Haziran 19, 2018 09:01 Europe/Istanbul

Yeniçağ: Bahçeli'den AKP'lilere çok sert uyarı: "Partinizi çok farklı bir sonuca götürürsünüz!"

Yenişafak:

Saadet'te CHP istifaları

Milli gazete:

Karamollaoğlu: Sanayi çökmüş, tarım bitmiş durumda

Aydınlık:

Almanya FETÖ'yü feda etmeye hazırlanıyor.

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

Orhan Bursalı, 18 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “AKP’nin en güçlü seçmen kalesi, yarattığı yeni orta sınıf”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP’yi destekler konuşmalar yapan bir gazeteci-yazar ile yol boyu söyleşiyoruz.. Ekran yok, mikrofon yok, dinleme yok... Yani özgür bir ortam. Adaleti becerdi mi iktidar, evet diyor. Yoksulluğu ortadan kaldırabildi mi, eşitsizlik katsayısı Gini’ye göre Türkiye en yüksek gelir eşitsizliğinin sürdüğü (0.40 üzeri) ülkeler arasında mı, hayır diyor. Yargıyı yönetiyor ve haksız kararlar vermesini sağlıyor mu, evet diyor. Bir sürü şeye daha, evet - hayır gidiyoruz...”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Devam ediyorum: AKP ekonomik olarak yeni bir orta sınıf yarattı. Ülkemizde bir kesimin daha ileri bir gelir düzeyine kavuşarak orta sınıfa yükselmesine itiraz edecek değilim, neticede onlar da bu ülkenin insanları, daha iyi hayat koşullarında yaşıyor olmaları, sınıf atlamaları şüphesiz ki sevinilecek bir şey... Fakat 16 yıl boyunca iktidarın fiili desteği ile yükseldiler, daha doğrusu yükseltildiler.. İktidarın en büyük çekirdek destekçisi bu sınıf, diyorum. Çünkü büyük şükran borçları var, ayrıca ayrıcalıklı konumlarının devamı da bu iktidarın sürmesine bağlı... Onaylıyor.

Sürdürüyorum: Fakat eski orta sınıf köleleşmedi tabii ki, belki daha çok zenginleşmedi, fakat büyük bir güvensizlik içinde, yarınlarını göremiyorlar; basına yansıdı, son iki - üç yıl içinde yurtdışına 5 milyar dolarlık emlak yatırımı yapıldı, tanıdıklarım var içlerinde..

Söze karışıyor: Sizin bahsettiğiniz, AK Parti’ye gönül ve oy veren yeni orta sınıf içinde de yurtdışına emlak yatırımı yapan önemli bir kitle var. Bu hiç bilinmiyor, bunlar da gelecek belirsizliği içinde kazanımlarını güvence altına almak peşindeler...

Hiç bilmediğim ve tahmin etmediğim bir bilgi bu...

Üniversite yöneticilerimizden biriyle sohbet ediyoruz. Bu konuyu açıyorum, kolay elde edilmiş bir orta sınıf üyeliği diyorum...

Böylece iktidarın iyi para kazandırdığı yeni orta sınıfın bir kısmının da neden güvence aradığı ve ülke dışına yatırıma yöneldiği daha iyi anlaşılıyor. Şunu da düşünenler vardır: Bizim iktidar sürgit olmayacak. Mesela ihaleler ve kolay para kazanma ortamı kalmayacak...

Kılıçdaroğlu çok önemli bir rakam paylaştı:

“79 yılda görev yapan bütün Cumhuriyet hükümetleri toplam 713 milyar dolar harcadı, AK Parti hükümeti ise 14 yılda 2 trilyon 94 milyar dolar harcadı. Peki 2 trilyon dolar nereye gitti?”

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş bir para girdi ülkeye.. Bu para yağma edilmeyip iyi yönetilseydi, Türkiye çağ atlardı!

Evet 2 trilyon nereye gitti sorusunun yanıtını, bu parayı kullanıp önemli kazançlar elde ederek orta sınıflaşan ve zenginleşen iktidar destekçilerinde aramak gerekir.

Tabii, önemli bir payın da bizzat bu mekanizmayı kuran ve yöneten iktidar ve siyasetçilerinin kasalarına aktığını söylemeye gerek bile yok.

…***

İhsan Çaralan 18 Haziran tarihli Evrensel gazetesinde, “'Kibrin baş ustası', kendi döneminin sonunu da ilan ediyor”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Bir TV kanalında çıktığı canlı yayında Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisini TV’de tartışmaya çağıran CHP'nin cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce için,"Utanmadan sıkılmadan televizyona davet ediyor. Üzerimizden kalkıp reyting sağlayacak kendine. Biz seni muhatap alır mıyız?" diyor.Erdoğan’ın bu “kibirli tutumu”, Muharrem İnce’yle de sınırlı değil. Kim kendini eleştirse; “Eyyt, siz kim oluyorsunuz ki beni eleştiriyorsunuz. Ben ki şunları, şunları,...yapmış adamım!” demek adeta beyefendi için bir klasik oldu.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu tutumun çok örnek bir ifadesini de, 2. Ordu Komutanı “alkışçı paşa”nın apoletlerini sökeceğini söyleyen İnce’ye öfkelendiğinde gördük. O zaman Erdoğan; “Ey Muharrem ben paşaların paşasıyım. Ben TSK’nın başkomutanıyım” diye haykırarak, nasıl bir büyük kibir içinde olduğunu göstermişti.

