Türkiye'den köşe yazarları
Evrensel: KHK ile işten atma davalarında emsal olabilecek karar
Yeni Mesaj:
Suruç'ta seçim kavgası: 4 ölü
Yenişafak:
Erdoğan: OHAL'i kaldırmayı planlıyoruz
Karar:
Erdoğan'dan İnce'nin TV davetine cevap: üzerimden reyting yapacak
Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:
...***
İhsan Çaralan, 16 Haziran tarihli Evrensel gazetesinde, “Suruç provokasyonunun üstü örtülmesin, gerçekler açıklansın!”başlıklı yazısını okıuyucularla paylaşıyor.
“Suruç’tan, AKP’li vekilin esnaf ziyaretinde silahlı çatışma çıktığı ve 4 kişinin ölüp 8 kişinin yaralandığı haberi gelince; herkesin aklına, “Yine seçim, yine Suruç, yine provokasyon” düşüncesi gelmiş olmalı.Çünkü 7 Haziran seçimi öncesi ve sonrasında, “çözüm süreci”nin fiilen bitirilmesinin ve içeride-dışarıda devam edegelen savaş politikalarının “milli” bir politika haline getirilmesinin vesilelerinden birisi de Suruç Katliamı’ydı.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Nitekim;
- 7 Haziran 2015 seçimi öncesinde HDP’nin Mersin ve Adana il örgütlerine IŞİD patentli bombalı paketler gönderilmiş, 5 Haziran 2015’te de HDP’nin Diyarbakır mitingine bombalı saldırı düzenlenmişti.
- IŞİD’in 20 Temmuz 2015’teki yaptığı “Suruç Katliamı”na da, sadece 2 gün sonra, Ceylanpınar’da 2 polisin öldürülmesi olayı eklenmişti.
Yani Suruç Katliamı ve sonrasındaki gelişmeler, 2.5 yıl boyunca süren “çatışmasızlık sürecinin” sona ermesine ve bugüne gelen “içeride/ dışarıda savaş” politikasına meyledilmesine vesile yapılmıştı.
24 Haziran seçimlerine bir hafta kala Suruç’taki vahim olayın duyulmasının hemen arkasından -ne olup bittiğine dair daha hiçbir şey ortaya çıkmamışken- Cumhurbaşkanı Sözcüsünün, Başbakanın, İçişleri Bakanının sıraya girerek, “Seçim çalışması yapan AKP’lilere PKK silahla sadırdı”, “Bu planlı bir saldırıdır”,... açıklamaları yapmaları, ülkedeki siyasi gelişmeleri az çok izleyen herkes tarafından şüpheyle karşılandı.
Kısa bir süre sonra görüldü ki, olup bitenler hiç de en yüksek zevatın açıklamaları gibi değildi. Nitekim görgü tanığı vatandaşların anlattıkları, Suruç Devlet Hastanesinde olup bitenlere dair TTB’den yapılan açıklamalar ve HDP heyetinin Suruç’ta yaptığı incelemeler Suruç’ta bir büyük bir provokasyon yapıldığını gösterdi.
Saldırıda ölen 4 kişiden üçü “saldırgan” denilen taraftan, birisi ise AKP’li vekilin kardeşiydi. Dahası öldürülenlerden 2’sinin, hastane personelinin gözleri önünde, AKP’li vekilin yakınları tarafından öldürüldüğü belirtildi.
Seçime bir hafta kala yapılan bu provokasyon, elbette ki, bu köşenin çerçevesinde de ifade edildiği gibi, sadece daha gergin bir siyasi ortamda seçime gitmek isteyenlerin işine gelmektedir. Ve elbette bu tip provokasyonlar, savaş ve operasyonları seçim malzemesine dönüştürmek isteyenlerin bir politik argümanı olarak görüldüğü ölçüde yerli yerine oturmaktadır. Olayın üstüne örtülmek istenen sis perdesi dağıldığı ölçüde bu gerçeklik daha iyi görülecektir.
Dolayısıyla son Suruç provokasyonunun gerçek faillerinin kimler olduğunun açığa çıkarılması, olayın oluşuna ilişkin kamera görüntüleri ve tanık ifadelerinin kamuoyuna açıklanması, bu provokasyonu bahane ederek yapılacak saldırılara karşı durulması için de son derece önemlidir.
Bu yüzden de Urfa Cumhuriyet Savcılığı hâlâ bağımsız bir soruşturma yürütebiliyorsa eğer, gerçekleri bir an önce kamuoyuna açıklamalıdır. Çünkü bu adım hem seçimin daha güvenli bir ortamda yapılmasının, hem de yeni provokasyonları önlemenin de gerçekçi yoludur.
Bir zamanlar kendisini dinlemeye gelenlerin meydanlara sığmadığı, onun ağzından çıkanın sonraki günlerde siyasi gündemin başlıca konusu olduğu Erdoğan’ın, 24 Haziran seçim kampanyasında ne meydanları doldurabildiği ne de siyasi gündemi belirleyen vaatler öne sürebildiği gözleniyor. Tersine, Erdoğan’ın seçim kampanyasını izleyenlerin ortak kanısı, Erdoğan’ın seçim mitinglerinde coşku ve heyecandan ziyade hevessizlik ve endişenin öne çıktığı şeklinde.
