Haziran 20, 2018 09:23 Europe/Istanbul

Aydınlık: HDP'deki aday tartışmalarına Kandil müdahalesi

Milli gazete:

Tansu Çiller'e sert sözler: Bu Amerika aşkı nereden geliyor?

Yenişafak:

F-35’leri törenle alacağız

Karar:

Devletin borçlanma faizi yüzde 20’ye dayandı

Şimdi ise hafta içi köşe yazıları:

...***

İhsan Çaralan, 19 Haziran tarihli Evrensel gazetesinde, “Erdoğan'dan büyük hamle: Seçimin en çılgın transferi!”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Erdoğan önceki gün “en baba mitingi”ni İstanbul’da yaptı!Erdoğan miting alanındaki kalabalığı işaret ederek, “İstanbul işi bitirmiş” dedi. Oysa, kalabalık Yenikapı Meydanı’nın ancak yarısını doldurabilmişti. Çünkü; polis alanın yarısını kapatmış, dolayısıyla alanı yarı yarıya küçültmüştü. Dolayısıyla yandaş propagandanın “alanın doluluğu” derken söylediği, alanın yarısının dolu olduğudur. Yandaş medya ve AKP sözcüleri, tamamı dolu olduğunda bile iki milyon kişi almayan Yenikapı alanının yarısında iki milyon kişinin olduğunu iddia ediyorlar. Bu da “İstanbul işi bitirmiş” tespitini “iki anlamlı” hale getiriyor.”diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

…***

Bu tespitin birinci anlamı; İstanbul halkının seçimde büyük ölçüde AKP’ye oy vererek “Seçimin kaderini belirleyeceği” biçimindedir. Ki, Erdoğan böyle anlaşılsın istiyor.

“İstanbul işi bitirmiş”in ikinci anlamı ise, İstanbul’un AKP’ye sırtını dönerek onu “İktidardan alaşağı edeceği”dir ki, 7 Haziran’dan beri olan gelişmelere bakıldığında bu ikinci anlamı gerçeğe daha yakındır.

Nitekim, “Büyük İstanbul Mitingi” diye adlandırılan ama AKP’nin önceki İstanbul mitingleri kadar bile kalabalık toplayamamış mitingin sadece adı büyük olmuş, özellikle de Erdoğan ne İstanbul halkına ne de İstanbul’dan Türkiye halklarına yeni bir vaatte bulunamamıştır. Tersine Erdoğan önceki mitinglerinde de olduğu gibi, İnce’nin kendine yönelttiği eleştirilere, herkesin bildiği ama kimseyi de tatmin etmeyen yanıtları bir de “Büyük İstanbul Mitingi”nde yinelemiştir.

Yenikapı’da “Erdoğan yeni bir şey söylemedi” dedik, ama haksızlık etmeyelim. Erdoğan yeni bir şey söylemediyse de yeni bir şey vardı Yenikapı’da. Bu “yeni şey”; eski başbakanlardan Tansu Çiller’di!

O Tansu Çiller ki; iktidarının son günlerinde, Mesut Yılmaz’la anlaşıp karşılıklı olarak Mecliste birbirini aklayarak yolsuzluktan Yüce Divana gitmekten kurtulan ve 28 Şubat’la birlikte siyasetten çekilip bugüne kadar da ortalıkta görünmeyen, ama “Tansu Çiller neden siyasette yok?” denecek kadar bile eksikliği hissedilmeyen eski bir başbakandır.

Ancak bu Tansu Çiller, dudak uçuklatan serveti için, “Düğününde takılan takıları” gösterecek kadar “Ticaretten anlayan”, Amerikan pasaportlu, çocuklarına Yeniköy’deki köşküne yakın Boğaz Komutanlığında askerlik yaptırmış, Türkiye’den çok Amerika’da yaşayan, “Kardak fatihi”, “yerli ve milli” olmanın bütün özelliklerine haiz önemli bir Türkiye Cumhuriyeti şahsiyetidir!

Nitekim AKP’nin “Büyük İstanbul Mitingi”nde gazetecilere, orada bulunuş nedenini; “Bugün bir milli şuurla buradayım. Karşımızda ve yakın zamanda seçimler var. Herkes bir söz söyler, ama son sözü millet söyler” diyerek, memleketin ahvalini çok derin bir biçimde ifade etmiştir!

AKP’nin miting ve meydan sıkıntısı olduğu dikkate alındığında Erdoğan’ın “Büyük İstanbul Mitingi”nde yaptığı “en çılgın transfer”in Tansu Çiller olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Hele de, eğer Erdoğan’ın cumhurbaşkanı seçilirse kuracağı hükümette Tansu Çiller’i de bakan yapabileceğinin konuşulduğuna bakılırsa, bu transferin önemi de anlaşılmış olur!

Erdoğan’ın eski Doğru Yol Partisinden Mehmet Ağar’ı da kısa bir süre önce AKP’ye transfer ettiği dikkate alındığında, 1990’ların karanlık yıllarının iki baş sorumlusunu da yanına katıp, “Kürt sorunu yok” dedikten sonra şimdi; “Kürt yok” demeye hazırlık yaptığını söylemek yanlış olmaz.

Ama elbette bir de madalyonun öteki yüzü var.

Elbette Erdoğan oradan buradan transferler yaparken, oyunu artırmak istiyor. Çünkü 24 Haziran seçiminde AKP’nin ve Erdoğan’ın en büyük sıkıntısı oy!

Bu yüzden de Tansu Çiller transferinin AKP’ye ne kadar oy kazandırıp kazandırmayacağı önem taşıyor.

Örneğin bugün; “Tansu Çiller AKP’ye katılmış, öyleyse ben de bu seçimde AKP’ye ve Çiller’i Türk siyasetine yeniden kazandıran Erdoğan’a oy vereyim” diyecek bir kitle var mıdır? Bu sorunun bir karşılığı var mıdır?

