masallarla yönetilen kitlenin alacak hesabı da kabarıyor.
Saray şatafatının maliyetini eleştirenlere daha geçen yıl “İtibardan tasarruf olmaz” diye yanıt veren Erdoğan şimdi klozetlerin altından değil de pirinçten yapıldığını açıklamak zorunda kalıyorsa, yoksul emekçilerdeki gri bölge göçünün pekala farkında olduğu düşünülebilir.
Millet İttifakı partileri de bu gri bölgeyi çeşitli yöntemlerle genişletmeye çalışıyor. İnce’nin “O beyaz Türk, ben zenci” ironisi, Akşener’in saray ve bürokrasi harcamalarına yönelik eleştirisi, bu sınıfsal olarak stabil olmayan kitlenin gönlünü çelmeye yönelik.
Ama dip dalga olarak hareket eden istikrarsız nüfus, İnce’nin eğitim sistemini parlamento içi ve dışı partilerle müzakere ederek restore edeceği taahhüdünü anayasanın hazırlanmasına, rejim sorununun çözülmesine kadar genişletmeyi talep edecek bir “sınıf bilinci”ne ulaşmadıkça hiçbir zaman bir iç huzuru bulamayacak.
...***
Necati Doğru, 13 Haziran tarihli Sözcü gazetesinde, "Diyarbakır'da konuşuyor Muharrem İnce, İstanbul'da alkış tutuyor gelin görümce" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Evde bir şey kalmamış. Zeytin, peynir, çavdar ekmeği, yumurta alacağım. Sultanahmet'te evden çıktım, yürüyerek Mısır Çarşısı'na gideceğim. Hürrem Sultan Hamamı'nın önünden geçip Meydan'ı arkamda bırakıp yürürken, dikkatimi çekti, iki yanında boydan boya Tayyip Erdoğan'ın büyük boy posterinin asılı olduğu seçim otobüsü yoktu. Her seçimde koyarlardı.Öylece gece gündüz! 40 gün dururdu otobüs.İlk kez oluyor. Bu seçim koymadılar."diyen yazar, yazısının devamınd aşu ifadelere yer veriyor:
...***
Büyükşehir Belediyesi, Erdoğan'a kırgın olabilir mi, yoksa yeniden seçilip iyice güçlenirse; “Başbakanlığı yok edip gücü kendinde topladığı gibi büyükşehir belediye başkanlıklarını da kaldırır” diye mi korktular? AKP'de “sıklet merkezi çatışması” olduğu kesin, Ankara, İstanbul, Bursa, Balıkesir belediye başkanları çok güçlenmişti, “yorgun metal bunlar” diye ağlatıp istifa ettirdi o güçlü adamları. Belediyelerde palazlanmış parti içi sıklet merkezi, bu seçimde “Erdoğan oyunun, partinin alacağı oyun altında kalmasını istiyor olabilir” diye düşündüm bir an.
Hiçbir seçimde olmazdı. Her seçimde bu noktada sadece AKP'nin üstünde Tayyip Erdoğan posteri olan ve büyük boy mobil ekran monte edilmiş damperli seçim kamyonu dururdu. Şimdi tam bu noktada üstünde mobil ekranlı,“Tayyip posterli İveco marka damperli kamyon” yine var fakat aynı zamanda tam onunla burun buruna gelmiş “Muharrem posterli, mobil ekranlı Mercedes marka damperli kamyon” daha duruyor.
Tayyip posterli damper! Muharrem posterli damper! Burun buruna! Eminönü'nde ilk kez oluyor!
Pazartesi günüydü. Saat 16.55'i gösteriyordu. Tayyip posterli damperli kamyonun mobil ekranı karamış, çalışmıyordu, Muharrem posterli damperli kamyonun mobil ekranı Diyarbakır Meydanı'ndan canlı bağlantı yayınlıyordu. Diyarbakır Meydanı'ndaki alkışa Eminönü Meydanı'ndan birinin başı bağlı, diğerinin başı açık iki genç kadın da yan yana durmuş, Muharrem'i alkışlayarak katılıyordu. Bu arada elinde 5-10 adet Türk Bayrağı satıcısı; “Diyarbakır'da konuşuyor Muharrem İnce, İstanbul'dan alkış tutuyor gelin görümce” diye bağırıyordu. Bana inanmıyorsanız, kamera kayıtları orada bakabilirsiniz.