Türkiye'den köşe yazarları
Milli gazete: AKP'li Mehmet Metiner: Adaletten sapan bir hükümdar kendi sonunu hazırlar
Sözcü:
Çiller kardeşlerin 400 milyon dolarlık hedefi
Yenişafak:
Suruç saldırılarının görüntüleri çıktı
Yeniasya:
'İsrail'in yasa dışı yerleşimleri durdurulmalı'
Evrensel:
Yurt dışında oy verme işlemi bitti
Şimdi ie hafta içi köşe yazıları:
...***
Güray Öz, 20 Haziran tarihli Cumhuriyet gazetesinde, "Saflar Netleşirken"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Seçim günü yaklaştıkça saflar da netleşiyor. Her kesim, her siyasi parti ya da hareket seçimlerin sonuçları konusunda daha anlaşılır konuşmaya başladı. Seçim sonuçlarının anlamı artık kısa cümlelerle anlatılabiliyor, anlaşılabiliyor. Muhalefet partilerinin kurduğu “Millet İttifakı” HDP’yi dışlamıştı. Bu dışlama yüzde 10 baraj sorununun yalnızca HDP için geçerli ve ayıp bir baraj olduğunu ortaya koydu. Şimdi kime sorsanız, bu durumun garipliğini size anlatacaktır."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Hemen arkasından HDP’nin bu baraja takılmasının, Meclis dışında kalmasının ne anlama geldiğini sorun. Yine açık, net bir yanıt alacaksınız. AKP, Doğu’da, Güneydoğu’da HDP’nin kazanacağı yaklaşık 70-80 milletvekilliğine, halkın başka bir partiye verdiği oylara el koymuş olacaktır. Bunun hakla, hukukla, adaletle bir ilgisi yoktur, anlatıldığında kolayca anlaşılabilen gerçeklerdendir. Ama bu gerçeğin devamının da anlatılmasında yarar var.
Yüzde 10 baraj haksızlığı bu olumsuz sonucu doğurursa, AKP’nin Meclis’te çoğunluğu elde etme olasılığı güçlenecektir. Bunun açık, net sonucu ise Cumhurbaşkanlığı’nı Muharrem İnce kazansa bile iş yapamaz hale gelmesi, her eyleminin, her işleminin Meclis’te tıkanması olacaktır. Erdoğan kazanırsa “büyük proje” amacına ulaşacaktır. Türkiye sürekli OHAL yönetiminde artık ne ad verirseniz öyle bir ülkeye dönüşecektir.
Evet, saflar netleşiyor, hatalar ortaya çıkıyor ama aynı zamanda bu hataların nasıl etkisizleştirilebileceği, çözüm yolları da belirginleşiyor. Hatalı stratejilerin olumsuz sonuçlarından kurtulmanın ilk koşulu, HDP’nin baraja takılmasının önüne geçmektir. Bu da özellikle büyük kentlerde HDP çatısı altında seçime katılan sol, demokrat, sosyalist adayların kazanmasını sağlamak, HDP’ye oy vermektir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise daha önce de dokunulmazlıkların kaldırılmasına açıkça karşı çıkmış Muharrem İnce’ye, seçim sonrası için geniş bir birliktelik sözüne de güvenerek oy vermektir.
Yinelemekte yarar var, farklı amaçlar, farklı güdülerle seçim için “Millet ittifakı” kuran siyasi partiler, bundan sonrası için Meclis’te daha geniş bir birliktelik, HDP’yi dışlamayan, seçim öncesi hatayı yinelemeyen bir ittifak için kendilerini hazırlamalı, şimdiden harekete geçmelidirler. Eğer bu seçimde otoriter bir yönetimi öngören “AKP- MHP ittifakını” durdurmayı, AKP’nin yaptığı tahribatı önlemeyi amaçlıyorlarsa, tutuklu HDP lideri Demirtaş’ın dile getirdiği “Demokrasi ittifakını” hayata geçirmek için çaba göstermeye şimdiden başlamalıdırlar.
Bu seçimlerde farklı bir yol izleyen, parti olarak seçime katılma hakları tanınmadığı için bağımsız olarak vekilliğe aday başka sosyalist arkadaşlarımız da var. Onların bu seçim döneminde sosyalizmi anlatma çabaları, “hattı müdafaa” konusundaki kararlılıkları boşa gitmiş sayılmamalıdır. Çünkü bugün öncelikli hedef AKP’yi Meclis’te zayıflatmak, otoriter yönetime gidiş yolunu kesmekse, geleceğin değişmez hedefinin ne olduğunu göstermek de o kadar önemlidir.
...***
Esfender Korkmaz, 20 Haziran tarihli Yeniçağ gazetesinde, " Türkiye IMF'ye gider mi?"başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Ekonomi hamaset ve slogan kaldırmaz. Ekonomik gerçekleri yaşayanlar için ters teper.Siyasi iktidar iktisat politikasını da, faiz lobisi gibi suçlamalarla, popülizm kanalına soktu. Ancak sonunda faizi daha çok artırmak zorunda kaldı. Herkesin sesi kesildi.Başta Başbakan Yardımcısı her konuşmasında ''yapısal reformlar'' dedi. Ancak yalnızca lafta kaldı. Enflasyon yapısal olarak kronikleşti. Üretim dışa bağımlı bir yapı kazandı. Büyüme olunca ithalat artıyor ve cari açık da artıyor."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ödemeler bilançosu dengesi bozuldu. Cari açık artarken, yabancı sermaye girişi azaldı.