...***

Orhan Bursalı, 19 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, “AKP ‘tersine dip dalga’ sarmalında mı?”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“AKP’nin anket araştırmacıları, anket sonuçlarından çok, niyetlerini gazetelere anlatmaya ve birinci turda hem RTE’nin cumhurbaşkanı seçileceğini hem AKP’nin Meclis’te çoğunluğu sağlayacağını söylemeye başladılarsa, AKP’nin derin krizi belli oldu demektir. Önceki yazılarımda dile getirdiğim, acaba muhalefette, bizlerin göremediği, anketlere de yansımayan bir “dip dalga” yükselişi mi var, sorusunu, mesela RTE ve Cumhur İttifakı için söyleyemiyoruz. Tersine, aşağı doğru bir dip dalganın işaretleri yoğun. Son pek çok anketin ortalaması, RTE’nin oyunu en çok yüzde 47 gibi öngörüyor. Eğer bir ivme varsa, bu aşağı doğru inmeyi sürdürür.Bu işaretleri seçim-vaat söylemlerinde de net görüyoruz.”diyen yazar, yazısının deavmında şu ifadelere yer veriyor:

...***

Bildirgelerinde OHAL’in kaldırılacağına ilişkin kayıt yokken, son günlerde seçimlerden sonra OHAL’i kaldıracaklarından tutun, İstanbul adalarında atları faytonların boyunduruğundan kurtaracaklarına kadar seçimler açısından marjinal mi marjinal sayılacak konulara bile girdiler! Eh, etyemezlerin oylarını alırlar artık! Ki onların hiçbirinin “atlara özgürlük” vaat ediyor diye oyunu RTE’ye vermeyeceği açık seçik olmasına rağmen!

Dün bedelli askerlik gündemimizde yok diyen RTE, bugün seçimlerden sonra bedelli askerliği çıkaracağız, diyor. Tam çark durumu!

Anketçileri, gazetelere propaganda demeçleri verirken, iktidarın önüne koydukları seçmen oranlarının hiç de iç açıcı olmadığını görüyoruz bütün bunlardan.

Hele 16 yıldır iktidarda olan bir partinin, reklamlarında “Bize ‘üretmeyin, her şeyi satın alın’ diye dayatıyorlar, biz üreteceğiz..” lafazanlıklarına sığınmasına ne demeli? 16 yıldır hep satın aldın! Tükettin! Kim dayattı sana satın al diye? Yoksa bu konuda da mı dünya sizi aldattı!

Şüphesiz, seçim bu, milletin oyunu nasıl kullanacağını bilemeyiz. Sadece işaretlerden yola çıkarak bu sonucu anlamaya çalışıyoruz. Fakat iktidarın yaşayacağı şokun, demokratik ve güzel ülkenin, adaletin, özgürlüğün önünü sonuna kadar açacağı da açık ve seçik. Yeter ki sandıklara sahip çıkılsın!

...***

Ahmet Battal, 19 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, “Yüksek Seçim Kurulu ile görüşmek”başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.

“Cumhurbaşkanı adaylarından biri ve Erdoğan’ın da kıdemli rakibi durumunda olan Selahattin Demirtaş’ın tutuklu iken TRT’nin seçim propagandası imkânlarından yararlanması ile ilgili olarak geçen hafta Erdoğan 24TV’deki canlı yayında şunları söyledi:“Ben arkadaşlara da onu söyledim. Bırakın, mağduriyet imkânını onlara vermeyin. Yüksek Seçim Kuruluyla görüşün, gitsinler orada cezaevinde çekimini yapsınlar, zaten bunlar canlı yayın değil, malum…””diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:

...***

İktidar medyası bu haberin bu kısmını görmezden geldi. Muhalif gazeteler ise bu konuşmayı “Erdoğan’dan YSK’ya talimat”, “Demirtaş’a sansür” gibi başlıklarla duyurdu.

Erdoğanseverler bu değerlendirmeyi haksız ve yanlı buldu. Normaldir. Muhabbet ve rıza nazarıyla bakan kusur görmezmiş.

Ama Erdoğanseverler bununla yetinmeyip, muhalefeti, gizli kusurları da açığa çıkartan ve hatta olmayan kusurları var eden bir garazkârlıkla hareket etmekle itham ettiler.

Anayasa gereğince seçimler yargı denetimi altında yapılır. Bu iş yargılama faaliyetlerinden değildir ama yargının kendisine has bir yetki ve görev alanıdır. Kural gereği, seçim işlerinde ve bilhassa seçim günü, memleketi yargı kontrolündeki seçim kurulları yönetiyor sayılır.

Yargı bu faaliyetinde Anayasa ve seçim kanunları ile diğer ilgili mevzuata göre kendi icraatını kendisi yapar. Yapılan düzenlemeler daima genel ve soyuttur. Kişiye özel ya da partiye özel “kural” olmaz. Ancak “karar” olur.

Kurulun kararlarına sınırlı biçimde etki ederler. Bu etki de oy kullanma, itiraz etme gibi işlerdir. Yoksa kurulun propaganda ve benzeri işlerinde yapacağı tercihleri etkileme veya yönlendirme biçiminde değildir ve asla olamaz.

Dolayısıyla bir parti genel başkanı Kurulun icraatıyla ilgili olarak ancak bir teklifte bulunabilir. Bu prensipler ışığında bakıldığında Erdoğan’ın “Arkadaşlara söyledim, Yüksek Seçim Kuruluyla görüşün ve şöyle değil de böyle yapılsın” şeklindeki beyanı maalesef bu seçim dönemi ve gelecek adına çok talihsiz bir beyan olmuştur.