Aslında bu kibirli tavır; öteki cumhurbaşkanı adaylarından ya da muhalefet partilerinin başkanlarından söz ederken de her sözünde her cümlesinde görülüyor. “Ben çıraklıktan kalfalığa, kalfalıktan ustalığa geçtim. Şimdi ise baş usta (ustabaşı) oldum. Peki siz kimsiniz. Siz çırak bile değilsiniz!” derken de asılında “kibrin baş ustası” olduğunu da kabul etmiş olmaktadır.

Dahası Erdoğan, her gün kürsüye çıktığında; “Ben neymişim be!” diyen söylemi ve vücut diliyle kibrin zirvesinde çıkmakta; konuşmanın “şehveti” içinde, “En büyük benim benden büyük yok!” diye haykırmaktadır.

Erdoğan’ın yanında eğitim gören “çıraklar” da ondan ilk olarak, bir “erdem” sandıkları “kibri” öğrenmektedirler.

Nitekim, geçtiğimiz günlerde kibrin “baş ustası”nın çıraklarından birisi; “Marsa dört şeritli yol yapacağız desek bize inanacak bir taraftarımız var” diyerek, kibrin yeni bir örneğini verirken aynı zamanda kendilerine oy veren emekçileri de küçümsemekte, zekalarıyla alay etmektedir!

Bugün Erdoğan ve partisinin, “yeni hiçbir şey vadedemez”ken, “kendilerinin bir seçeneğinin olmadığı” iddiası, mantıksal bakımdan bile bu sonun ifadesidir.

Bu yüzden AKP seçmeninin önemli bir bölümünün, AKP’ye yönelik eleştirilerine karşın “yerine geleceklerin daha kötü olabileceği” endişesiyle yine AKP’ye vereceğini söylemesi; “öğretilmiş bir çaresizliğin” olduğu kadar aynı zamanda mevcut düzenin sonunun gelindiğini de ifade etmektedirler. Çünkü en yukarıdakilerin kibri, emekçileri ezmekte “Daha kötüsü gelebilir öyleyse AKP’ye oy vermeye devam edelim” tutumu aslında “AKP’den kopmadan önceki son tutamak”tır. Erdoğan bugün büyük bir kibirle; kendisinin “baş usta” ve “seçeneksiz” olduğunu iddia ederken asılında savunduğu “tek parti tek adam rejimi”nin de daha resmen başlamadan sonuna gelindiğinin işaretini vermektedir.24 Haziran’da seçimi “kibrin baş ustası” ve partisi kaybederse, bu “son”un “en acısız” biçimde gerçekleşebileceği bir döneme girilecektir.

...***

Esfender Korkmaz, 18 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, "Kılıfına uydurmak iktidarları kurtarır mı?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

" Siyasi iktidarların milletin ortak malı olan kamu kaynaklarını, mevzuatta yer aldığı gibi basiretli bir tüccar gibi kullanması gerekir.Bu alanda İktisat bilimi içinde kamu ekonomisi, maliye politikası, bütçe politikası Üniversitelerde ders olarak okutuluyor. Bu alanlarda bilimsel araştırmalar yapılıyor.Anayasada da siyasi iktidarın kamu malları ve kaynakları üzerindeki tasarrufları sınırlayan maddeler var."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadeelre yer veriyor:

...***

Anayasanın 166. maddesi "Ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı, özellikle sanayiin ve tarımın yurt düzeyinde dengeli ve uyumlu biçimde hızla gelişmesini, ülke kaynaklarının döküm ve değerlendirilmesini yaparak verimli şekilde kullanılmasını planlamak, bu amaçla gerekli teşkilatı kurmak Devletin görevidir." diyor.

İkinci paragrafın son cümlesi ise ''kaynakların verimli şekilde kullanılması hedef alınır'' şeklindedir.

Kamu kurumlarının, kamu kaynaklarını verimli kullanıp kullanmadığının denetimi halk adına TBMM tarafından yapılır. TBMM adına kamu malları ve harcamalarının, yasalara uygun, etkin ve yerinde kullanılıp kullanılmadığını da Anayasanın 130. maddesine göre Sayıştay denetler ve Meclis'e rapor verir.

Bugünkü siyasi iktidar, 2012 yılında çıkardığı bir kanunla önce Sayıştay'ın yetkilerini ve Meclis'e verdiği raporları kısıtladı.

Sayıştay kanunu 35. maddede yapılan değişiklikle Sayıştay'ın, kamu idarelerinin tüm hesap ve işlemlerinin gerekliliği, ölçülülüğü, etkinliği, ekonomikliği, verimliliği gibi konularda denetim raporu düzenleme yetkisi kaldırıldı.

Yap İşlet Devret model (YİD) 1980 sonrası dünyada uygulanmaya başlanan bir modeldir. Ancak her halde bu modelde ayrıca devlet tarafından gelir garantisi veren bizden başka bir ülke yoktur.

Öte yandan, siyasi parti mitinglerinde devlet kaynaklarını kullanmak, girişte yer verdiğimiz Anayasa hükmüne açıkça aykırıdır. Söz gelimi kamu taşıtları mitinglerde kullanılıyor. Gerek iktidar ve gerekse muhalefet belediyeleri miting alanlarına belediye araçları ile adam taşıyorlar. Gıda dağıtıyorlar. 

Siyasi iktidar, ihale yasasında sık sık değişiklik yaparak, harcamaları Sayıştay'dan kaçırarak, gelecek bütçe gelirlerini bugünden kullanarak, her şeyi kılıfına uydurduğunu zannediyor ve basiretsiz bir tüccar gibi davranıyor.Ancak mızrağın çuvala sığmadığını göremiyor.