Aşağıdaki tablodan, döviz cephesinde yapısal risk oluştuğu anlaşılıyor.
Moody's Türkiye raitingi Ba2, yatırım yapılamaz spekülatif derecededir ve 2 Haziran 2018 tarihinde Türkiye'yi izlemeye aldığını belirtti.
Standart and Poor's'un notu BB- yatırım yapılamaz spekülatif seviyede ve görünümü durağandır.
Fitch'in notu da BB+, yatırım yapılamaz, spekülatif seviyededir. Görünümü durağandır.
Siyasi iktidar raiting şirketlerini tehdit ediyor. Ancak dünya, yabancı yatırım sermayesi bu şirketlerin gözüne bakıyor.
Türkiye'nin bu pozisyona gelmesinde siyasi iktidarın yönetim anlayışı, güven aşınması ve OHAL neden oldu. Bu durumun sürdürülemez olduğu ortadadır. Siyasi iktidar nasıl bir çözüm yolu bulacağını da açıklamıyor.
Aslında seçim sonunda mevcut siyasi iktidar devam ederse, IMF yolu kaçınılmaz görünüyor. Siyasi iktidar değişmezse normal şartlarda Türkiye IMF'ye gitmek zorunda kalır.
Siyasi iktidar değişirse, iktisat politikaları da değişir. OHAL kalkar. Piyasada güven oluşur. Yeni iktidar için güvensizlik sorunu olmaz. Her şeyden önce 16 yıllık iktidarın doğrusu daha fazla olsa bile, yanlışlar daha etkili oluyor. Avrupa'nın ve yabancı yatırım sermayesinin Türkiye'ye bakışı değişir. IMF'ye gitmeden de çözüm bulunabilir.
...***
Kazım Güleçyüz, 20 Haziran tarihli Yeniasya gazetesinde, " 24 Haziran tarihî fırsat" başlıklı yazısını okuyucularla paylaşıyor.
" Seçime dört gün kala siyasî ortam ve atmosfer, baskın seçim kararının açıklandığı iki ay öncesinden çok farklı.Bahçeli’nin “26 Ağustos’ta yapalım” diye ortaya atmasından sonra Erdoğan’ın 24 Haziran’a çektiklerini bildirdiği seçim kararı öncesi ülke OHAL rejiminin ağır baskısı altında MHP destekli Saray+AKP iktidarının keyfîliklerine karşı çaresiz durumdaydı."diyen yazar, yazısının devamında şu ifadelere yer veriyor:
...***
Ama erken seçim kararı birden havayı değiştirdi. Muhalefetteki dört partinin adalet, hukuk, demokrasi, parlamenter sisteme dönüş gibi hedefler ekseninde Millet İttifakını oluşturması, çok farklı bir rüzgâr estirdi. Bu ittifakın cumhurbaşkanı adaylarının sahneye çıkması, seçim yarışına yıllardır görülmemiş bir renk ve canlılık kattı.
16 yıllık süreçteki seçimlerin çoğunda, iktidarda olmasına rağmen “mağduriyet”in primini alarak ipi göğüslemiş olan AKP, bu kez iktidara iyice yerleşmiş, devlet imkânlarını sonuna kadar kullanan, kontrolündeki medya ile kitlelerin beynini yıkamaya devam eden, alternatifsizlik algısından da beslenen bir konumda seçime giriyorken...
Zaten var olan 12 Eylül ürünü adaletsiz ve eşitsiz seçim sisteminin sağladığı haksız avantajlara ilaveten OHAL’in getirdiği kısıtlamalar ayrı bir handikap oluşturuyorken...
Bu üst üste gelen ve iç içe geçen olumsuzluklar, iyice bunalan toplumdaki çıkış yolu ve alternatif arayışını tetiklemek suretiyle 24 Haziran’ı kurtuluş için tarihî bir fırsat olarak görme ve değerlendirme algısını ve kararını da oluşturdu ve pekiştirdi.
Millet İttifakıyla ortaya konulan alternatif umudu kitlelerdeki karamsarlığı dağıtırken, iktidarın ezberini ve kimyasını iyice bozdu.
Artık gündem dayatan değil, adalet ve demokrasi için güçbirliği yapmış muhalefetin belirlediği gündemlerin peşinden giden ve rakiplerinin atraksiyonlarına cevap vermekte çok zorlanan diken üstünde bir iktidar var.
Seçim beyannamesinde “Sürdüreceğiz” dediği OHAL’i 24 Haziran’dan sonra kaldırmaktan dem vurması ve bayramlarda “Erdoğan köprüleri”ni de ücretsiz yapmayı ancak muhalefetin bu konuyu dillendirmesi üzerine telâffuz etmesi, iktidardaki “dağılma” halinin örneklerinden yalnızca ikisi.