Bunu Erdoğan da görüyor olmalı ki, 24 Haziran seçimini kazanmak için halka yeni vaatler sunmak yerine; seçim taktiğini, rüşvet babından hamlelerle bazı toplumsal kesimlerin kendilerine oy vermesini sağlamak, daha da önemlisi; “HDP’nin sandığa gömülmesi”ni başarmak üstüne kurmuş bulunuyor.
...***
Ahmet Battal 16 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, “CHP’ye oy vermediğini sanan AKP’lilere-2”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Son yazımızda, AKP’ye oy veren, verecek olan ve böylece CHP’ye oy vermediğini sanan AKP seçmenini uyandırmaya çalıştık. AKP’ye oy vermekle aslında eski CHP’ye oy verdiklerini on delille gösterdik.Yazımız hayli değerlendirme aldı. Ama hemen ardından, AKMHP Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan, özür dilememizi gerektiren bir açıklama geldi.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Biz yazımızın bir yerinde şunları yazmıştık:
Siz şimdi, bir yandan, -hem de bu çağda- rakibinin mitingine katılanların kimler olduğunu “istihbarat raporlarıyla” takip edecek kadar kuvvetli bir istihbarat devleti kuran ya da kurduğunu sanan ama öbür yandan da bunu böylece açıklayacak kadar da aymazlık içinde olan bir liderin partisine oy veriyorsunuz. Siz şimdi demokrasinin ve kuvvetler ayrılığının canına okuyup resmen “parti devleti” oluşturan bir partiye oy veriyorsunuz. Ama CHP’ye oy vermediğinizi sanıyorsunuz!
Hem de, bir de tutmuş, AKP’ye oy vermeyenleri, sıkılmadan, CHP’ye oy vermiş olmakla itham ediyorsunuz.
Yahu o sizin korktuğunuz eski CHP ruhu tenasüh etmiş, neredeyse bütün partilerin vücuduna girmiş. En çok da oy verdiğiniz AKP’nin icraatlarına ruh ve yön verir hale gelmiş…
Görmüyor musunuz? Ne yaptığınızın farkında değil misiniz?
Daha ne yaparsanız eski CHP’ye oy vermiş olacaksınız? Lütfen söyler misiniz?
Şimdi ise özür diliyoruz, çünkü…
Bırakınız çok partili hayata geçtikten sonraki ara dönemlerde bir şekilde iktidar ya da iktidar ortağı olan CHP’yi, tek parti CHP’sinin bile yapmaya cesaret edemediğini yapmayı vaat eden bir partiye oy vereceksiniz, farkında mısınız! Yani CHP’yi bile solluyorsunuz…
Nasıl mı? Erdoğan açıkladı.Lideriniz, seçimden sonra -elbet vatandaş T A M A M demezse- Meclisi alet edip kanun çıkaracak ve tutuklu kişilerin cumhurbaşkanı adayı olmasını engelleyecek. Aslı şu: Cumhurbaşkanı rakiplerinin ayağına çelme takmakla yetinmeyecek, bileklerine prangalar takacak, rakiplerini geride bırakmak için onları tutuklatacak. Ve üstelik bunu tek parti CHP’si döneminde yapıldığı gibi kanunsuz biçimde değil, doğrudan kanun gereği(!) yani kanunu alet ederek ve hür dünyanın gözleri önünde hukukun en temel ilkelerini yerle bir ederek yapacak. Siz de “biz CHP’ye oy vermeyiz, vermiyoruz, vereni de…” diyeceksiniz, biz de buna inanacağız öyle mi?
...***
Burhan Ayeri, 16 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Panik büyüyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
“Ak Parti için durumun iyiye gitmediği netleşti. Yarım asrı geçen meslek hayatımda ilk defa yürürken "sözlü saldırılar"a hedef olmaya başladım. Adam yılların esnafı. Eğilimini bilirim ama böylesine tavır sergilediğine tanık olmam inanılmaz. Yazılarımı takip ettiğini söylediği laflardan anlıyorum. Kendisiyle aynı kafadan bir başka dükkan sahibiyle dedikodumu yaptıklarını fark ediyorsunuz. Hani Yılmaz Erdoğan'ın "Organize İşler"i bu tezgaha en yakışan isim.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeler eyer veriyor:
...***
Bu sözlü saldırının bir adım sonrası belli. Bugünlere rast gelmesi tesadüf mü? Değil. Bu yaklaşan 24 Haziran'ın paniğinin işareti. Çünkü olayın en azından 2. tura kalacağını anladılar. Saldırının nedeni yazılarım değil, bu."Okuduklarını anlamıyorlar" desem olmaz. Bal gibi anlıyor, işlerine gelmiyor. Kaldı ki maraza çıkararak, ekranlara yansımış görüntüleri çarpıtmaya kalkışmalarının sebebi tek; panik. Oysa korkunun ecele faydası yok. Televizyonlardaki tartışmacıları da hızlandı. Yeni yüzler görmeye başladık. Daha doğrusu, bunlara imkan veriliyor. Örneğin Prof. Dr. Özden Zeynep Oktav. Muhalefeti baraj altına çekme lobisinin en hızlı üyesi haline geldi. Fadime Özkan, Kemal Kılıçdaroğlu ile Muharrem İnce'nin arasını bozmaya çalışıyor. Programı yöneten Buse Biçer'in bile "tuzak soruları" fark ediliyor.Bu alanda son haftaların en popüler ismi kesinlikle İdris Kardaş. Bu akademisyen işine gelmeyen her lafa müdahil. İlginç tarafı "konuş" dendiğinde susuyor. Taktiği "laf sokmak".